Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi
Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra meydana gelen yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatı etkisi altında gelişmiştir.Bu etki;Arapca ,Farsça sözcüklerin Türkçeye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir.Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin nedeni, şairlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.

Divan edebiyatının ilk örnekleri 13. yüzyılda verilmiştir. Bu edebiyatın ilk ürünlerini veren Mevlana Celaleddini Rumi bütün yapıtlarını Farsça yazdı. Aynı yüzyılın bir başka büyük şairi Hoca Dehhani’ydi. Horasan’dan gelip Konya’ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi’nin etkisinde şiirler kaleme aldı.14. yüzyılda  kültür merkezlerinde  şairler ve yazarlar Divan edebiyatının yeni örneklerini verdiler. Bunların çoğu kahramanlık hikâyeleri, öğretici,eğitici ve dinsel yapıtlardı.

Bu arada İran edebiyatının konuları da Türk edebiyatına girmeye başladı. Süleyman Çelebi’nin (1351–1422) Vesile-tü’n Necât başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran edebiyatının etkisiyle yazılmıştır. Divan edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşadı. Bâkî ve Fuzuli Divan şiirinin en iyi örneklerini verdiler. 17. yüzyıla girildiğinde Divan edebiyatının ulaştığı düzey, İran edebiyatıyla boy ölçüşecek düzeye ulaşmıştı. Şairler, şiirlerinde “fahriye” denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardı.

Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef’i bu yüzyılın ünlü şairleriydi. Divan edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim’in ve Şeyh Galib’in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girdi. Daha sonraki şairler özellikle bu iki şairi taklit ettiler ve özgün yapıtlar ortaya koyamadılar. 19. yüzyılda Divan edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştu. İlk eleştiriyi getiren Namık Kemal’di. Tanzimat’la birlikte Türk edebi-yatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlandı.

Divan edebiyatı böylece önemini yitirmekle birilikte, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, Türk edebiyatının aruz ölçüsüyle son şiirlerini yazdılar.

Divan edebiyatı Türklerin İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapca ve Farsça sözcüklerin Türkçeye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir.

İslâm dininin benimsenmesinden sonra, Kur’an’ın Arapca olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir.

Öte yandan Anadolu’da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapca ve Farsça’yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapca ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapca ve Farsça‘nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir.

Genel Özellikleri   

*Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.

* Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.

* Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.

* Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.

* Nazım ölçüsü “aruz“dur.

* Dili Arapca, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca”dır.

* Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.

* Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.

* Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.

* Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.

* Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.

* Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.

* Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.

* Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.

* 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.

Divan Şiirinin Konuları ve Özellikleri
Divan şiiri, döneminin zevklerini, sanat anlayışını, inançlarını, yaşama bakışlarını ve bilgilerini yansıtır. Ne var ki, Divan şairinin gerçek yaşamı anlattığına pek rastlanmaz. Kendisini sürekli acı çeken bir âşık olarak anlatan Divan şairi, sevgilisini ay gibi yuvarlak yüzlü bir güzel olarak betimler. Sevgili hem ay hem de güneştir. Divan şiirinde kullanılan benzetmelerde sevgilinin boyu mızrak gibi uzun ve düz, saçları sümbül, yanakları lale ya da gül, gözleri nergis, kaşları yay, kirpikleri ok, dişleri inci, çene çukuru kuyudur. Sevgilinin beli kıldan incedir, dudağı ölümsüzlük suyu (ab-ı hayat) gibidir. Böyle betimlenen sevgilinin âşığının (yani şairin) gözyaşı Nil ya da Fırat ırmakları gibi akar.

Âşığın bir yandan rakibi, bir yandan da acı çektiren sevgilisi vardır ve bu nedenle başı belâdan hiç kurtulmaz. Divan şiirinde bütün şairlerin kullandığı bu tür benzetmelere “mazmun” denir. Bu mazmunları yerli yerinde ve başarılı biçimde kullananlar iyi şair sayılırdı.

Divan şirinde yaygın işlenen konulardan biri de doğadır. Ama doğa, şairin hünerini göstermesi için bir araçtır. Çünkü şair, doğayı kendisinin gördüğü gibi değil, önceki usta şairlerin gözüyle yansıtır. Doğa, daha çok kasidelerin ve mesnevilerin konusu olmuştur. Bahar ve kış mevsimleri o kadar çok işlenmiştir ki, bu iki mevsimi anlatan şiirlere ayrı adlar bile verilmiştir. Baharı anlatan şiirlere “bahariye”, kışı anlatanlara da “şitaiye” denmiştir. Bahar, şair için sevinç kaynağıdır. Bahar için yapılan benzetmelerden biri sultandır. Örneğin bahar sultanı ordusunu toplar, kış sultanına hücum ederek onu yener. Bâkî’ nin “Bahar Kasidesi”, en güzel bahariye örneğidir. Bahar tasvir edilirken gül, bülbül, lale, sümbül,çimen gibi sözcüklere sıkça başvurulmuştur. Divan şairine göre bahar yaşam ve canlılığın kaynağıdır.Kış ise can sıkıcı ve bunaltıcıdır; zalim bir padişaha benzetilir. Divan şiirinde işlendiği biçimiyle doğa belli öğelerle sınırlı kalmıştı.Örneğin orman,dağ, ova, rüzgâr, yağmur gibi öğeler Divan şiirinde hemen hiç kullanılmamıştır. Divan şiirinde kayıklar vardır, ama deniz yoktur. Divan şiirinde bilinçli olarak hayali bir dünya yaratılmıştır.

Nazımın sözlük anlamı “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir akla gelir. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı ürünler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Divan şiirinde daha çok Kur’an, Hz. Muhammed’in sözleri olan hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öyküler, tasavvufun ortaya attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de yararlanılmıştır. Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra,    genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyittir.Sözcük olarak beyit “ev” anlamına gelir. Mısra da, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.

Divan Şiirinin Genel Özellikleri 

*Divan şiiri, kuralcı bir şiirdir. Divan şiirinde konudan çok konunun işlenişi (üslup, anlatım) önemlidir. Aynı konu birçok şair tarafından değişik biçimlerde anlatılmıştır.

*Şiirde en küçük nazım birimi tek dizeden oluşur. Bir manzum parça içinde yer almayan böyle dizelere “azade        mısra” (bağımsız dize) denmiştir.

*Şiirde konu bütünlüğünden çok parça bütünlüğüne (beyit güzelliğine) önem verilmiştir. Her beyit kendi başına bir anlam taşır.

*Şiirde gazel, kaside, mesnevi, müstezat gibi nazım biçimleri kullanılmıştır. Bunların çoğu Arap ve Fars edebiyatın-dan alınmıştır.

*Divan şiirine Türklerin kattığı iki nazım biçimi “tuyuğ” ve “şarkı” dır.

*Divan şiirinde kalıplaşmış sözler çok kullanılmıştır. Her şairin ortaklaşa kullandığı bu kalıp sözlere “mazmun” denir. Mazmunlar, edebiyatta belli kavramları anlatan, onu düşündürüp çağrıştıran sözlerdir.

*Divan şiirinde söz ve anlam sanatlarına sıkça başvurulmuş; sanatlı anlatım ustalığın ölçüsü sayılmıştır.

*Şiirde nazım birimi “beyit”ler. Beyit, İki dizeden oluşan söz kümesidir. Şiirlerin uzunlukları beyit sayısıyla ölçülür. Dörtlükler ve bentlerle yazılan şiirler de vardır.

*Divan şiiri ilk örneklerini 13. yüzyılda vermeye başlamış 19. yüzyılın sonlarına doğru gücünü kaybetmiştir.

*Anadolu’da din dışı şiirler yazan ilk Divan şairi, 13. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Hoca Dehhani’dir.

*Divan şiirinde konular oldukça sınırlıdır: İslam mitolojisi, klasik aşk öyküleri, kadın, şarap, din ve tasavvufla ilgili konular ile bazı felsefi düşünceler en çok işlenen konulardır.

*Divan şiirinde toplumla ilgili konulara hemen hiç yer verilmemiş; şairler bazen bireysel sorunlarını dile getirmişlerdir: Fuzuli’nin Şikayetnamesi, Şeyhi’nin Harnâme’si gibi. Eleştiriler, düzene değil, kişiye yöneliktir.

*Divan edebiyatında şiirlerin özel bir adı (başlığı) yoktur. Şiirler yazıldığı nazım şeklinin adıyla “gazel, kaside vs.” anılır. Adlandırma, gazellerde uyak ve rediflere göre, kasidelerde betimleme (tasvir) bölümüne göre yapılır.

*Divan şiirinde aşk ön plandadır. Aşk anlayışı çağın mutlak hükümdarlık sistemine ve tasavvuf düşüncesine dayanır. Sevgili, mutlak iktidar sahibi, zalim, vefasız; âşık ise bahtsızdır. Şairler daha çok platonik bir aşk anlayışını benimsemiştir.

*Divan şiirinde kaderci bir dünya görüşü egemendir. Şairler, dünyanın geçici olduğundan, feleğin şerrinden,     zamanın kötülüğünden yakınırlar.

*Söyleyiş, özentilidir. Ustalık, benzetmeler yapmak; mecazlı, sanatlı deyişler yaratmak, kalıplaşmış anlamlı sözcükleri (mazmunlar) yeniden kullanmakta görülmüştür. Bu nedenle şair, işlenen konudan çok söyleme biçimine    (üsluba) önem verir.

*Divan şiirinde dil Osmanlıcadır. Osmanlıca; Arapça, Farsça ve Türkçe sözcüklerin karmasından oluşan bir dildir. Başlangıçta Türkçe sözcüklerin daha çok kullanıldığı Divan şiirinde, özellikle 16. yüzyıldan sonra dil çok ağırlaşmıştır.

*Şiirde tasavvuf, Sebk-i Hindi ve mahallileşme akımlarının etkileri görülür.

*Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Arap şiirinden Fars şiirine, oradan da Divan şiirine geçen aruz ölçüsü hecelerin uzunluk ve kısalığı temeline dayanır.

*Divan şiirinde Aşık Paşa, Nedim ve Şeyh Galip hece ölçüsüyle birer şiir denemesi yapmışlardır.

*Şiirde “göz için uyak” anlayışı benimsenmiş, en çok tam ve zengin uyak kullanılmıştır.

Divan Şiirindeki Söz Sanatları Divan şairinin iyi şair olabilmesi için dilin inceliklerini bilmesi gerekirdi. Şairin söz sanatlarındaki ustalığı şiirinin değerini artırırdı. Bu nedenle şairler, hüsn-i ta’lil ve teşbih sanatına sıkça başvurmuşlardır. Divan şairi için benzetilenler, daha doğrusu neyin neye benzetileceği belliydi ve kalıplaşmıştı. Bu amaçla hazırlanmış listeler bile vardı. Yeni bir şiirin benzetme yönü farklıysa, o değerli bir şiir olarak nitelendirilirdi. Ama asıl yenilik hüsn-i ta’lil sanatıyla ortaya koyulurdu. Böylece şair bir sözcüğe ya da deyime, kullandığı dili çok iyi bilmesi oranında artan anlamlar yüklenmiş oluyordu.

Başlıca söz sanatları şunlardır: Teşbih, Mecaz, Mecaz-ı Mürsel, Telmih, Tecahü’l-İ Arif, İstiare, Hüsn-İ Ta’lil, Leff Ü Neşr, Kinaye, Tariz, Teşhis, İntak

Mazmun :Anlam, kavram manalarına gelir. Edebiyatta, özellikle Divan Edebiyatı’nda bazı kavramları ifade etmek için kullanılan klişeleşmiş(kalıplaşmış) sözlere verilen addır. Mazmunlar benzetmeli, cinaslı ve nükteli sözlerdir.
Örnek:
Nergis: Göz
Badem: Göz
Keman: Kaş
Ok: Kirpik
Servi: Boy
Serv-i Revan: Yürüyen sevgili
Gonca: Dudak, ağız
Yılan: Saç
Gece: Saç
İnci: Diş

**Daha önce hiçbir kimse tarafından söylenmemiş mazmunlara bikr-i mazmun denir.

Divan Edebiyatında DüzYazı (Nesir)

Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır. Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı.

Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri, hadis açıklamaları bu türde yazılmış eserlerdir.

Süslü düzyazıda (nesirde) hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıcayı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk örneğini, 16. yüzyılda Âşık Çelebi yazmıştır.

Orta düzyazı (nesir) ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde (orta nesirle) yazılmıştır.

Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:

1. Sanatlı(süslü) Düzyazı: Söz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan Paşa’nın Tazarru’at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneğidir. Sanatlı düzyazıya inşa denir

2. Orta Düzyazı: Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitaplarında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,’ vaka-nüvis’ adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade, Ebülgazi Bahadır Han, Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.

3. Sade Düzyazı: Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet , Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).

Din Dışı Yazı Türleri: Tezkire, Tarih, Seyahatnâme, Sefaretnâme, Siyasetnâme, Münazara, Münşeat

 

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

Ölçüsü ve uyağı olan söz ya da yazıya “manzum” ya da “manzume” denir. Şiirde dize sayısı, dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, uyak yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır, ama birkaçı daha yaygın olarak kullanılmıştır.

Biçimlerine Göre: Uyak, beyit, mısra, bend, mesnevî, kasîde, gazel, rubaî, musammat, terkib-i bend, müsemmem, tuyuğ, tahmis, tardiye, taşdir, tesdis, teşbiye, taşir, tezmin, muaşşer, muhammes, murabba, müseddes, müstezat, şarkı

Konularına Göre:

*Din dışı: Bahariye, Cevreviye, Fahriye, Mersiye, Mehdiye, Gazavatnâme, Sahilnâme, Sakînâme, Kıyafetnâme, Surnâme, Hamamnâme, Şehrengiz, Hicviye, Hezliyat, Tarih Düşürme, Muamma, Lûgaz, Dariye, Rahşiye

*Dinî: Tevhid, Münacat, Na’at, Makte’l-İ Hüseyin, Miraciye, Hilye, Mevlid, Kırk Hadis, Menkıbe, Kıssa

1. GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-15 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti”  ya da “taç beyit”denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.

2. KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taçbeyt” adı verilir.

3. MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz.

**Mevlânâ”nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.

**Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nevi-zâde Atâi’dir.

4. KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.

5. MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.

BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ

1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir. Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.

2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin‘dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).

BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER

1) MURABBA: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.

2) ŞARKI: Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim’dir.

NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı “MUSAMMAT” tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı “MUSAMMAT”tır.

TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur. Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.

TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve ay-nen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.

DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

1. TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir.

2. NAAT: Hz. Muhammed”i övmek için yazılan şiirlere denir.

3. MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir.

**Bu türün, Eski Türk Edebiyatı”ndaki adı sagu, Halk Edebiyatındaki adı ise ağıttır.

4. METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir.

5. HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.

6. FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.

NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir.

DİVAN EDEBİYATINDA NAZIM BİRİMİ

Nazım sözlük anlamıyla “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı eserler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Bunun yanında Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlere de rastlamak mümkündür.

Divan şairi konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra, genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyitten, yani iki mısradan oluşur.

Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür.

Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin Rubâi nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir.Rubai’de mısralar;a+a+b+a şeklinde uyaklıdır.

DİVAN EDEBİYATI SANATÇILARI

HOCA DEHHANİ

Horasan Türklerinden olup 13. yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır.Divan edebiyatının ilk temsilcisi olarak kabul edilir.

Anadolu’da, İran edebiyatı etkisiyle gelen din dışı konularda Türkçe şiirler yazan ilk şairlerdendir. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat’ın isteği üzerine 20 bin beyitten oluşan bir “Selçuk Şehnamesi” yazmıştır. Farsça yazdığı bu yapıtının yanı sıra ustaca söylenmiş Türkçe gazel ve kasideleri vardır.

*Dehhani’nin bugüne kadar ele geçen şiirleri bir kaside ve altı gazelden ibaret olup toplam yetmiş dört beyittir.

*Döneminde hemen bütün şairler dinî-tasavvufî konularda şiirler yazarken onun şiirlerinde pek tasavvuf etkisi görülmez.

*Gazellerinde mazmunlara açık şekilde yer veren şair, Oğuz Türkçesini en zarif ve en sade şekilde kullanmıştır.

*Şiirleri, Türk edebiyatında gazel ve kaside nazım şeklinin ilk örneklerini oluşturur.

*Şiirleri ifade ve teknik bakımından aynı devirdeki diğer Anadolu Türk şairlerine oranla daha başarılıdır.

*O, bahar, gül, içki meclisleri gibi dünya zevklerini; hasret, arzu, heves, içli şikâyetler hâlinde dünyevî aşkın çeşitli görünümlerini, hayatın geçiciliği gibi din dışı konuları işler şiirlerinde.

*Az sayıdaki şiirlerinde daha sonraki yüzyıllarda karmaşık mazmunlar hâline gelecek olan teşbih ve istiarelerin           zengin örnekleri görülür. Bu bakımdan onun şiirleri, İran tesirinin görüldüğü ilk örnekler sayılmıştır.

*Dehhani, Anadolu’da divan şiirinin din dışı konularda şiirler yazan bilinen ilk şairidir.

 

AHMED FAKÎH

Hoca Ahmed Fakih ya da Sultan Hoca Fakih adları ile bilinen Ahmed Fakih 13. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan tasavvuf şairidir.

Çarhnâme : 100 beyitlik bir kasidedir. Eser tasavvuf konusunda öğretici bilgiler içerir. Dünyanın faniliğinden bahse-den, günahtan kaçınmayı öğütleyen Çarhnâme, halk için yazılmış dini-ahlâki bir eserdir.

 

HACI BEKTAŞ-I VELİ 

13.yy’da yaşamıştır, Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğ-muştur. Ahmet Yesevi’nin isteğiyle Anadolu’ya gelmiştir. Bilinen en önemli eseri ”Makâlât”tır. Bektaşilik tarikatının kurucusudur.

Makâlât : Sohbetler sözler anlamına gelir. Hz Adem’in yaratılışı, Şeytan ve Şeytani işler, Allah’ın birliği gibi konuları ele almıştır. Arapça yazılan bu eserin aslı elde bulunmadığı gibi Hacı Bektaş’ın kaleminden çıktığı da tarihi açıdan henüz kesin değildir.

Vilâyetnâme : Eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşamı ile ilgili menkıbeler anlatılmaktadır.

 

MEVLANA

30 Eylül 1207’de Horasan yöresindeki Belh şehrinde doğmuştur. Alaaddin Keykubat’ın daveti üzerine ailesiyle Konya’ya gelmiş ve oraya yerleşmiştir. Burada, Şems-i Tebrizi ile tanışarak ondan tasavvuf eğitimi almıştır. Şems’in ölümünden sonra inzivaya çekilmiş; yaşamını “Hamdım, piştim, yandım.” sözleri ile özetlemiş, 17 Aralık 1273’te ölmüştür. Büyük bir hoşgörü sahibidir. Ona göre kâinatın temeli, insanı olgunlaştıracak ve Allah’a yaklaştıracak şey sevgidir. Bu felsefesiyle yüzyıllardan beri bütün insanlığın ilgisini çekmektedir. En önemli yapıtı “Mesnevi” adlı mesnevisidir.

* Türk ve dünya edebiyatının önde gelen sanatçılarındandır.

*İnsan sevgisi, ilahî aşk eksenindeki dinî konuları kendine özgü bir anlayışla işlemiştir.

*Arapça, Farsça ve Rumca da bilen sanatçı, bu dillerle de şiirler söylemiş, devrin edebiyat dili Farsça olduğundan şiirlerini Farsça yazmıştır.

*Tasavvuf düşüncesini halk zevkine uygun olarak hikâyeler yardımıyla anlatmaya çalışmıştır.

*Din, dil, ırk ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün insanlığa seslenmiş, insanı insan olduğu için sevmiştir.

*Tasavvuf düşüncesini ilahî aşkla birleştirip şiir sanatıyla ölümsüz hâle getirmiştir.

*Şiiri, musiki ve sema sanatıyla birleştirmiştir.

Eserleri:
Mesnevi: Küçük manzum hikâyelerle dini ve tasavvufi öğütler yer almaktadır. Mesnevi biçiminde yazılmıştır.
Divan-ı Kebir: Sanat gücünü ortaya koyan gazel, kaside, müstezat ve rubailerinden oluşur.
Fihi Mafih : Dini ve tasavvufi sohbetleri yer almaktadır.
Mektubat: Devrin ileri gelenlerine nasihat için veya kendi-sine sorulan sorulara yanıt olarak yazdığı mektuplar yer almaktadır.
Mecalis-i Seba (Yedi meclis): Çeşitli zamanlarda verdiği yedi vaazı yer almaktadır.

 

SULTAN VELED 

Mevlana’nın oğludur. Dini-tasavvufi konulara ağırlık vermekle birlikte biçim olarak Divan tarzı şiirleri Anadolu’da ilk yazan odur. Yalnız, şiirlerinin çoğu Farsçadır. Türkçe birkaç gazeli ve mesnevi biçimli birkaç parçası vardır. Farsça eserlerinden bazılarının sonuna Türkçe bölümler eklenmiştir. Selçuk Şehnamesi adlı bir eseri olduğu bilinir, ancak bu eser ele geçmemiştir.

Eserleri :

Divan:Değişik nazım şekilleri ile yazılmış dini-tasavvufi ve ahlâki şiirler yer alır. Hacimli bir eser olan Dîvân’ın gazeller bölümünde Türkçe-Farsça-Rumca yazılmış mülemma manzumeler de bulunmaktadır.

İbtidâ-nâme:Sultan Veled’in yazdığı ilk mesnevidir. Veled-nâme adıyla da tanınan eser, 1291 yılında yazılmış olup içinde 76 Türkçe beyit bulunmaktadır. Mesnevi, Mevlânâ hakkında güvenilir bilgi vermesi bakımından önemlidir. Ayrıca Sultan Veled’in kendisi hakkında da eserde bilgi bulunmaktadır.

Rebâb-nâme:Sultan Veled’in yazılış sırasına göre ikinci mesnevisidir. Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin vezninde fâ’ilâtün/ fâ’ilâtün/ fâ’ilün ve onun etkisi altında kalınarak yazılmış olan bu kısa mesnevide de 162 Türkçe beyit bu-lunmaktadır.

İntihâ-nâme:Sultan Veled’in son mesnevisidir. İşlenen konular bakımından bir önceki mesneviye benzer. Ancak, bu eserin tamamı Farsçadır.

Ma’arif:Sultan Veled’in dini, ahlâki öğütler veren son eseri olup mensur olarak yazılmıştır.

 

ŞEYYAD HAMZA

*Şairin, din dışı iki gazelinin bulunması, onun dini-tasavvufî kimliğinin yanı sıra, dünyevi yönünün de bulunduğunun bir kanıtıdır.

*Şiirlerinin eski Anadolu Türkçesi ile yazılmış olmasına karşın Mecmû’atü’n-Nezâ’ir’de bulunan bir gazeli doğu Türkçesi özellikleri taşımaktadır

*Onun varlığı bilinen bazı manzumeleri, Yunus Emre’yi yaratan edebi ortamın hazırlanmasında katkısının olduğu-nu göstermektedir.

*Türkçe şiirler yazan sanatçı, şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü kullanmıştır.

*Hece ile yazdığı şiirlerinde aruz zorlamalarından uzak kaldığı için daha pürüzsüz, daha tabii bir dil kullanmıştır.

*Şeyyâd Hamza’nın hem aruzla hem de hece vezniyle yazdığı manzumeleri vardır.

*Manzumelerinde, dörtlük, mesnevi, gazel, kaside olmak üzere değişik nazım şekillerini kullanmıştır.

Yûsuf u Züleyhâ : Mesnevidir. 1529 beyittir. Eser, Kur’an-ı Kerîm’deki Yûsuf kıssasına dayanmaktadır.

 

ÂŞIK PAŞA 

Tasavvufla ilgili görüşlerini çevresindekilere telkin ederek gerek yapıtları gerek şeyhliği ile dönemini derinden etki-lemiş mutasavvıf bir şairdir. Yapıtlarını sade bir dille yazmış ve Türkçenin Anadolu’da bir edebiyat dili olarak yerleşmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. Halka tasavvufu öğretmek amacıyla, aruz ve hece ölçüsüyle şiirler yazmış, özellikle didaktik tarzda yapıtlar ortaya koymuştur. En önemli yapıtı mesnevi biçiminde yazdığı                  “Garipname”dir.

*Eserlerini yalın bir dille yazarak Türkçenin Anadolu’da bir edebiyat dili olarak yerleşmesinde önemli hizmetler görmüştür.

*Hem aruz hem hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.

*Şiirlerinde ve “Garibnâme”sinde büyük ölçüde Yunus Emre ve Mevlana etkisi hâkimdir.

*“Garibnâme”  adlı mesnevisiyle “Mevlid” yazarı Süleyman Çelebi’yi etkilemiştir.

*Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde Yûnus’un etkisinde kalmıştır.

*Çok iyi Farsça ve İbranice bildiği hâlde Türkçeye bağlı kalan sanatçı, o devirde hâkim olan “Türkçeyle eser yazıl-maz” anlayışına karşı çıkarak eserlerini Türkçe yazmıştır.

*Mevlid ve Miracnâme türünün ilk örneklerini vermiştir.

Eserleri:
Garipname: Ahlaki, tasavvufi ve didaktik bir mesnevidir. Sanatsal yönden zayıf bir yapıttır. Yaklaşık 12000 beyitten oluşmaktadır.
Fakrname, Vasf-ı Hâl, Kimya Risalesi:Edebi yönden zayıf manzum ve mensur küçük hacimli yapıtlardır.

 

GÜLŞEHRİ 

13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Mutasavvıf bir kişiliğe sahip olan şair, Kırşehir’de bir Mevlevi tekkesi kurmuş, orada şeyhlik yapmıştır. Feridüddin-i Attar’ın “Mantıku’t Tayr” adlı yapıtını Türkçeye çevirmesiyle tanınmıştır. Bu çevirisine Attar’ın birçok hikâyesini almamış; onların yerine “Mesnevi”den, “Kelile ve Dimne”den ve “Kabusname”den kıssalar eklemiştir. Ayrıca din ve tasavvuf konularını işleyen “Felekname” adlı bir yapıtı vardır.

*Eserleri Eski Anadolu Türkçesi bakımından çok değerli olduğu gibi, tasavvufi açıdan da önemlidir.

*Türkçeyi ve aruz veznini iyi kullanan bir şair olan Gülşehrî, Yûnus Emre’den sonra çağının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edildiği gibi, Türkçenin ileri kültür dili hâline gelmesi için giriştiği çabalarla da tanınır

*Türkçe ile şiir yazılamayacağı düşüncesinin ağırlık kazandığı bir dönemde yazdığı Türkçe şiirlerle bunun aksini kanıtlamıştır.

*Eserlerini yer yer doğa tasvirleriyle süslemiştir.

*Eserleri, hem eski Anadolu Türkçesi, hem de tasavvuf açısından büyük önem taşır.

Eserleri:
Mantıku’t Tayr (Kuşların dili): Mesnevi tarzında yazılmıştır. Tasavvufi hikâyeler içermektedir.
Felekname: Ahlaki, tasavvufi ve didaktik bir yapıttır.

 

HOCA MESUD

*Döneminde kullanılan deyimleri ve atasözlerini nazma geçirmiştir.

*Şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır.

*Arapça ve Farsça sözcüklere oldukça az yer vermiştir.

*Türkçeye tercümeler yaparken sadece sözcük ve kavramlar aktarmamış, kendi yaratıcı gücünden birçok ilavede bulunmuştur.

*Bazı vezin kusurları bulunmakla beraber onun aruza hâkim olduğu göze çarpmaktadır.

*Klâsik nazım tekniğini iyi bilen, klâsik edebiyatın estetik anlayışı içerisinde şiir­ler yazabilen bir şair olduğu görül-mektedir.

*Tercümenin yaratıcı bir sanat yete­neği gerektirdiği sırrını kavrayan bir sanatkârdır.

Eserleri:
Süheyl ü Nevbahar:Yeğeni İzzeddîn Ahmed’le birlikte yazdığı aşk mesnevisidir. Eser daha çok manzum aşk ve macera hikâyeciliği içinde yer almaktadır. İlk bin beytini yeğeni İzzeddîn Ahmed, geriye kalan 4661 beyti kendisi yazmıştır.
Ferhengname-i Sadi:1354 yılında kaleme alınan 1073 beylik bu mesnevi, Sadi’nın Bostan’ından seçilmiş şiirlerin tercümesidir.

 

AHMEDİ 

Bursa ve Edirne sarayları çevresinde rahat bir yaşam sürmüştür.Aşk, eğlence, tarih ve tabiat temalı şiirler yazmıştır. Tasavvufu çok iyi bilmesine rağmen, şiirlerinde tasavvufa az yer vermiştir. Türkçeyi iyi kullanan, şiir tekniğine hâkim kudretli bir şairdir. Gazel ve kasidelerinde İran şiirinin özelliklerini gösterdiği gibi, Türk ruhunun inceliklerini ve Türkçenin gücünü de aksettirmiştir.

Eserleri:
Divan
İskendername: Büyük İskender’in yaşamının ve savaşlarının anlatıldığı mesnevidir. Yapıtta ayrıca; astronomi, fen, matematik ve toplumbilim ile ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cemşid ü Hurşid: Çin hükümdarı Cemşid’in Rum kayserinin kızı Hurşid’e aşkını anlatan yapıt, Farsçadan çevrilerek mesnevi biçiminde yazılmıştır.
Tervihü’l Ervah: Manzum bir tıp kitabı.
Mirkatü’l Edeb: Arapça-Farsça manzum sözlük.

 

KADI BURHANEDDİN

İslami bilimlerin yanı sıra astronomi ve tıp eğitimi görmüştür. Yapıtlarnda aşk ve kahramanlık konularının yanında tasav-vufa da yer vermiştir. Tuyuğ türündeki şiirleriyle tanınmıştır.

*Kadı Burhaneddin, gazelleri ve tuyuğları ile ün kazanmıştır.

*Edebî sanatlara, özellikle cinasa düşkündür.

*Bazı şiirlerinde tasavvuf izleri gayet açıkça görülmekle beraber daha çok, beşeri, maddi aşkı işlemiş ve maceracı, dövüşçü, savaşçı hayatının ve ruhunun izleri çok açık olarak şiirlerine yansımıştır.

*Tuyuğ nazım şeklini dîvan edebiyatına kazandırmıştır.

*Gazellerinin gayet içten ve âşıkane olduğu görülür.

*Şiirlerinde ne mahlası ne de adı bulunmaktadır.

*Şiirlerinde Türkçeyi aruza uydurmakta güçlük çektiği görülür.

*Günlük konuşma dilini şiirlerinde kullanması onun şiirlerine ayrı bir özellik verir.

*Aşk şiirlerinin yanı sıra din ve tasavvuf ile ilgili şiirleri de vardır.

-Divan’ı vardır.

 

NESÎMİ 

Azeri ağzıyla gazeller, tuyuğlar yazmıştır. Aslında tasavvuf şairi de sayılabilir. Ancak içerik olarak tekke şiiri özellikleri taşıyan eserleri biçim ve söyleyiş yönünden Divan Edebiyatı özelliklerine sahiptir. Divan şiirinin, halka en iyi hitap eden sade örnekleri verilmiştir. Heyecanlı ve duygulu bir söyleyişi vardır.

*Nesîmî sâdece yaşadığı asrın değil, bütün Türk edebiyatının da en usta şairlerindendir.

*Türkçe ve Farsça ile mesneviler, gazeller, rubailer ve tuyuglar yazmıştır.

*İlâhî aşkın verdiği heyecanla yazdığı Türkçe şiirlerinde ahenkli ve çok düzgün bir dil görülür. Bu şiirlerde Hurûfi inancının izleri de açıkça görülür.

*Allah-insan fikrini ileri süren şairin bütün eserleri, insan hakkında yazılmış şiirlerden ibarettir.

*Nesimî, insanı Tanrılaştırarak veya Tanrı’yı insanlaştırarak Ortaçağ hayatının beşerî ilişkilerine karşı gelmekteydi.

*Nesimî’nin dünyevî ve gerçek konuları işleyen eserleri de vardır.

*Büyük şairin ölümsüz sanatı, Azerbaycan halkının sanat ve kültür tarihinde yeni bir düşünce tarzının ifadesidir.

*O’nun felsefî fikir ve yüksek sanat örneği olan şiirleri, Yakın ve Ortadoğu ülkelerinin şiirinde de bir uyanışa vesile olmuştur.

*Asırlarca okunmuş ve şiirlerine nazireler yazılmıştır.Fuzuli gibi büyük bir şâir üzerinde etkili olmuştur.

*Kanunî Sultan Süleyman da onun meşhur bir gazeline nazire yazmıştır.

*Türkçe ve Farsça olmak üzere iki divânı vardır.

*Türkçe şiirlerinde Nesimi, Farsça şiirlerinde Hüseynî mahlasını kullanmıştır.

*Nesimî, Azerbaycan edebiyat tarihinde felsefî şiirin temelini atmış; güzel ve mükemmel eserlerin sanatkârı olarak büyük şöhret bulmuştur. Onun şiirlerinde tasavvufî ve Hurufîliğe ait fikirler, zamanın hakim ideolojisine karşı yöneltilmiştir.

*Şiirlerini tümüyle Azerice dilinde söylemiştir.

 

SÜLEYMAN ÇELEBİ 

Yaşamı hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, Yıldırım Bayezit döneminde Bursa Ulu Camii’de imamlık yaptığı sanılmaktadır. Edebiyatımızda en tanınmış mevlid yazarıdır.

Eserleri:
-Vesiletü’n Necat (Kurtuluş vesilesi): Hz. Muhammed (SAV) ‘in övüldüğü ve hayatının anlatıldığı yaklaşık 800 beyitten oluşan bir mesnevidir. Halk arasında mevlid diye bilinir.

Münacaat, veladet, risalet, miraç, rıhlet ve dua      bölümlerinden oluşmaktadır.

 

AHMED PAŞA 

15. yüzyıl şairidir.Bu yüzyılın Şeyhi’den sonraki en güçlü divan şairidir.Fatih Sultan Mehmet’in hocasıdır.16. yüzyıl şairleri üzerinde etkili olmuştur.“Kerem Kasidesi”yle oldukça sevilmiştir.

*Divan edebiyatının kendinden sonrakilere örnek olan şairlerdendir.

*Dini ve tasavvufi konulardan çok, din dışı konularda şiirler söylemiş, aruzu başarılı bir şekilde kullanmıştır.

*Ahmed Paşa, devrinde “sultânü’ş-şuarâ” unvanını almış, şiirleri bütün Anadolu ve Rumeli’ye yayılmış, hatta Hüseyin Baykara’nın Herat’taki sarayına kadar ulaşmıştır. Hatta 15. yüzyılın ünlü Çağatay şairi Ali Şir Nevâî, II. Bayezid’e otuz üç gazelini göndermiş, Bayezid de bunları Ahmed Paşa’ya yollamıştır.

*Kendinden sonraki şairler tarafından örnek alınan sanatçı, nazireciliği ve tarih düşürmeyi gelenek hâline            getirmiştir.

*Divan şiirinin bütün inceliklerini şiirlerine ustalıkla yansıtan Ahmed Paşa, devrinin en büyük şairlerindendir. Fatih Sultan Mehmet’e yazdığı “güneş, kerem”, Cem Sultan’a yazdığı “benefşe, ab” redifli kasideleri ünlüdür.

*Ayrıca “Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül” nakaratlı murabbası çok beğenilmiş ve bu esere nazireler söylenmiştir.

*Dil, söyleyiş, ahenk ve duygu bakımından başarılı eserler vermiştir.

Eseri: Divan

 

NECATİ BEY
15. yüzyıl divan şairidir.Mahallileşme akımını başlatmıştır.Şiirlerinde atasözlerine ve halk söyleyişine yer vermiş-tir.Türkçenin şiir dili olmasına katkıda bulunan şairlerdendir.

*Şiirlerinde bol miktarda deyim ve atasözü kullanmıştır.

*Daha çok mersiye ve gazelleri ile tanınmıştır.

*Döneminde “Hüsrev-i Rum” olarak anılan şairin bugüne gelen tek eseri Divan’ıdır.

*Kendisinden sonra pek çok şairi etkilemiştir.

*Külfetsiz ve yapmacıksız şiirler söyleyen Necatî, gazel türünde başarılı eserler vermiştir.

Eseri:Divan

 

ALİ ŞİR NEVAİ 

Türk dil birliğini kurmaya çalışmış ve bu amaçla birçok yapıt ortaya koymuştur. Türk dilinin güzelliklerini görmüş, bunun üzerine yazdığı «Muhakemetü’l Lügateyn» adlı,yapıtında onun Farsçadan daha zengin bir dil olduğunu söylemiştir. Çağatay dilinin gelişmesinde etkin rolü olan sanatçının şiir ve düzyazı türünde birçok yapıtı vardır.

Edebiyatımızda ilk “hamse” sahibidir. Ayrıca edebiyatımızda ilk tezkire olan “Mecalisü’n Nefais” adlı yapıtı kaleme almıştır.

15. yüzyıl divan şairidir.Çağatay edebiyatının önemli temsilcisidir.Şairliğinin yanında, düşünür ve devlet adamı kimlikleri de vardır.

**Hamse sahibidir.

Eserleri
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Muhakemetü’l Lügateyn: Farsça ile Türkçe karşılaştırılarak Türkçenin daha üstün bir dil olduğu ortaya konur.
Mecalisü’n Nefais: Edebiyatımızda, şairlerin hayatlarının yer aldığı ilk tezkiredir.
Mizanü’l Evzan: Aruz ölçüsü ve nazım biçimleriyle ilgili bilgiler yer almaktadır.

 

ŞEYHİ 

Zengin bir tasavvuf bilgisinin yanı sıra tıp da öğrenmiştir. İnce bir dile, zengin bir düş evrenine, canlı bir tasvir          yeteneğine sahiptir. Osmanlı saraylarında bulunmuş, devlet büyüklerine kasideler sunmuştur. Hacı Bayram Veli’den etkilenmiş, mutasavvıf ve şair kimliğiyle kendinden sonraki şairleri de etkilemiştir. Aralarında Fuzuli ve Baki’nin de bulunduğu birçok şairin sanatçıya nazire yazması bu görüşü doğrular. Edebiyatın yanı sıra, tıpla da ilgilenmiş; bu alanda yapıtlar ortaya koymuştur. Divan edebiyatının önde gelen hiciv şairlerindendir. “Harname” adlı mesnevisi hiciv türünün en çarpıcı örneklerindendir. Ayrıca “Hüsrev ile Şirin” adlı bir de 15. yüzyılın en güçlü divan şairidir.
Tasavvuftan etkilenmiştir.

*Harname adlı 126 beyitlik sembolik mesnevisiyle tanınmıştır.Bir fabl olan Hamame’de şair, bir eşekten hareketle tasav­vufi ve toplumsal bir hiciv örneği vermiştir.

*Erken dönem Divan Edebiyatı şairlerindendir ve divan edebiyatının gelişmesine büyük katkısı olmuştur.

*Şiirlerinde ses güzelliğinden çok, söze ve anlama önem vermiştir.

*Şiirlerinde tasavvuf kültüründen çokça yararlanmıştır.

*Şiirlerinde alışılmamış ya da terk edilmiş sözcükleri kullanmaya meraklıdır.

*İnsan hakları, ilahî ve beşeri adalet gibi konularda yergi dolu şiirler yazmıştır.

*Tasavvufi bir kişilik olmasına ve tasavvuf eğitimi almış olmasına rağmen eserlerinde tasavvufi öğeler bulunma-maktadır

*Dokuzlar köyüne giderken, köyün eski sahiplerinin saldırısına uğramış ve bu durumu padişaha “Harnâme” adlı mesnevi tarzında kaleme aldığı hicviyesi ile anlatmıştır..

*Din dışı şiirler yazmayı tercih etmiştir.

Eserleri:
Divan
Harname: Yergi tarzında, yazılmış bir mesnevidir. Hiciv edebiyatının en güzel örneklerinden biridir. Çelebi Meh-met’in kendisine armağan ettiği köye gitmiş, burada köylüler tarafından dövülmesi üzerine bu mesneviyi kaleme almıştır.
Hüsrev ile Şirin: Mesnevi biçiminde yazılmış bir aşk öyküsüdür.

 

TAŞLICALI YAHYA

16. yüzyıl divan şairlerindendir.

*Sade bir dil, akıcı bir üslupla güzel kaside ve gazeller söylemiştir. Ancak o, mesnevileriyle tanınmıştır. Hamse sahibidir.

*Hamsesindeki mesneviler “Şah ü Geda, Usulname, Genclne-i Raz, Gülşen-i Envar, Yusuf ve Züleyha”dır.

*Şair, mesnevilerinin konularını İran edebiyatından almamış, kendi oluşturmuştur. Bu yönüyle eserleri orijinaldir.

*Eserlerinde mahalli renk ve çizgilere çokça yer vermiştir.

*Yusuf ve Züleyha, Türk edebiyatında bu isimle yazılan mesnevilerin en değerlisi ve başarılısı kabul edilmektedir.

Eseri: Şah u Geda (mesnevi)

 

BAĞDATLI RUHİ

16. yüzyılda yaşamıştır.Azeri sahası şairidir. Mevlevidir.Toplumsal konuları işleyen bir şairdir. Divan’ındaki terkib-i bend’iyle tanınır. Üzerine üç yüzden fazla nazire yazılan bu “terkib-i bent”e en güzel nazireyi Ziya Paşa yazmıştır.

*Şiirlerinde tasavvufun izleri görülmektedir. Ancak o, tasavvufu bir fikir ve bilgi olarak değil, bir heyecan ve duygu olarak ele almıştır.

*Aşk, kahramanlık gibi konular üzerine yazmaktansa yaşadığı bölgelerin idari sistemlerinin meseleleri, toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din anlayışı gibi konularda, eleştirel bir üslupla şiirler yazmıştır.

*Sade bir dille, sanat endişesinden uzak bir söyleyişle şiirler yazmıştır.

*Şiirleri nazım tekniği bakımından zayıftır.

*Bağdatlı Ruhi’nin en çok etkilendiği şair Fuzuli’dir, Fuzuli’nin oğlu Fazlı ile de arkadaşlık kurmuştur.

Eseri: Divan

 

FUZULİ 

16. yüzyıl divan şairidir.Bağdat’ta yaşayan şair Azeri sahası Türk edebiyatının temsilcisidir. Kerbela’da doğmuş ve yaşamıştır. İyi bir eğitim görmüş, Arapça ve Farsçayı çok İyi öğrenmiştir. Şiirlerinde Azeri Türkçesinin etkileri görülür. Dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar vermiştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt vermesine rağmen “gazel şairi” olarak tanınmıştır. Şiirlerinde en önemli ögeler tasavvuf ve aşktır.”Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde bu konuyu ustaca dile getirmiştir. Şiirin temelinin İlim, özünün sevgi olduğuna inanmıştır. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünür hale gelen Tanrı İse tek amaçtır. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır. Bütün nesneler ve evren, Tanı’nın bir görünüş alanıdır. Divan şairlerini de halk şairlerini de etkilemiştir.

*Kanunî daha Bağdat’tan ayrılmadan Fuzûlî’ye maaş bağlanacağına dair söz verilmiş, fakat sonradan bu maaş gündelik 9 akçe gibi onun azımsadığı bir miktardan ibaret kalmış, bunu üzerine şair ünlü “Şikâyetnâme”sini kaleme alarak memnuniyetsizliğini dile getirmiştir.

*Âlim bir şair olan Fuzûlî şiir hakkındaki görüşlerini Türkçe divanının önsözünde “İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar yıkılıp gider.” sözleriyle dile getirmiştir.

*Fuzûlî’ye göre şiir, insanı yücelten ilâhî bir hediyedir.

*Güzellik ve aşk anlayışıyla birlikte devrinin ruh ve bedenle ilgili düşüncelerini “Sıhhat u Maraz”da, tasavvufî nitelikte nasihatçiliğini “Rind ü Zâhid”de, tasavvuf felsefesiyle dün-ya ve hayat görüşünü ise başta “Leyla vü Mecnun” mesnevisi olmak üzere divanlarındaki çeşitli şiirlerde ortaya koymuştur.

*Fuzûlî aşkı, ıstırabı, dünyevî zevk ve zenginliklerin boşluğunu ve ölüm düşüncesini olağanüstü bir lirizm ve sanat gücüyle ifade etmiştir. Bu yönüyle o, aşk ve ıstırap şairidir.

*Kasidelerinde ağır ve külfetli olan dili gazellerinde ve Leyla vü Mecnun mesnevisinde sade, tabii ve yapmacıksız bir özellik gösterir. Bu sadeliği içinde dili sanatkârane kullanan Fuzûlî, kelime tekrarlarından ve zengin ses unsurlarından ustalıkla yararlanmıştır.

*Kasidelerinde söz sanatları, gazellerinde mâna sanatları hâkimdir.

*Kasideleri, bütün yapı taşları görünen mimari eser gibi dört başı mâmur bir plastik güzelliğe sahiptir.

*Fuzûlî kasideler de yazmakla birlikte en çok, gazel türünde şiirler yazmıştır.

*O, aşk duygularının en iyi, gazel tarzıyla söyleneceğine inanmaktadır.

*Manzum ve mensur birçok eseri vardır.

*Fuzûlî, gazellerindeki derinlik, samimiyet, hissîlik ve lirizme mukabil kasidelerinde fikir ve söz oyunlarına çok baş-vurur.

*Fuzûlî, İslâm kültür ve edebiyatının üç büyük dili olan Arapça, Farsça ve Türkçeye hâkimdir.

*Bu üç dille de şiirler yazmış, şiirleri ayrı ayrı divanlarda toplamıştır.

Eserleri
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Divan (Arapça)
Leyla İle Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının, sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlendiği, mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan, maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu, edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
Hadikatu’s Süeda: Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla anlatıldığı mensur bir yapıttır.
Şah ü Geda, Beng ü Bade,Sakiname: Mesnevi

 

BAKİ 

İyi bir medrese eğitimi görmüş, medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine, tasavvufa yer vermemiştir. Aşk, doğa, dünya zevki, hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.
16. yüzyıl divan şairlerindendir. Sultanü’ş Şuara (Şairler Sultanı) olarak tanınır.Divan şiiri Osmanlı sahasında en olgun seviyesine Baki ile yükselmiştir.Gazel ustasıdır.Din adamı olmakla birlikte, tasavvuftan etkilenmemiş, din dışı konuları ele almış ve somut aşkı anlatmış bir şairdir. Mahallileşme akımının etkisiyle sade İstanbul Türkçesiyle şiirler yazmış bir öncü isimdir.Fuzuli gibi acıları anlatan bir şair değildir; rindane (zevk ve eğlenceye düşkün) bir şairdir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından korunmuştur. Kanuni’nin ölümü üzerine terkib-i bend biçiminde yazdığı, en önemli eseri olan Kanuni Mersiyesi’yle tanınmıştır. Bu mersiye Divan’ında yer almaktadır.Mesnevi yazmamıştır.En önemli eseri Divan’ı olan şairin, Arapçadan çevirdiği eserleri vardır. Şiirleri, özellikle Şeyhülislam Yahya ve Nedim üzerinde etkili olmuştur.

*Bâkî, şiirde söyleyiş tarzında yenilik yapmış, imâle ve zihaf denilen dil kusurlarını en aza indirmiştir.

*Şiirlerinde aruz kusurlarını okuyanın dil zevkini incitmeyecek derecede azaltmıştır.

*Bâkî, şiirini ince hayaller, nükte ve tevriye başta gelmek üzere türlü edebî sanatlarla işleyip zenginleştirmiştir.

*Bâkî, Osmanlı’nın 16. yüzyıldaki ulaştığı büyüklüğü şiir alanında temsil eden ve yansıtan usta bir sanatçıdır.

*Bir yandan Osmanlı ordusu ve hükümdarlarının savaşlarını tantanalı şiirlerde yüceltirken, bir yandan da çok ince aşk ve tabiat şiirleri söylemiştir.

*Onun şiirlerinde coşkun bir lirizm yoktur, o şiirlerinde duygudan çok, akla önem vermiştir.

*Şöhret kazanmış birçok kasidesi olmakla beraber o, her şeyden önce bir gazel şairidir.

*Onun bu sahadaki üstünlüğü sonraki devirlerde de hep kabul edilmiştir.

*Bâkî, gazellerinde hayatın zevklerini terennüm etmiş, insanın fani ömrünü elinden geldiğince aşk, içki ve eğlence meclislerindeki zevklerle gününü gün edip değerlendirmesini benimseyen bir felsefeye tercüman olmuştur.

*Onun şiiri manevî ıstırap ve acılar etrafında dönen çağdaşı Fuzûlî’nin şiirlerinden bu yönüyle ayrılır.

*Bakî, derin ve büyük ıstırapların şairi olmak yerine hayatın zevk ve eğlencelerine yönelmiş bir şiir ustasıdır.

*Bâkî’nin şiirlerinde tasavvufî izler görülmez. Aşağı yukarı her büyük şairin divanında bulunan tevhid, münâcât, na’t gibi dinî ve tasavvufî içerikli şiirler Bâkî’nin divanında yoktur. Yaşadığı hayatı anlatmayı amaç edinen sanatçı, bu amaçla tasavvufi terimleri bir araç olarak kullanmıştır.

*Bâkî nin şiirlerinde tabiat ve İstanbul’dan çizgiler sıklıkla yer alır. Onun manzumelerinde devrinin zengin hayatı ve görkemi kolaylıkla hissedilir. Şiirinde İstanbul Türkçesini kullanan şair, zaman zaman halk söyleyişinden de yararlanmıştır.
*Temiz ve ahenkli bir üslûba sahip olan Bâkî, divan şiirine bir söyleyiş kudreti ve rahatlığı kazandırmıştır.

Eserleri
Divan
Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.
Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı, çeviri bir yapıttır.

 

ŞEYHÜLİSLAM YAHYA
Gazel nazım şeklinde üstat olarak tanınmış, onun bu alandaki başarısı daha sonra Nedim gibi bir şair tarafından bile kabul ve takdir edilmiştir.

*Gazel nazım şeklinde üstat olarak tanınmış, onun bu alandaki başarısı daha sonra Nedim gibi bir şair tarafından bile kabul ve takdir edilmiştir.

*Gazelleri zarif, şuh ve aşıkanedir.

*Dili zamanına göre bir hayli sadedir.

*Hiç bir şairi taklit etmemiştir.

*O, sadece derin duygularını, samimi bir şekilde ortaya koymuştur.

*His ve hayal alemi zengin olan sanatçı, söz oyunlarına, şekil sanatlarına pek önem vermemiştir.

*Sıcak, etkileyici ve kolay anlaşılan bir anlatımı vardır.

*Divan’ının dışında dinî, tarihî ve edebî konularda risale ve tercümeleri de vardır.

Eseri:Divan

 

NEFİ  

İstanbul’da iyi bir öğrenim görmüş, bazı memurluklarda bulunmuştur. IV. Murat döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Padişahlara ve devrin ileri gelenlerine yazdığı kasidelerle, ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Padişahın, hiciv yazmasını yasaklamasına rağmen Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvedince öldürülür. Sağlam bir üslubu, ağır bir dili, cesur bir söyleyişi vardır. Ölçüsüz bir şairdir övdüğünü göklere çıkarır, yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yumuşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır, hatta küfürlüdür. Hiciv türündeki şiirlerini “Siham-ı Kaza” adlı yapıtında toplamıştır.

17. yüzyıl divan şairidir.Hiciv şairidir. (Ölümü de hicivleri yüzünden olmuştur)Kaside ustasıdır. Sebk-i Hindi akımının etkisindedir.Dili ağır ve süslüdür.Övgüleri, daha çok kendi şairliğine dönüktür. Yani kasideleri fahriye türündedir.

*Divan şiirinin kaside alanında başarılı olmuş ve bu türde üstat, kabul edilmiştir.

*Kasidelerinin özellikle “nesib” kısmında çok başarılı olmuştur.

*Gazellerinde de başarılı olan sanatçı, gazellerinde sağlam bir dil ve ifade, güzel tasvir ve hayallere yer vermiştir.

*Şiirlerinde iç ve dış musikiye büyük önem vermiş, söz oyunlarına çok fazla ilgi göstermemiştir.

*Övgülerinde çok abartılı olan şair, gördüğü hatalar ve küçüklükler karşısında da aynı derecede hicvedicidir.

*En yüksek makamdakiler bile onun hicivlerinden kurtulamamış, bu durum, onun ölümüne neden olmuştur.

*Övgü ve yergilerinde sınır tanımayan sanatçı en güzel “fahriye”leri yazmış, sanat kudreti bakımından kendini İran şairlerinden üstün görmüştür.

*Şiir diline yeni bir ahenk ve musiki kazandırmıştır. Bu nedenle şiirlerinde zengin bir musiki, düşünce ve bilgiyle yoğrulmuş sanatlı bir ifade vardır.

*Anlamda açıklığa önem veren sanatçı, sözü kusursuz söylemeye özen göstermiş ve bunda başarılı olmuştur.

Eserleri:
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.

 

NABİ 

17. yüzyıl divan şairlerindendir.Divan edebiyatında “didaktik (öğretici) şiir” çığırını açmıştır. Şiirlerinde heyecan ve duygu ögelerine az yer vermiş; toplum düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmış; din, ahlak ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir. Şiiri düşüncelerini anlatmada bir araç olarak görmüştür. Dili devrine göre oldukça sade, üslubu sağlam ve akıcıdır. Oğluna yazdığı nasihatlerden oluşan “Hayriye” ve bir aşk macerasını anlattığı “Hayrabat” adlı iki mesnevisi vardır.

Hikemi (öğretici, düşündürücü, felsefi) şiir tarzının en önemli temsilcisidir.Düşünceye önem veren toplumcu yönü olan bir şairdir.Çağının aksaklıklarını eleştirmiştir.

*Şiirlerinde anlaşılması güç sözcüklere fazla yer vermez. Şeyhü’ş Şuara (Şairlerin Şeyhi) unvanıyla anılır.

*Şiirlerinin dili dönemine göre bir hayli sadedir.

*Rahat ve kolay bir söyleyişi vardır.

*Bazı hikmet sözleri atasözü gibi kabul edilmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

*Manzum ve mensur birçok eseri vardır.

*Edebiyatımıza düşünce şiiri çığırı açmıştır. Bu açıdan o, hikemi şiirin kurucusudur.

*Didaktik, yani öğretici şiirin en başarılı şairlerindendir.

*Eserlerinde duygu ve hayal yerine düşünceye önem vermiştir. Bu nedenle şiirlerinde heyecan ve duygular azdır.

*Günün olaylarını, çağının haksızlıklarını, huzursuzluklarını edebiyat ve sanattan taviz vermeden işlemiştir.

*Nâbî’ye göre şiir, günlük hayatın içinde olmalı, hayattan ve insanlardan kopmamalıdır. Bunun için Nâbî’nin şiirleri hayat içinde karşılaşılan sorunlara çözümler üreten, yer yer öğütler veren ve yol gösteren bir yapıdadır.

*Şiirlerini hakîmane bir eda ile söyleyen sanatçı, bunlar-da sanat unsurlarından uzak durmamıştır.

*Şiirlerinde sade, açık ve akıcı bir dil kullanan Nâbî, nesirlerinde hayli ağır bir dil kullanmıştır.

Eserleri:
Divan
Hayriye: Ahlaki ve didaktik bir mesnevidir.
Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.
Tuh-fetü’l -Haremeyn: Hac yolculuğu anlatılır.
Münşeat: Mektuplardan oluşur.

 

NEDİM 

18. yüzyıl Divan şairidir. İstanbul’un gezinti ve eğlence yerlerini şiirlerinde anlattığı için “İstanbul Şairi” olarak anılmaktadır Lale Devri’nin coşkun, aşk, zevk ve neşe şairidir. Edebiyatımızda “mahallileşme akımını” başlatmıştır, istanbul’u ve istanbul Türkçesini, gerçek yaşamı ve dış dünyada gözlemlenebilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Aşk, şarap, tabiat, hayattan zevk alma şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini ve tasavvufi konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil, açık, yalın ve ahenklidir. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır. Şarkı nazım şeklindeki eserleriyle sevilmiştir.İstanbul Türkçesiyle başarılı gazel, kaside ve şarkılar yazmıştır. Şiirlerinde halk dilinde yer alan deyim ve sözcükleri kullanmıştır.Mesnevisi yoktur.Mahallileşme akımının etkisiyle hece ölçüsüyle bir “türkü” yazmıştır.

*Şiirlerinde maddi ve beşeri bir aşkı, şen şakrak ve çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir.

*Kudretli tasvirleri, ince hayalleri ve güzel anlatımıyla yaşadığı Lale Devri’ni ve eğlencelerini başarılı bir şekilde anlatmıştır.

*Yaşamı hep neşeli yanlarıyla gören sanatçı, şiirlerinde hüzün ve kedere yer vermemiştir.

*Şarkı türünün gelişip yaygınlaşmasında büyük rol oynamış, “şarkı şairi” olarak anılmıştır.

*Halk zevkinin inceliklerine dikkat etmiş, halk deyimlerini ve söyleyişlerini şiirlerinde kullanmıştır.

*İstanbul Türkçesi onunla büyük ölçüde şiir dili hâline gelmiştir.

*Kasideden çok, gazel ve şarkı türünde başarılı olmuştur.

*Şiirlerinde bazı kuralların dışına çıkarak şiire yenilikler getirmiştir.

*Kasidelerinde İstanbul’un tabiat güzelliklerini, İstanbul yaşamını ve aşk duygularını tasvir ve ifade etmiştir.

*Farsça şiirleri de olan şairin hece vezniyle bir de türküsü vardır.

*Divan’ından başka Arapçadan bazı tercüme nesirleri vardır.

*Divan şiirine yenilik getirmiş, bu şiirin soyut dünyasından çıkarak dış dünyayı ve duyguları gerçek yönleriyle vermeye çalışmıştır.

*Klasik şiirin mazmunlarının yanında yeni mazmunlar oluşturmuştur.

*Tasavvufla ilişkisi olmayan, hikmetli sözler söylemeye merak duymayan bir şairdir.

 

ŞEYH GALİP 

18. yüzyıl divan şairidir.Divan edebiyatının son büyük şairidir. Galata Mevlevihanesi’ nin şeyhidir, mutasavvıftır. Süslü ve çeşitli söz sanatlarıyla yüklü, ağır bir dili vardır. Divan şiirinin geleneklerine bağlı kalmakla beraber kendi-ne özgü bir şiir havası da oluşturmuştur. Sebk-i Hindi (Hint üslubu) adı verilen üslubun edebiyatımızdaki temsilcisi olmuştur. Mahallileşme akımından da etkilenmiş, halk söyleyişine yakın dille şiirler de yazmıştır.Mahallileşme akımının etkisiyle, heceyle yazdığı bir “şarkı”sı da vardır. Şiirlerinde sembolik anlatıma, soyut ve kapalı hayallere, mecazlara bolca yer vermiştir, ilahi aşkın peşinde koşan bir dervişin yaşamını konu edinen “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi vardır.

*Divan şiirinin son büyük üstadı kabul edilmiştir.

*Üslup bakımından Sebk-i Hindi akımının etkisinde kalmış ve bu tarzı, şiirlerinde başarıyla uygulamıştır.

*Nedim’le mahalli yaşamı yansıtan ve halka yaklaşan anlayışa uzak kalmakla birlikte, zaman zaman halk deyişlerine ve söyleyişlerine de yer vermiştir.

*Sade bir dille şarkılar da yazmıştır.

*Duygu ve düşüncelerini birtakım hayaller, sembollerle anlatmıştır.

*Hint üslubundan dolayı kapalı, ilk başta rahatça anlaşılmayan şiirler söylemiştir.

*Duygu, düşünce ve heyecanlarını ustalıkla dile getiren lirik bir şairdir.

*İlk şiirlerinde Esed, sonraki şiirlerinde Galip mahlasını kullanmıştır.

*Şiirlerinde ses ve söz güzelliğine önem vermiş, kendi bulduğu mecazlarla şiire yeni bir hayal gücü kazandırmıştır.

Eserleri:
Divan (Türkçe)
Hüsn ü Aşk: Bir aşk hikâyesi gibi görünse de gerçekte, tasavvuf yoluna düşen ve Allah aşkına ulaşmak isteyen dervişin macerasını anlatan bir mesnevidir. Sembolik bir tarzda yazılmıştır.

 

EVLİYA ÇELEBİ

Evliya Çelebi yalnız 17.yüzyılın değil Türk edebiyatının en önemli Seyahat yazarıdır. 10 ciltlik “Seyahatnâme” adlı eserinde Osmanlı imparatorluğu içindeki bütün yerleri, ayrıca Almanya, Avusturya, Rusya, Kafkasya ve İran’ı anlatmıştır.

Evliya çelebi, gezip gördüğü bütün ülkeleri, köy köy, kasaba kasaba anlatmıştır. Her ülkenin nesi meşhur, ne gibi adetleri var, nasıl giyinirler geçim ve yerleşme durumları nasıldır; kale, çeşme, çarşı, pazar ve mimari eserlerinin yeri ve sayısı, tasviri . sevimli, hoş bir üslupla anlatmıştır. Tarihi ve coğrafi bilgiler vermesi, toplumsal yaşamı yansıtması yönüyle Seyahatnâme önemli bir eserdir. Evliya çelebi’nin dili sadedir.Tasvirleri canlı,benzetmeleri orijinaldir. Mizah ve mübalağaya düşkündür. Son derece samimidir.

Tarih, coğrafya, etnografya, folklor, dil sosyoloji ve hukuk açısından çok kıymetli ve orijinal malzemeyi içeren, me-raklı, eğlenceli, sürükleyici, çok hoş bir eserdir Seyahatnâme.

 

KÂTİP ÇELEBİ 

Birçok dili bilen değişik alanlarda eserleri olan bir bilgin ve fikir adamıdır. Yaşamını kitaplarla ve bilime adamıştır.
Batılıların “Hacı Kalfa” olarak tanıdıkları bilim adamıdır. Eserleri sade ve orta nesrin özelliklerini gösterir. Medreselerin gerilik ve taassubuna karşı ilk şuurlu tepkiyi göstermiş olan adamdır. Bir milletin yükselmesi ve ayakta durabilmesi için bilimin rehberliğine kesinlikle inanmıştı.

Arapça yazdığı “Keşfü’z Zünûn” birçok bilim dalı ile ilgili 1450 kitabı tanıtır. Bu eser Batı dillerine de çevrilmiştir.

“Cihan-nüma” adlı eseri dünya ve Osmanlı ülkeleri coğrafyası kitabıdır.

Fezleke” ve “Takvimü’t-Tevarih” tarih alanındaki eserleridir.

Denizcilikle ilgili olarak yazdığı “Tuhfetü’l-Kibar Fi-Esfâr-il-Bihar” büyük deniz savaşlarını anlattığı kitabıdır.

“Mîzânü’l-Hak” tarih felsefesi üzerine bir eserdir. Dini ve sosyal meseleleri müspet bir görüşle inceler.

 

NÂİM 

Tarihçi Nâimâ’nın “Nâimâ Tarihi” olarak bilinen altı ciltlik eseri, hem tarih, hem de edebiyat açısından önemli bir kaynaktır. Yazar, 1591-1636 yılları arasındaki olayları ta-rafsız bir biçimde anlatır. Devletin aksayan yönlerini eleştirir, oldukça başarılı tasvirleri vardı

 

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like