Türkçede, Tanzimat’tan (1839) sonra kullanılmaya başlayan edebiyat terimi, daha önceki zamanlarda edeb ilmi adıyla tanınıyordu. Şinasi ve Namık Kemal gibi Tanzimatçılar Batı’da gördükleri anlayış ve uygulamalardan yola çıkarak edeb ilminin geniş kitlelerin eğitilmesinde ve birbirine kenetlenmesindeki işlevine de özel bir önem vererek bu edeb ilmi için “edebiyat” kelimesini kullanmaya ve yeni anlayışı bu ad altında ifade etmeye başlarlar. Dilimizde “edebiyat” şeklindeki kullanım 1860 sonrası yaygınlaşır. Bu dönemde Şinasi’nin atasözü derlemeleri, Ziya Paşa’nın Şiir ve İnşa makalesinde, değerlerinden sözünü ettiği sözlü edebiyat türlerinin aydınlarımızın dikkatini çekmeye başlaması aslında bizde halka doğru yapılan ilk yönelişler; halkı ve edebiyatını arayışların başlangıcı olarak kabul edilebilir.

Batı’da, XVI. yüzyıldan itibaren, Amerika’nın keşfiyle “yalan söylemeyen,dürüst ve üretken” yerlilere karşı duyulan “vahşi soylu” hayranlığının bir sonucu olarak, pek çok aydın, halk (das folk) olarak nitelendirdikleri, kendi köylülerine “Halka Doğru” parolasıyla yönelirler. Bu anlayışa göre halk, okuması-yazması olmayan, kırsal kesimde yaşayan, dolayısıyla sosyo-kültürel değişmelerden olabildiğince az etkilenmiş ve yazılı kültürden ziyade sözlü kültür içinde yetişmiş, ekonomik olarak da yer aldığı toplumun düşük seviyeli bir kesimi olarak tanımlanıyordu.

1789 Fransız ihtilali sonrası özel bir önem verilen millet olgusuna dayalı modern devlete sahip olma peşindeki aydınların sarıldığı en önemli kaynaklardan birine dönüşür. Halkın asırlardan beri kuşaktan kuşağa sözlü olarak taşıdıkları sözlü kültürü Halkbilimi ve bu kültürel kesitin destan, masal, atasözü, tekerleme, efsane, türkü, ağıt ve ninni gibi manzum ve mensur anlatı ve şiir gibi verimlerini içeren kısmını da Halk Edebiyatı olarak adlandıran bu yeni anlayış Türkiye’de XX. yüzyılın başlarında orta-ya çıkmıştır.

Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan koruma amacıyla XIX. Yüzyılda uygulanan Osmanlıcılık politikası Hristiyan unsurların hemen hepsinin bağımsızlığını kazanmasından sonra hiç olmazsa müslüman milletleri birarada tutmayı amaçlayan İslâmcılık politikasına yerini bırakır. islâmcılık politikasının da Arapların ve diğer müslüman milletlerin bağımsızlık hareketleriyle başarısızlığa uğraması son çare olarak hiç olmazsa Türklerin de kendi ulus devletlerini kurmalarını amaçlayan Türkçülük akımının ortaya çıkmasına neden olur. Türkçüler de tıpkı Avrupa ve dünyanın diğer yerlerinde Halkbilimi ve Halk Edebiyatının ulus devlet kurma ve bu amaçla geniş kitleleri harekete geçirmedeki yer ve rolünden hareketle Halka Doğru şeklindeki aynı parolayı kullanarak Türkler arasındaki sözlü kültürü derlemeye ve oluşturmak istedikleri yeni ulusal kültürel sentezin kaynağı ve temeli yapmaya yönelirler. Özellikle, 1908 sonrası Ziya Gökalp, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Mehmed Fuad Köprülü gibi Türkçülük akımının önde gelen isimleri, halk arasında sözlü olarak yaşayan bu edebî verimleri, Fransızca Litérature populaire veya ingilizce Folk Literature terimini Türkçeleştirerek Halk Edebiyatı olarak adlandırdılar. Bu araştırmacılar, Halk Edebiyatı olarak adlandırdıkları bu sözlü edebiyat ürünlerinin yazılı ve sözlü kaynaklardan tespit ettiklerini yayınlamaya başladılar.

Türklerin islâmiyeti kabul etmesiyle birlikte, şehir ve kasabalarda kurulan “medrese”lerde yetişen aydınlar, yeni dinin emrinde “islâmi ilimler” ile ilgili bilginin nicelik ve niteliği bakımından geniş halk kitlelerinden farklılaşırlar. Bu yeni aydın grubu, “bürokrasi” başta olmak üzere toplumsal yapıda ön plana çıkar. Bu gelişmelerden dolayı üstünlük duygusuna kapılan medreseliler, o güne kadar çoğunluk itibarıyla göçerli bir yaşam süren ve çok farklı zümre ve sınıra sahip olmayan Türk ulusunu Havâs ve Avâm olarak ikiye ayırıp sınırlandırırlar. Medrese eğitimi almış sınıfının büyük bir kısmı Türkçe, Arapça ve Farsça dillerini bu üç dilde de divan meydana getirecek kadar biliyorlardı. Aydınlar, Arap ve Fars edebiyat geleneklerinden alınan tür ve şekillerde, aruz vezniyle eserler meydana getirdiler.

Ağırlıklı olarak bir sözlü edebiyat geleneği olan en eski Türk edebiyatı, evrensel olarak diğer emsalleri gibi kopuz adı verilen enstrümanla çalınan müzik eşliğinde oluşturulan bir edebiyattır. Yaygın olarak “Ozan-Baksı” edebiyat geleneği de denilen bu edebî gelenek çevresine mensup olanlar, “şamanizm” veya “kamlık” olarak da adlandırılan eski Türk dinî inancı ve dünya görüşü çerçevesinde koşuklar (koşmalar), sagular (ağıtlar), mitler, atasözleri, epik destanlar, masallar, efsaneler gibi pek çok türde eserler vermiştir. Türk millî edebiyat geleneği olarak da adlandırılan bu geleneğin verdiği eserlerden bazıları yaklaşık 1400 yıldır yazıyla da kayıt altına alınmıştır. islâmiyetin geniş Türk kitlelerince benimsenmesinden ve özellikle de medresede yetişen ve kendini havâs (seçkin), medrese eğitimi almamışları da avâm (halk) sayan bu yeni aydın grubunun zaman zaman ortaya çıkan birkaç istisnası dışında islâmiyetin kabulünden önce var olan ve islâmın kabulünden sonra da aydınlarca âdeta yok sayılmasına rağmen Türk millî edebiyat geleneği veya daha doğru bir terimle Türk sözlü edebiyat geleneği olarak da adlandırabileceğimiz, Türk Halk Edebiyatı geleneği yaşamaya devam etmiştir.

HALK EDEBİYATININ SINIRLARI VE SINIFLANDIRMASI
Tarih sahnesine çıktıkları günden bugüne kadar çoğalan, çoğaldıkça parçalanıp birbirinden uzaklaşan, zaman zaman büyük başarılar kazanarak çok büyük imparatorluklar kuran, zaman zaman da bütün başarılarını kaybederek kabuğuna çekilerek yaşayan Türk milletinin bu karışık ve dağınık tarihi içinde ilk günden günümüze kadar daima gelişen, fakat mahiyetini değiştirmeyen müşterek millî geleneğe bağlı bir edebiyatları vardır. Türklerin Orta Asya’da, İslâmiyetten önce yaşadıkları devirde, bütün Türk boylarında müşterek olan bu ulusal edebiyatın ürünleri, İslâmiyetin kabulünden sonra kültürel, dinî, sosyal ve politik şartlar altında hem çeşitlenmiş hem de zaman zaman aydınlar tarafından yazılı kaynaklarda yer verilmeyecek kadar ikinci dereceden eser muamelesi görmüştür. Bu edebiyatın ürünleri Tanzimat hareketi ve Cumhuriyet’ten sonra Batı dillerinden tercüme edilen “Halk Edebiyatı” genel başlığı altında değerlendirilmeye başlanmıştır.
Kavramın kaynaklandığı, Batı Avrupa’da XVIII. yüzyıldan itibaren, yaratıcılarının bilinmemesi veya anonimleşmeleri nedeniyle halkın ortak malı sayılan ve uzunca bir müddet halkın “kollektif” olarak meydana getirdiği düşüncesiyle ve “halkın ruhu”nu en iyi yansıttığı hükmüyle, özel bir önem verilen şiirlere, mitlere, masallara, efsanelere, atasözü, epik destan, bilmece ve benzeri edebî ürünlere Anonim Halk Edebiyatı adı verilmektedir. Türk Halk Edebiyatı olarak düşünülen çerçeve ise, türküler, mâniler ve tekerlemeler gibi Anonim Halk Edebiyatının yanı sıra doğası gereği daima anonimleşmeye açık olan sözlü edebiyat geleneğimizin, tekke ve kahvehane kurumları etrafında gelişen ve pek çok bakımdan, eskiden beri var olan müşterek ulusal edebiyat geleneği veya kamlık (şamanlık) kaynaklı “ozan-baksı edebiyat geleneği”nin mirasını devralmış olan tekke ve tasavvufî halk edebiyatı geleneği ve âşık tarzı halk edebiyatı geleneğini de içine almaktadır.
Halk Edebiyatı,sözlü edebiyatın uzantısıdır.Halkın yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil, biçim, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır.  Arapca ve Farsçayı çok iyi bilen aydınların oluşturduğu “Yüksek Zümre Edebiyatı” ve İslam öncesinden gelen sözlü bir “Halk Edebiyatı“. Anadolu’ya göç eden Türkler arasında aynı ayrım devam etti. Medrese eğitimi gören aydın kesim Arap ve Fars edebiyatlarının etkisini devam ettirirken, halk yine saz şairleri aracılığıyla halk edebiyatını devam ettirdi. Dolayısı ile Anadolu Türk Edebiyatı iki grupta incelenmektedir.

Halk Edebiyatının Genel Özellikleri

* İslamiyet’ten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı içindeki biçimidir. Bir anlamda sözlü edebiyat dönemimizin gelişmiş biçimi olarak düşünebiliriz.

*Halk edebiyatı ürünleri yazılı değildir. Müzik eşliğinde sözlü olarak oluşur.

*Divan edebiyatında olduğu gibi şiir yine egemen türdür.

* Şiirlerde başlık yoktur, biçimiyle adlandırılır.

* Nazım birimi dörtlüktür.

* Ölçü, hece ölçüsüdür, En çok yedili, sekizli, on birli kalıplar kullanılmıştır.

* Şiirlere genel olarak yarım uyak hakimdir.

* Şiirler hazırlıksız söylenildiğinden daha çok yarım uyak ve redif kullanılmıştır.

* Nazım birimi dörtlüktür. Ancak nadiren de olsa Türkü ve ninnilerde üçlü, beşli söyleyişler görülür.

* Nazım şekli olarak mani, koşma, varsağı, semai, destan v.s. kullanılmıştır.

* Dil halkın konuştuğu günlük konuşma dilidir.

* Dili, halk dilidir. Bu dilin öz Türkçe olduğu söylenemez .Ancak halka mal olmamış sözcükler kullanılmamıştır.

*Halk edebiyatı gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır.

* Konu olarak Aşık edebiyatında aşk, ölüm, hasret, ayrılık gibi duygusal konular, doğa sevgisi, yiğitlik, zamandan şikayet işlenmiştir. Tekke edebiyatında ise konu dindir.

* Söyleyişlerde doğa ile iç içe olmaktan kaynaklanan bir somutluk hakimdir.

*Halk şairlerinin hayat hikayeleri ve şiirleri cönk adı verilen eserlerde toplanır.

* Şiirler çoğu zaman saz eşliğinde söylenir. Duruma göre şiir söyleyen aşıklar, şiirleri için bir ön hazırlık yapmazlar. Bu yüzden şiirlerinde derin bir anlam kusursuz bir biçim görülmez.

* Aruz ölçüsü ile şiir yazanlar olmasına rağmen asıl ölçü hece ölçüsüdür.

* Özellikle 18. yüzyıldan itibaren halk şairleri, divan şairlerinden etkilenerek aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir. Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz sayılmalarının etkisi de vardır.

1. Anonim Halk Edebiyatı:

a. Nazım: Koşuk, sagu, mâni, ağıt, türkü, destan, ninni.

b. Nesir: Mitler, efsane, memorat, masal, fıkra, sayışmaca, hikâye, tekerleme, atasözü, deyim, bilmece, alkış (dua), kargış (beddua).

HALK HİKÂYELERİ
Hikayeci âşıkların köy odalarında, düğün meclislerinde, kasaba ve kentlerin kahvehanelerinde saz eşliğinde anlattıkları öykü-lerdir. Bu hikayeci âşıklar, okuryazar, az çok kültürlü kişilerdir. Genellikle sevgi ve kahramanlık konuları işlenir. Kişiler yaşamdakilere yakındır; olağanüstülükler sınırlıdır. Oluşturuldukları çağdaki sosyal yapıyı yansıtır. Olayların düzyazı biçiminde anlatılması hem dinleyiciye hem anlatıcıya büyük kolaylık sağlar. Araya serpiştirilen şiirler ve Türküler, âşığa sazı ve sözüyle sanatını gösterme imkânı verir.

Halk Hikayelerinin Bölümleri
Halk Hikayeleri fasıl, döşeme, asıl konu, duvak kapama, efsane olmak üzere beş bölüme ayrılır.

1- Fasıl:Anlatıcının hikayeye geçmeden önce dinleyiciyi anlatılacak olaylara hazırlamak için birtakım şiirler, türküler okuduğu, tekerlemeler söylediği bölümdür.

2-Döşeme: Hikayede olay anlatımına geçmeden önce anlatıcı kişi ve olay mekanlarını tanıtır. Hikaye zamanından bahseder. Çeşitli rivayetlere değinir.

3- Asıl Konu:Hikayenin özünü oluşturan olaylar anlatılır. Çoğunlukla asıl kahramanların öncesi ile hikayeye başlanır. Bir arayış söz konusudur. Örneğin kahramanların dünyaya gelişleri olağanüstüdür. Karı – kocanın çocukları olmaz. Bunlar dilek dileyip adak adarlar. Aradan yıllar geçer. Umutların yitirildiği anda bir ulu kişi gelir (Hızır a.s) karı- kocaya bir elma verir. Kadın hamile kalır. Erkek çocuk dünyaya gelir…

4-Sonuç Dua:Bu bölümde hikaye ya mutlu ya da mutsuz biter. Çoğunlukla aşıklar birbirine kavuşamaz. Vuslat öte dünyadadır. Halk hikayelerinde sadece Aşık Garip mutlu biter. Hikaye mutlu bitiyorsa “Duvak Kapama” denilen bir muhammes türkü söylenir.

5-Efsane:Hikayelerin sonunda gerçek hikayeden bağımsız olaylar anlatılır. Bunlar kavuşmanın öteki dünyada olduğunu anlatmaya yöneliktir. Efsanelerde sevgililerin mezarlarında iki gül biter bu güller kutsal günlerde birbirine sarılır veya mezar çevresinde iki kavak ağacı büyür; bu ağaçlara iki kuş konar ve ötüşürler.

Nazımla nesrin iç içe olduğu ürünlerdir.
Ağırlıklı olarak aşk hikâyelerini içerir: Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Ferhat ile Şirin…
Kahramanlık hikâyeleri de vardır: Köroğlu, Battal Gazi…
Destan dönemimin sonlarına doğru çıkmış eserlerdir. Halk hikâyelerinde destanlara göre tarihi olaylara daha az yer verilir. Halk hikâyelerinde kişiler destanlara göre gerçeğe daha yakındır. Dede Korkut Hikâyeleri Türk edebiyatında destandan halk hikâyeciliğine geçiş ürünleridir.
Meddahlar tarafından veya saz eşliğinde âşıklarca anlatılır.
Gerçeklere dayanmakla birlikte hayali olağanüstü olaylara ve kişilere de rastlanır.
*Aşıkların Köylerde ,düğünlerde ve gittikleri yerlerde saz eşliğinde anlattıkları hikayelerdir.
* Bu hikayeler günler haftalar hatta aylarca sürebilir.
* Kahramanları hayatta karşılaşabileceğimiz kişilerdir.
* Nazım nesir karışıktır.
*Bulundukları dönemdeki sosyal yapıdan izler taşır.
*Gerçeğe daha yakın olması bakımından destandan ayrılır.
*Halk hikayeleri işledikleri konulara göre çeşitli isimler alırlar. Aşk hikayeleri, kahramanlık hikayeleri,dini hikayeler gibi.

EFSANE
Tarihle, kişilerle, dini olaylarla ilgili halkın ürettiği sözlü öykülerdir.
Olağanüstülükler taşır.
Kişilerle ilgili olan efsanelere menkıbe denir.

MASAL
Olağanüstü özellikler taşır.
Zaman ve yer belli değildir.
Halkın hayal gücünün ürünüdürler.
Eğitici bir işlevi vardır. Masalın amacı insanları iyiye, güzele, doğruya yöneltmektir.
Genellikle miş’li geçmiş zaman kullanılır.
Masalların “bir varmış bir yokmuş”, “evvel zaman içinde kalbur saman içinde”, “gökten üç elma düşmüş… ” gibi tekerleme bölümleri vardır. Masalın tekerleme bölümüyle başlaması okuyucuyu olağanüstü olaylara hazırlama amaçlıdır.
Masallarda olağanüstü kişilerin başından geçen olağanüstü olaylar anlatılır.
Masal kahramanları, şehzadeler, vezirler, yoksul kızlar, periler, devler, padişahlar vb.dir.
Masalların mekânlarında ve zamanında da olağanüstü özellikler görülür.
Masallarda olay bilinmeyen bir zamanda geçer.
Masallarda kahramanlar iyi – kötü ve haklı – haksız olmak üze-re iki grupta toplanır.
Masallarda her zaman iyiler, haklılar kazanır kötüler, hak-sızlar kaybeder.
Masallarda da fabllarda da zaman belirsizdir, ilahi anlatıcı vardır.
Fabllarda her zaman insan dışı varlıklar kahramanken masallarda her zaman insan dışı kahramanlar bulunmaz. Fabllarda insan dışı varlıklar kahraman durumundayken masallarda kahramanların olağanüstü özellikleri vardır.

Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Sözlü olduğu için, ürünler; halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, kişi, yer unsurlarına bağlı olarak değişikliğe uğra-mıştır.

* Anlatım, sözlü edebiyat geleneklerine uygundur. Süsten uzak, açık, net, anlaşılır bir dil kullanılmıştır.

* Daha çok; aşk, hasret, yiğitlik, ölüm gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenmiştir.

*Türk edebiyatında Keloğlan masalları oldukça sevilmiştir.

*Türk edebiyatında, Pertev Nail Boratav (Az Gittik Uz Gittik) ve Eflatun Cem Güney (Evvel Zaman içinde) masal derlemeleriyle ünlüdürler.

ANONİM HALK EDEBİYATI DÜZYAZI ÜRÜNLERİ

– Atasözleri – Deyimler – Tekerlemeler
– Bilmeceler – Fıkralar – Halk Hikâyeleri
– Ortaoyunu – Meddah – Karagöz

ATASÖZLERİ

* Yüzyıllar süren tecrübeler sonunda ortaya çıkan özlü sözlerdir.
*Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş öğüt niteliğindeki atalarımızın sözlerine denir.
*Kalıplaşmış sözlerden oluşur.(yani değiştirilemez.)
*Didaktik özellik gösterir.
*Hayat tecrübesi niteliğindedir.
*İslamiyet öncesi dönemdeki Sav’ın karşılığıdır.
*Aynı konuda birbiriyle çelişen atasözleri olabilir.

DEYİM

*En az iki sözcükten meydana gelen kalıplaşmış sözlerdir.
*Genellikle mecaz anlamlı sözlerdir.
*Anlatıma etkinlik katar.
* Atasözlerinden farkı hüküm bildirmez ve atasözleri gibi uzun süreli değil belli bir zaman dilimini anlatır.(heyecan,şaşma vs.)

TEKERLEMELER
Sözcüklerin ses benzerliğinden yararlanılarak oluşturulan yarı anlamlı, yarı anlamsız sözlerdir. Şiir biçiminde de oluşturulan tekerlemelerde ölçü, uyak, seci ve aliterasyondan yararlanılmıştır. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere, tepe düz gitmiş. Altı ay, bir güz gitmiş…

*Anlamlı ve ya anlamsız sözcüklerin ahenkli bir biçimde bir biri ardınca söylenmesidir.
*Masallara başlarken özellikle kullanılır. Bunun yanında oyunlarda halk hikayeleri gibi yerlerde de tekerleme kullanılır.

BİLMECELER
Çeşitli varlıkları, soru yoluyla ipuçları vererek buldurmaya yönelik eserlerdir.
Bilmecelere, divan edebiyatında “lugaz” adı verilir.

* Çoğunlukla cevabı içinde saklı bulunan ve düşünceyi geliştirmek amacıyla türetilen soru biçimlerine denir.
* Güzel vakit geçirmek amacıyla çıkarıldıkları düşünülmektedir.
* Manzum mensur şekilleri vardır.
*Bir varlık ya da kavramın çeşitli özellikleri verilerek bunun ne olduğunu bilinmesi istenir.

FIKRALAR

Gerçeklerden hareketle bir mesaj vermeye çalışan mizah ve eleştiri unsurlarının bulunduğu mensur kısa hikâyelerdir.
13. yy’da yaşamış olan Nasrettin Hoca’nın fıkraları halk nesrimiz açısından oldukça önemli ürünlerdir.

Nasrettin Hoca Fıkralarının Özellikleri

Döneminin toplumsal özelliklerin yansıtır.
Sözlü edebiyat geleneğine bağlıdır; yani anonimdir.
Fıkralardaki olaylar mizah anlayışı çerçevesinde meydana gelmiştir.
Fıkralardan çıkarılacak dersler vardır.
Bir düşünceyi insanlara, mizah öğelerini kullanıp onların gülümsemelerini sağlayarak aktarmak amacıyla oluşturulmuş kısa anlatılardır. Bu ürünlerde, güldürmenin yanında yol göstericilik de söz konusudur. Edebiyatımızda en bilinen fıkralar; Nasrettin Hoca, Karadeniz, Bektaşi fıkralarıdır.
* İnsanları güldürürken onları düşündürmeyi amaçlayan yazılardır.
*Didaktik özellik gösterir.
*Nükteli olabilir.
* Bu fıkraları gazete çevresinde gelişen fıkralarla karıştırmamak gerek.Onlar gündelik olaylar hakkındaki görüşü belirtmek için yazılır.

MEDDAH:

Bir sözlü tiyatro ürünü olan meddahlık,kısaca, “tek adamlı tiyatro“dur. Meddah, tiyatronun bütün karakterlerini kendi kişiliğinde birleştiren bir aktördür. Bir hikâyeyi başından sonuna kadar, yüksekçe bir yerde, karakterleri şivelerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bulunmayan bu tiyatroda her şey, meddah denen kişinin zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki hünerine bağlıdır.

KARAGÖZ:

Taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan,iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur, Başkarakterler Karagöz ve Hacivat’tır. Karagöz, okumamış bir insandır. Hacivat’ın kullandığı yabancı sözcükleri anlamaz ya da anlamaz görünüp onlara yanlış anlamlar yükleyerek ortaya çeşitli nükteler çıkarırken bir taraftan da Türkçe dil kuralları ile yabancı sözcükler kullanan Hacivat ile alay eder. Hacivat, kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar. Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Zenne, Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Tiryakı, Acem. Laz. Matiz, Zeybek gibi diğer tipler oyuna ayrı bir renk katar.

ANONİM HALK EDEBİYATI ŞİİR BİÇİMLERİ

TÜRKÜ:

Türlü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri nazım biçimidir. Söyleyeni belli Türküler de vardır. Halk edebiyatının en zengin alanıdır. Anadolu halkı bütün acılarını ve sevinçlerini Türkülerle dile getirmiştir. Türkü iki bölümden oluşur. Birinci bölüm asıl sözlerin bulunduğu bölümdür ki buna “bent” adı verilir. İkinci bölüm ise bentlerin sonunda yinelenen nakarattır. Bu bölüme “bağlama” ya da “kavuştak” denir. Türküler, genellikle yedili, sekizli, on birli hece kalıplarıyla yazılmıştır. Konuları çok değişik olabilir. Ninniler de bu gruptandır.

Türkülerin genel özellikleri:

* 7,8,11,14 li ölçülerle söylenir.
* Hemen her konuda söylenir.
* Söyleyeni genellikle bilinmez.(Söyleyeni belli olanlar da vardır.)
*İki bölümden oluşur.Asıl sözlerin bulunduğu bentler ve her bölüm sonunda tekrarlanan nakaratlardan(kavuştak,bağlama da denir.) oluşur.
*Ezgilerine göre çeşitli isimler alırlar. (Bozlak,uzun hava ,Çukurova,hoyrat gibi)
*Her konuda yazılabilir.daha çok özlem,sevgi ,aşk ,ayrılık, gibi konularda yazılmıştır. Bölgesel özellik ve ad değişikliğine uğrayabilir.

MANİ:

Halk şiirinde en küçük nazım biçimidir.Yedi heceli dört dizeden oluşur. Uyak düzeni aaxa şeklindedir. Birinci ve üçüncü dizeleri serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı mâniler de vardır (xaxa). Mânilerin ilk iki dizesi uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak için söylenir.Temel duygu ve düşünce son dizede ortaya çıkar. Başlıca konusu aşk olmakla birlikte bunun dışında türlü konularda da yazılabilir. Birinci dizesi yedi heceden az olan mâniler de vardır. Dizeleri cinaslı uyaklarla kurulduğu için böyle mânilere “Cinaslı Mani”ya da “Kesik Mâni” denir.

özellikleri: * aaxa şeklinde kafiyelenir.
* 4+3 şeklinde ölçüsü vardır.
* İlk iki dizesi ayrık yani hazırlık özelliği taşımaktadır. Asıl mesaj üçüncü dizede verilir.
* Her konuda söylenebilir.
*En yaygın nazım biçimidir.
*Tek dörtlükten oluşur.(Dörtten fazla olan maniler de vardır.Artık mani gibi)
*Düz mani, yedekli (artık ) mani , Deyiş (karşılıklı) mani , ayaklı mani , kesik mani gibi çeşitleri vardır.

NİNNİ
* Annelerin bebeklerini uyutmak amacıyla belli bir ezgi ile söylediği parçalardır.
* Çocukların psikolojisi üzerinde etkilidir
* Manzum özelliktedirler.
* Sade bir dil vardır.
*Genellikle 7, 8’li hece ölçüsüyle söylenir.

AĞIT:

Ölüm ve yas törenlerinde söylenen lirik şiirlerdir.
Ölçü ve uyak düzeni genellikle Türkülerdeki gibidir.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki karşılığı “sagu”, Divan edebiyatındaki karşılığı ise “mersiye’dir.

C) DİNİ-TASAVVUFİ (TEKKE) TÜRK HALK EDEBİYATI
* Hem hece hem de aruz ölçüsü kullanılmıştır.
* Eserlerde genellikle Allah sevgisi işlenmiştir.
* Hem dörtlük hem beyit kullanılmıştır.
* Dil halkın kullandığı dil olmakla beraber Arapca-Farsça sözcüklerde kullanılmıştır.
* Bu eserleri daha iyi anlayabilmek için belli bir dini bilgiye sahip olmak gerekir.
* Bu eserlerde dönemin çarpıklıkları da işlenmiştir.
* Şairler genellikle dini eğitim almışlardır.
* İlahi, nefes, şathiye, nutuk, devriye, hikmet gibi nazım şekilleri vardır.

İLAHİ
* Hecenin 7li-11li kalıbıyla belli bir ezgiyle söylenen coşku-lu şiirlerdir. (Bunun dışında diğer hece ölçüsü kullanılan kalıplar da vardır.)
* Hem hece hem de aruzla yazılan ilahiler vardır.
*Dini konularda yazılır.
*Allah’ı övmek onu yüceltmek ona yalvarmak için yazılır. Ona kavuşma arzusu işlenir.
* kendine özgü bir ezgi ile söylenir.
*Daha çok dini törenlerde okunur.
*Divan edebiyatında ki tevhid ve münacatın karşılığıdır.
*Tarikatlara göre farklı ad alır.(Bektaşilerde ne-fes,Mevlevilerde ayin,Alevilerde deme)Aleviler (Deme), Bektaşiler( Nefes) Mevleviler (Ayin )

NUTUK
* Tekkede tarikata yeni giren müritlere dinin ve tarikatın esaslarını aktarmak için yazılan şiirlere denir.
* 11li hece ölçüsü ile yazılır.

ŞATHİYE
* Dinin bazı inceliklerini alay edermişçesine anlatan şiirlere denir.
* Birçok şair bu şiirlerden dolayı horlanmış hatta öldürülenler de olmuştur

C. HALK TİYATROSU:Köy seyirlik oyunları, meddah, karagöz, orta oyunu, kukla.

GELENEKSEL (SEYİRLİK) TÜRK HALK TİYATROSU

Halk arasında oynanan tiyatroya, geleneksel Türk tiyatrosu (tuluat) denir.
Eğitme amacı olmayan bu tiyatrolarda güldürmek esastır.
Yazılı bir metne dayanmayan halk tiyatroları, doğaçlama oynanır.
Güldürü genellikle ağız ve şive taklitlerine dayanır.
Oyun sırasında müziğe önem verilir.
Belli bir sahnesi yoktur. Halk arasında, orta yerde veya kahvehanelerde oynanır.
Türk Halk Tiyatroları şunlardır: Karagöz (Gölge Oyunu), Ortaoyunu, Meddah.

KARAGÖZ
“Gölge Oyunu”, “Hayal Oyunu” olarak da bilinir.
Karagöz oyunlarının piri, Şeyh Muhammet Küşteri kabul edildiğinden Karagöz meydanına da “Küşteri Meydanı” adı da verilmiştir.
İki temel tip vardır: Karagöz ve Hacivat
Karagöz oyunlarında oyunu Hacivat açar ve semai söyleyerek perdeye çıkar.
Karagöz ve Hacivat’ı bir kişi seslendirir.
Ermeni, Rum, Yahudi, Çelebi, Beberuhi, Külhanbeyi, Bekri Mustafa, Zenne gibi yardımcı tipler de yer alır.
Oyundaki farklı tipler Osmanlı’nın diğer topluluklarını temsil eder.
Yazılı metne dayanmaz.
Karagöz, sıradan halkı temsil eder. İzleyicileri güldüren asıl tiptir.
Hacivat, okumuş, kendini beğenmiş sınıfı temsil eder.
Yanlış anlamalara, cinasa, şive taklitlerine ve nükteye dayalı bir mizahi yön taşır.
Başlangıç, muhavere, fasıl ve bitiş bölümleri vardır.
Asıl bölüm “fasıl”dır.

ORTA OYUNU

Halkın ortasında apaçık duran bir meydanda; metinsiz, suflörsüz, ezbersiz oynanan bir tiyatrodur.

*Anlatılan olaylar ustadan çırağa, kuşaktan kuşağa geçerek değişikliğe uğrar.
*Pişekâr;Başkarakterler, oyunu açan, yürüten, kapayan; hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem de yazar gibi davranan, kenarı kürklü kaftan ve külah giyen, elinde şakşak taşıyandır
*Kavuklu;Pişekârla birlikte oyunu yürüten; ikinci oyuncu ve başkomik, kavuk ve kaftan giyendir.
*Pişekâr cinasçılık, Kavuklu ise tekerlemecilik yapar.
*Çelebi, Zenne, Denyo, Arnavut, Acem, Arap, Yahudi gibi tipler kendilerini simgeleyen bir müzikle sahneye çıkar.
*Açık bir alanda ortada oynanan bir oyundur. Bu nedenle “orta oyunu” adını alır. Bu oyuna “kol oyunu, meydan oyunu” adları da verilir.
*Oyunun oynandığı yuvarlak ya da oval alana “palanga” denir.
*Orta oyunu belli bir metne bağlı kalınmadan oynanan doğaç-lama (tuluat) bir oyundur.
*Konu ve tipler bakımından Karagöz’le yakınlık gösterir.
*Mizahi özellikler taşır.
*Şive taklitlerine yer verilir.
*Başlangıç, muhavere, fasıl ve bitiş bölümleri vardır.
*Orta oyununda asıl oyun “fasıl” bölümünde sergilenir.
*Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz bir paravandan ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur.
Yeni dünya ev olarak, dükkân da iş yeri olarak kullanılır.

MEDDAH
Tek kişilik bir oyundur.
Meddahın temeli İslam öncesi Türk kültürüne kadar uzanır.
Geleneksel Türk edebiyatındaki meddahın İslam öncesi Türk toplumundaki adı şaman ya da baksıdır.
Oyundaki bütün kişileri “meddah”ın kendisi canlandırır.
Meddah, oyunda bir mendil, sandalye ve bastondan yararlanır.
Mizahi özellikler taşır.
Şive taklitlerine yer verilir.

Anonim Halk Edebiyatının Özellikleri:
Söyleyeni belli olmayan ürünlerden oluşmuştur.
Türkü, mani, masal, destan, halk hikâyeleri, atasözü ve bilmeceler; karagöz, orta oyunu ve meddah gibi halk oyunları bu dönemin başlıca ürünleridir.
Anonim ürünlerde halkın konuştuğu yalın bir dil kullanıl-mıştır.
Şiirler; hece ölçüsüyle, genellikle yarım ve cinaslı uyaklar kullanılarak dörtlüklerle söylenmiştir.

2. Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatı:
a. Nazım: Hikmet, nutuk, devriye, nefes, şathiye, ilâhî, ramazaniye.
b. Nesir-nazım karışık: Gülbanklar, dinî-millî destanlar, menkıbeler,
c. Nesir: Dinî-tasavvufî halk hikâyeleri, menâkıp-nâmeler, halk kitapları, dualar.

Özellikleri 

Tekke edebiyatında ilahi aşkın ele alındığı lirik ve didaktik ürünler verilmiştir.
Şiirler ağırlıklı olarak müzik eşliğinde söylenmiştir.
Genel olarak hece ölçüsü kullanılmış olsa da aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
Nazım birimi olarak hem dörtlük hem de beyit kullanılmıştır.
Özellikle “koşma” nazım şekliyle ilahi, nutuk, şathiye, devriye, nefes nazım türlerinde şiirler yazılmıştır.
Gazel, kaside, mesnevi nazım şekliyle şiirlerin yazıldığı da görülmektedir.
Tasavvufi terimlerin ve bazı yabancı sözlerin dışında genellikle halkın konuştuğu dil kullanılmıştır.
Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ürünlerinde sade bir dil kullanılmıştır.
Tasavvuf düşüncesini temel alır.
Kurucusu Ahmet Yesevi’dir.
Tasavvufun amacı insanı olgunlaştırmak ve onu insan-ı kâmil yapmaktır.
Tasavvufta önemli olan Allah aşkıdır; yani ilahı aşktır.
Tasavvufa göre bütün evren Allah’tan bir parçadır ve insan nefsi arzularından arınarak gönlünü ilahi aşkla doldurarak Allah’a ulaşabilir.
Tekkeler etrafında bir araya gelen tasavvufçular bu görüşlerini, İslamiyet’i yaymak için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
İlahi aşkın ele alındığı lirik ve didaktik ürünler verilmiştir.
Şiirler ağırlıklı olarak müzik eşliğinde söylenmiştir.
Genel olarak hece ölçüsü kullanılmış olsa da aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
Nazım birimi olarak hem dörtlük hem de beyit kullanılmıştır.
Özellikle “koşma” nazım şekliyle ilahi, nutuk, şathiye, devriye, nefes nazım türlerinde şiirler yazılmıştır.
Gazel, kaside, mesnevi nazım şekliyle şiirlerin yazıldığı da görülmektedir.
Tasavvufi terimlerin ve bazı yabancı sözlerin dışında genellikle halkın konuştuğu dil kullanılmıştır.
Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ürünlerinde sade bir dil kullanılmıştır.
Âşık Paşa, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana 13. ve 14. yüzyıl mutasavvıflarındandır.
Yunus Emre’nin dili dönemin diğer sanatçılarına göre daha sadedir.

Nazım türleri şunlardır:İlahi, Nefes, Şathiye, Devriye, Nutuk

 3. Âşık Tarzı Halk Edebiyatı:
* İslamiyet’ten önce başlamıştır.
* Eskiden kam,baksı adı verilen ozanlara bu dönemde AŞIK adı verilmiştir.
* Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Dili sadedir.
* Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
* Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
* Şairler şiirlerini CÖNK adı verilen defterde toplarlardı.
* Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
* Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
* Koşma, mani, Türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.
* 17. yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır.

a. Nazım: Koşma, mâni, varsağı, destan, semaî, taşlama, koçaklama, güzelleme, sicilleme, kalenderî, divanî, ağıt, türkü
b. Nesir-nazım karışık: Destanlar, halk hikâyeleri.

KOŞMA: Halk edebiyatında en çok kullanılan biçimdir. Genellikle hece ölçüsünün on birli (6+5 ya da 4+4+3) kalıbıyla yazılır. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Şair koşmanın son dörtlüğünde adını ya da mahlasını söyler. Uyak düzeni genellik-le şöyle olur: baba ” ccca ” ddda…

Koşmaların genel özellikleri:

* Aşk, ayrılık, gurbet gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir türdür.
* Dili sadedir.
* Uyak düzeni abab,cccb,dddbşeklindedir.
* Son dörtlükte şairin adı ya da mahlası bulunur.
* Koşmanın konularına göre güzelleme, koçaklama, ağıt, Taşlama adlı türleri vardır.
*Aşık edebiyatında en çok kullanılan nazım biçimidir.
*Genel olarak 11’li hece ölçüsüyle söylenir.(4+4+3 ya da 6+5 duraklı)
*Koşma Divan edebiyatında Gazele benzetilir.
*3-4-5-6 dörtlük olabilir.(Bunun dışındaki koşmalara da rastlanır. 6-10 dörtlük arası gibi)

GÜZELLEME: İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.
KOÇAKLAMA: Savaş, yiğitlik,kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir. Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve dövüşleri anlatan şiirlerdir

AĞIT: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyilikleri-nin işlendiği koşmadır. Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan acıları anlatmak amacıyla söylenen şiirlerdir
* Ölen kişi için söylenir.
*Ölen kişinin iyilikleri güzellikleri anlatılır.
*Ölen kişinin ardından duyulan üzüntü dile getirilir.
* Aşık edebiyatında ağıt söyleyenin kim olduğu bellidir ama anonim halk edebiyatında belli değildir.
* İslamiyet öncesinde Sagu Divan edebiyatında Mersiye karşılı-ğıdır.
*Ölçü ve uyak düzeni Türkü ile aynıdır.
*Anonim Halk edebiyatı Düz yazı türleri ürünü olan ağıtlar
da vardır).
TAŞLAMA: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleşti-ren koşmalara denir. Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir.
VARSAĞI: Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri Türkülerden gelişmiş bir biçimdir. Dörtlük sayısı ve uyak düzeni “Semâi” gibidir. Varsağılar yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenir. Bu da dörtlüklerin içindeki “bre” “hey” “behey” gibi ünlemlerle sağlanır. Halk edebi-yatında en çok varsağı söylemiş şair Karacaoğlan”dır.

Varsağının genel özellikleri:

* Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan VARSAK boylarının söyledikleri Türkülere denir.
* Uyak düzeni koşma gibidir.
* 4+4 şeklinde 8li ölçüyle söylenir.
* BRE, BEHEY, HEY nidaları sıklıkla kullanılmıştır.( Yiğitçe bir söyleyiş vardır.)
* En az 3 en fazla 5 dörtlüktür. *Koşma ve semaide işlene konulara benzer konular işler ama koşma ve semai kadar yaygın değildir. *Kendine özgü bir ezgisi vardır.

SEMAİ: Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla yazılır (4+4 duraklı ya da duraksız). Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.  Semâilerin kendine özgü bir ezgisi vardır ve bu ezgiyle okunur. Uyak düzeni koşma gibidir: baba ” ccca ” ddda Semâilerde daja çok sevgi, doğa, güzellik gibi konular işlenir.

Semailerin genel özellikleri:

* *Özel bir ezgiyle söylenen bir türdür.
* Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
* 4 + 4 =8 li hece ölçüsüyle yazılır. (bu yönü ile koşmadan ayrılır diğer özellikleri hemen hemen aynıdır.)
* 3-5 dörtlükten oluşur.
*Semai’nin sözlük anlamı:Bir kurala bağlı olmayıp ancak işitmekle öğrenilen (söz) demektir.
*Koşmadan sonra en çok kullanılan nazım şeklidir.
*Aşk,ayrılık,özlem ,ayrılık gibi konular daha çok işlenir.
*Görünüşte kolay gibi görünür ama yazılması zordur.
*Söyleyeni bellidir.

DESTAN: Dört dizeli bentlerden oluşan, oldukça uzun bir nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır. Genellikle hece ölçüsünün on birli kalıbıyla yazılır. Uyak düzeni koşma gibidir: baba ” ccca ” ddda Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler. Konuları bakımından destanları savaş, yangın, deprem, salgın hastalık, ünlü kişilerin yaşamları, mizahi… gibi gruplanadırabiliriz.

Destanların genel özellikleri:

* 6+5 li hece ölçüsüyle söylenir.
* Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
* Kendine özgü bir söylenişi vardır.
* Uyak dizilişi koşma ile aynıdır.
* Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır.
*Bir milleti derinden etkileyen konularda yazılır.
* Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.

MUAMMA: Kapalı bir biçimde anlatılan bir olayın ya da bilginin okuyucu tarafından anlaşılmasını, bunlarla ilgili soruların cevaplandırılmasını isteyen bir tür manzum bilmecedir.

NASİHAT: Bir şey öğretmek,bir düşüncenin yayılmasına çalışmak gibi amaçlarla söylenen didaktik şiirlerdir.

Aşık Tarzı Halk Şiirinin Genel Özellikleri

İslamiyet’ten önceki “ozan”ın, “âşık” adını alması, sözlü edebiyatımızın devamlılığının göstergesidir.
Şairler genellikle okuma yazma bilmeyen âşıklar usta-çırak ilişkisiyle yetişmişlerdir.
Âşıklar köylerde, şehirlerde veya asker ocaklarında yetişmişlerdir.
Asker ocaklarında veya şehirlerde yetişen âşıklar (kalem şuarası)medreselerde okuduklarından dolayı Divan edebiyatından etkilenmişlerdir.
Aşk, toplumsal olaylar, doğa güzellikleri işlenen başlıca konulardır.
Âşık edebiyatı dini etki taşımadan oluşmuş, din dışı bir edebiyattır.
Şiirler dörtlüklerle, hece ölçüsüyle ve daha çok yarım uyaklı olarak söylenmiştir.
Koşma, varsağı, semai, destan nazım şekilleri kullanılmış­tır.
Saz eşliğinde söylenen şiirlere içten bir söyleyiş hâkimdir.
Âşık edebiyatında, halkın konuştuğu sade bir Türkçe kul­lanılmıştır.
Kalem şairleri (kalem şuarası) divan edebiyatının etkisinde kalmış, beyitlerle, aruz ölçüsüyle ve divan edebiyatı nazım şekilleri ve Arapça – Farsça sözcükleri kullanarak selis, satranç gibi şiirler yazmışlardır.
Aşık tarzı halk şiiri nazım şekilleri şunlardır:

Koşma. Semai, Varsağı, Destan ,Dudak Değmez

Halk Edebiyatının Önemli Temsilcileri

AHMET YESEVİ (12. YY) […-1166]

* Yesevi tarikatının kurucusudur.( Batı Türkistan’da doğmuştur ve babası bir şeyhtir.)
* Sanat kavgası yerine düşünceleri anlatmak maksadındadır.
* Halk dilini ve hece ölçüsünü de kullanmıştır.
* 13.yüzyıl içinde Anadolu’da görülmeye başlayan Bektaşîlik, Babaîlik, Haydarîlik hep o milli Yesevîlik tarikatından çıkmış kollardır.

YUNUS EMRE
* Engin hoşgörüsü, insan sevgisiyle sadece bizim değil bütün dünyanın beğenisini kazanmış eşsiz bir şair, fikir adamıdır. Evrensel insan sevgisini içinde taşıdı.
* Şiirlerinde tanrı aşkını dile getirdi. Tanrıya ulaşma onun asıl amacıdır. (İlahi aşkı ve insan sevgisini eserlerinde işlemiştir.)
* Hem aruzu hem de hece veznini kullanmıştır.
* Şiirlerinde dili oldukça sadedir, zamanının halk dilini kullanmıştır.( Özensiz içten lirik anlatımı ve temiz Türkçesi ile herkesin sevgisini kazanmıştır.)
* Nazım biçimi olarak “ilahi”yi seçmiştir.
*Halk edebiyatının sanatçısı olmanın yanı sıra Divan edebiyatını da biliyordu.
* Taptuk Emre’nin dergahında yetişmiş ve onun sayesinde medrese kültüründen sıyrılıp tasavvufa yönelmiştir.
* Nesir alanında hiç eser vermemiştir.
* UNESCO tarafından anılan ilk Türk şairidir.
* İlk divan sahibi sanatçıdır.
Eserleri
Risalet’ün Nushiyye: Didaktik bir eserdir.
Divan: Heceyle yazdığı ilahi ve nefeslerinin olduğu eserdir.

PİR SULTAN ABDAL(16.YY [?-1590])
* Halk edebiyatında lirik şiirin öncülerindendir.(Şiirlerinde duru ve yalın bir dil kullandı.)
* Halk içinde çok sevildiği için isimsiz birçok şiir onun adında yayımlanmıştır.
* Tasavvufu, halkın anlayışıyla birleştirmiştir.( Alevi gelenekleri ve tarikat içinde yetişti.)
* Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
* Dili oldukça sadedir.
* Bektaşi tarikatına mensup olduğu için “nefes”leri ünlüdür.
* Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa tarafından astırıldı.
* Hatayi (Şah İsmail), Kul Hüseyin ve Kul Himmet’ten etkilendi.
* Ana konuları, aşk, tasavvuf ve kavgadır.
* Medrese eğitimi görmediği için, divan edebiyatından hiç etkilenmedi.
* Koşma, semai, türkü biçiminde söylediği nefesleriyle ünlenmiştir.
* Din dışı şiirler de söylemiştir.

HACI BEKTAŞI VELİ(13. YY) [1209-1271]
* Horosan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur.Asıl adı Muhammed Bin Musa’dır.Bektaşi lakabını daha sonra almıştır.
* Bektaşi tarikatının kurucusudur
* Büyük bir bilgindir.( Yeniçeriler tarafından Pir olarak ka-bul edilir.)
* Orta Anadolu”da etkin olmuştur.
* Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması yolunda bü-yük çaba sarf etmiştir.
*Tasavvufi düşünceleri yaymak için Nevşehir’e yerleşmiş-tir.
* Makalat: (Arapça yazılmıştır.), Kitabü’l Fevaid, Fatiha Tesfiri

KAYGUSUZ ABDAL
* Kendisinden önceki şairlerden etkilenmiştir. (Özellikle Yunus”tan)
* Hem hece hem de aruz veznini kullanmıştır.
* Alaylı, nükteli, eleştirili şiirler yazmıştır.
* İyi bir öğrenim görmüştür.Edebi yazıları da vardır.
* Dolapname isimli eseri ünlüdür “Budala-name, Mugaalet-name”adlı eserleri vardır.
* Bazı şiirlerinde Sarayi mahlasını kullanmıştır.
* Genç yaşta Hacı Bektaşi Veli’nin torunu Abdal Musa’ya derviş olduğundan Kaygusuz adını almıştır.
*XIV’üncü asrın sonlarında Mısır’a giderek bir tekke açmış, burada Bektaşiliği yaymaya çalışmıştır.
* Birçok yer dolaşmış hece ve aruzla şiirler yazmıştır.
* Asıl ünü halk diliyle yazdığı nefeslerinden gelir.

HACI BAYRAMI VELİ (14.15. YY) [1352-1459]
* Bayramilik tarikatının kurucusudur.
* İstanbul’u, Fatih Sultan Mehmed Hanın fethedeciğini müjdelediği rivayet edilir.
* Düşüncelerini içeren Öz Türkçe şiirler yazdı.
* Tasavvufla ilgili görüşleri, kendinden sonra geleceklere belli bir inanç düzeni olarak benimsenen Bayramilik’te son biçimini almıştır.
* Türbesi şimdi Ankara’daki adını taşıyan camidedir.
* Yunus Emre yolunda şiirler söyledi.

EŞREFOĞLU RUMİ (14.15. YY) [1377-1484]
* Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi ve damadıdır.
* Yunus tarzında yazdığı şiirlerinden oluşmuş bir divanı vardır.
* Gördüğü bir rüya üzerine ilim tahsilini yarıda bıraktı, tasavvufa yöneldi.
* İrşad göreviyle çeşitli yerleri dolaştı. İznik’e döndü. Burada Kadiri tarikatının Eşrefiye kolunu kurdu.
* Hece ve aruzla şiirler yazdı.

AZİZ MAHMUT HÜDAYİ (16.17 YY)

* Arapça ve Türkçe otuz kadar eseri vardır.
*Yalın bir üslupla Hikemi içerikli ilahiler yazmıştır.
* Devlet büyüklerine Türkçe yazdığı mektuplardan oluşmuş, Mektubati en tanınmış eseridir.

NİYAZİ MISRİ (1618-1694 / 17.YY )

* Mısır’da eğitim gördüğü için Mısrî denilmiştir.
* Yunus Emre ekolüne sahiptir.
* Arapça ve Türkçe çeşitli eserleri mevcuttur.
* Aruzla yazdığı şiirlerinde ise Nesimi ve Fuzuli’nin etkisinde kalmıştır.

KAYIKÇI KUL MUSTAFA
* 17. yüzyılın önemli yeniçeri şairlerindendir.( Deniz eri olduğundan dolayı Kayıkçı Mustafa lâkabını aldığı biliniyor.)
* Kahramanca şiirleriyle tanınmıştır.
* “Genç Osman” destanıyla tanınmıştır.
* Divan şiirinden etkilenmemiştir.
* Dördüncü Murat’ın Bağdat Savaşı’na katılmıştır.( Yeniçeri âşıklarındandır.)
* Şiirlerini hece ölçüsüyle söylemiştir.
* Sade bir halk diliyle destanlar, koşmalar, türküler söylemiştir.
* Bektaşiliği benimsedikten sonra tasavvufla ilgili güzel nefesler söylemiştir.
* İkinci Osman’ın şehit oluşu, IV.Murat’ın Bağdat’ı fethi, Abaza Hasan Paşa’nın isyanı gibi birçok olay üzerine destanlar söylemiştir.

KÖROĞLU
* Başkaldırının, isyanın şairidir.
* Din dışı konularda şiirler yazmıştır. Koçaklamanın en güzel örneklerini vermiştir.
* Sultan Murat (II.) zamanında Osmanlı ordusuyla İran savaşlara katılmıştır.
* Köroğlu adlı halk kahramanıyla aynı adı ve özellikleri taşıdığı için ikisi aynı kişi olarak anılmıştır.( Kimliğiyle ilgili iki tartışma vardır. Şair Köroğlu destan kahramanı Köroğlu’nun adını almıştır.)
* Kavganın, özgürlüğün sembolüdür. Şiirlerinde yiğitlik, dostluk, aşk ve doğa sevgisini işler.
* Âşıkların piri olarak kabul edilir.
– Tüm şiirlerini hece ölçüsüyle söylemiştir.
* Dili çok sadedir.
* Tasavvuftan etkilenmemiştir.
* ‘’Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.’’ sözü kendisine aittir.

DADALOĞLU
*Avşar Türklerindendir.( Asıl adı Veli’dir.)
* Toroslar bölgesinde yaşamış.( Çukurova, Kozan, Binboğa ve Gavurdağı yöresinde konar-göçer yaşamış bir halk ozanıdır.)
* Devlet yönetiminin aşiretiyle olan mücadelesi üzerine söylediği:Hakkımızda devlet vermiş fermanı, ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” sözü çok meşhurdur.( Kavga şiirleriyle tanınır.)
*Göçebe boylarının direniş öyküsü ve derebeyi-aşiret savaşları şiirinin ana temalarıdır.( Bir elinde sazı bir elinde tüfeği olan isyanlara da katılmış bir halk ozanıdır.)
* Dadaloğlu’nun şiirleri, yerleşik yaşama geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin çığlığıdır.
*Türkü türünün ustasıdır. Varsağı , semai ve destanları meşhurdur.
*Özlü ve içli bir dille yiğitçe seslenişi kaynaştırmıştır.
*Üslup bakımından Karacaoğlan ve Köroğlu’nu hatırlatır.
* Koçaklama ve varsağının önemli ozanlarındandır.
* Köroğlu’nun yiğit ve kavgacı anlatımı(epik) ile Karacaoğlan’ın lirizminin toplamıdır Dadaloğlu.)Şiirleri özentisiz ama içten ve yiğitçedir.)

KAZAK ABDAL ( 17.YY )
* Romanya Türklerindendir.
* Şiirlerinin bir kısmı hiciv örnekleriyle doludur.
* Dili yalın ve sadedir.

KARACAOĞLAN
* Şiirlerini sade bir dille yazmıştır.( Dilinde çok az yabancı sözcük vardır)
* Saz şairliğinin piri sayılır.
* Din dışı konularda yazmıştır.
* Koşmaları oldukça sevilmiştir. Varsağı türünde en fazla şiir söyleyen şairdir.
* Kuvvetli lirik egemenliği hâkimdir şiirlerinde.( Şiiri aşk ve doğa üzerine kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır.)
* Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır.
* Anadolu”yu at sırtında gezip şiir söylemiştir. Özellikle güzelleme şairi olarak bilinir.
* Sevgilileri somuttur. (Elif, Anşa, Döndü, Döne, Zeynep, Esma, Hatice, Cennet)
* Hece ölçüsüyle koşma, türkü, destan, semai, varsağı türlerinde eserler söylemiştir.( Hece ölçüsünü ustalıkla kullanmıştır.)
* Dini düşüncelerden ve medrese kültüründen uzak durmuştur.
* ‘’Nemçe’’ isimli epik şiiri ünlüdür.
* Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi.Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır.

ÂŞIK ÖMER
* Konya ya da Kırım’da doğduğu rivayet edilir.
* İyi bir eğitim almamasına karşın şairler arasında yeteneğiyle kendine en üstte yer edinmiştir.( Medrese eğitimi görmüştür.)
* Devrinin idarecilerini, dinini görünüş için yaşayanlarını eleştirmiştir.
* Aruz ve hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır. Ancak hece ölçüsünde asıl karakterini gösterir.
* Savaşlara katılmış bir saz şairidir.(Asker şairi olarak, Avrupa ve Rusya sınırlarında dolaşır. Bu nedenle şiirlerinin çoğunda vatan hasretiyle yanıp tutuştuğu görülür.)
* Divan şairlerinden oldukça etkilenmiştir.
* ‘Adli’ ve ‘Ömer’ mahlaslarını kullanmıştır.
*En meşhur şiiri 38 dörtlükten oluşan 105 şairin adının sayıldığı Şairname’dir.
*Divan’ı vardır.

DERTLİ
* Asıl adı İbrahim’dir. Lütfi mahlasını da kullanmıştır.
* 18. yüzyılın sonlarında yaşamıştır.
*Halk ozanlarının memurluk yapmış ender tiplerinden birisidir.
* Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmış; fakat aruzla yazdığı şiirlerde başarılı olamamıştır.( Aruzla gazeller, divanlar, kalenderiler yazmıştır.)
* Lirik koşmalarıyla tanınmıştır.( Çözdüğü bir muamma ile ünlenmiştir.)
*Gazel, divan, mersiye, nefes, devriye, koşma, semai, satranç, kalenderi gibi nazım biçimlerini kullanmıştır.
* Geçimini âşık kahvelerinde saz çalıp şiir söyleyerek sağlamıştır.( Gurbet şairi olarak bilinir.)
* Divan ve tekke edebiyatlarını iyi bilir.
*Fuzûlî, Âşık Ömer, Gevheri gibi şairlerin etkilerini taşır.
*Bektaşi geleneğine bağlıdır.
*Toplumsal yergi ve şathiyeleriyle tanınır.
* Divan “ı taş baskıyla basılmıştır.

EMRAH
* Erzurumludur.
* Gazel, murabbalar yazmıştır.
* Koşma ve semaileriyle tanınmıştır.
*Hem aruz hem hece ölçüsünü kullanmıştır. Hece ile yazdığı şiirlerde daha başarılıdır.
*Divan edebiyatından etkilenmiştir.Divan şiirine hakim olan halk şairlerimizdendir.(Divan edebiyatı tarzında yazdığı şiirleriyle de benimsenmiştir)
*Medrese eğitimi görmüştür.( Nakkaşibendiliğin Halidi koluna bağlı olduğu için tasavvuf öğelerini şiirine doldurmuştur.)
*Klasik şiire yönelmiş, Fuzulî, Baki, Nedim gibi ustalardan bildiklerini örnek almıştır.
*Koşmalarında Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri’nin izleri görülür.
*Emrah Koşmasını âşıklık geleneğine kazandırmış usta şairlerdendir.(Erzurumlu Emrah semaisiyle de ün kazanmıştır.)

ERCİŞLİ EMRAH (17. YY)
* Yaşamı ile ilgili kesin bilgiler yok.(Van’ın Erciş ilçesinde doğduğu biliniyor.)
* Sade bir Türkçe kullandı.
* İçten ve halk zevkine yakın bir söyleyişi vardır.( Emrah ve Selvihan adlı halk öyküsüyle ün kazandı.)
* Yalnızca hece ölçüsü kullanmıştır. kullanmamıştır.
* Yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işlemiştir.
* Ercişli Emrah’ın en şanssız yanı Erzurumlu Emrah ile karıştırılmasıdır.( Bazı şiirleri Erzurumlu Emrah’a mal edilmiştir.)

GEVHERİ
* İnce bir söyleyiş, derin bir bilgi içeren şiirleri halk arasın-da çok sevilmiştir.
* Divan edebiyatında etkilendiği için mazmun ve yabancı sözcükleri çokça etkilenmiştir.
* Koşmaları, türküleri ve taşlamaları oldukça ünlüdür.
* Başta Fuzulî olmak üzere klasik şairlerimizin tesirleri görülür.
* Bir ordu şairidir.Musiki ile de ilgilenmiştir.Besteler yapmış, kendi adıyla anılan bir makam bulmuştur.
*Aruz ve hece ölçüsü ile şiirler yazmıştır.
* Önceleri asıl adının ‘’Mustafa’’ olduğu sanılırken, sonradan bir şiirindeki ‘’Bir kemter kulundur Garip Mehmed’’ dizesinden adının ‘’Mustafa’’ değil ‘’Mehmed’’ olduğu ileri sürülmüştür.

BAYBURTLU ZİHNİ
* Asıl adı Mehmet Emin’dir. Bayburtlu’dur.
* Divan edebiyatına çokça dalmaya çalışmıştır.
* Saz şairi olarak ün kazanmıştır.
*Divan şairi olmaya özenmesine karşın halk ozanı olarak ün yapmıştır.( Hem divan hem de halk şiiri türündeki yapıtlarıyla tanınır.)
*Usta bir taşlamacıdır.( Şiirlerinde mizah ve eleştiri görü-lür.)
* Divan edebiyatı türü şiirleri ve kasidelerle ünlenmiştir.
* Hem heceyi hem aruzu kullanmıştır.
* Hicivleri uğradığı haksızlıkların sonucudur.
* Divan“ı, Sergüzeştname ve Hikâye-i Garibe eserleri ünlüdür.

LEVNİ (18. YY)
* Asıl adı Abdülcelil Çelebi’dir. Edirnelidir.
* Lale Devri’nin en tanınmış minyatürcüsüdür.( Minyatürlerinde daha çok eğlence sahnelerini işledi.)
* Atasözlerini nazıma çekmek Levni ile başlamıştır.
* Hece ve aruz ölçüsünü kullanmıştır.
* II.Mustafa zamanında sarayın baş nakkaşlığına getirildi.
* Levni Şair Vehbi’nin, III.Ahmed’in Şehzadelerinin sünnet düğününü anlattığı Surname’sini de süslemiştir.
* Levni’nin eserleri arasında Kaygusuz Abdal minyatürü bulunmaktadır.
* Eseri: Silsilaname

RUHSATİ (19. YY)
* Asıl adı Mustafa, On iki yaşında öksüz ve yetim kalmıştır.( Kuvvetli bir tahsil görememiştir.)
* Yöresindeki beylere azap durmuş ve inşaatlarda duvarcı ustası olarak çalışmıştır.
* Saz çalmayan ama şiirlerini doğaçlama söyleyen badeli bir âşıktır.
* Şiirlerinde genellikle köy yaşamını anlatmıştır.
* Tasavvufla ilgili hece ölçüsüyle şiirler ve aruz ölçüsüyle başarısız manzumeler yazmıştır.
* Taşlama türünde söylediği şiirleri de vardır.

SEYRANİ (19. YY)
*Kayseri Develi’de doğmuştur.Asıl adı Mehmet’tir.
-Babası fakir bir mahalle cami imamıdır.(Babasının sayesinde medrese eğitimi almıştır.)
* Hece ölçüsünü de aruz ölçüsünü de kullanmıştır.
* Din, din dışı, ahlakla ilgili konuları da işlemiştir.
* Rüşvete, zulme, haksızlıklara karşı başkaldıran şiirleriyle, taşlamalarıyla tanınmıştır.

ÂŞIK VEYSEL
* Sivas Şarkışla Sivrialan köyünde doğmuş ve yaşamıştır.
* Çocuk yaşta kör olması ona derin bir duygu zenginliği vermiştir.
*Şiirlerinde 20. yüzyılın düşünce ve yaşantısını açıkça yansıtmıştır.
* Halk edebiyatının ve son dönem edebiyatımızın usta şairlerindendir.
*Halk şiirine yeni bir doğuş ve soluk getirmiştir.
*İnsan, yurt ve toprak sevgisini değişik bir üslupla dile getirmiştir.
*Ahmet Kutsi Tecer tarafından keşfedilmiştir.

Halk Edebiyatının Dönemleri
13. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Bu yüzyılda ele geçen eserler daha çok fetih ve savaşlara aittir. Bunların en önemlileri İslami Türk destanlarıdır. Battal Gazi Destanı, Danişmentname bunlardan en ünlüleridir. Dönemin en ünlü kişisi Nasreddin Hoca’dır. O, zekasıyla, keskin görüşleri ve zeki söyleyişleriyle, nükteleriyle dünyaca tanınmış biridir. 13. yüzyılda yaşadığı halde halka mal olarak kendinden sonra gelen Timurlenk ile karşılaştırılmıştır.Bu asrın en önemli şairi Yunus Emre’dir.

14. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Bu yüzyılın en önemli eseri Kitab-ı Dede Korkut ‘tur.Bu kitapta hikayeler Oğuz Türkleri arasında yaşanmış ve yayılmıştır. Kitapta Oğuz Türkleri’nin Gürcüleri, Rumlar, Ermeniler ve diğer Türk boylarıyla yaptıkları barışlar anlatılır. Hikayelerde nazım, nesir iç içedir. Dili destansı bir dildir. Bazı yönleriyle destana benzer. Bu yüzden destandan halk hikayeciliğine geçiş ürünü olarak olarak görülür. Bu asırdaki en ünlü şair, Yunus tarzı söyleyişleriyle ün kazanan tekke şairi Kaygusuz Abdal’dır.

15. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Bu yüzyılın tanınmış ismi Hacı Bayram Veli’dir. Ankara’da doğan Hacı Bayram Veli, çok güçlü bir medrese tahsili yapmıştır. Aruzla da yazmakla birlikte daha çok hece ölçüsünü kullanmış ve dini şiirler yazmıştır. İlahileri tekkelerde, zaviyelerde dillerden.

16. Yüzyıl Halk Edebiyatı                                                                                                                                                                                                      Bu yüzyılda sadece Tekke edebiyatının değil, din dışı konularda söylenen şiirlerin de metinleri ele geçmiştir. Ellerinde sazlarla diyar diyar dolaşan, nerede bir güzel görülürse ona aşık olan ve şiirler söyleyen şairler, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında boy gösteren aşıklar eski halk geleneğini sürdürmüşler ve “Aşık Edebiyatı” denen edebiyatı yaşatmışlardır. Bunların en tanınmışı, yüzyılın sonlarında şöhret kazanan Köroğlu’dur. Ayrıca Kul Mehmet, Hayali, Bahşi adlı aşıklar da dönemin önemli şairleridir. Tekke Edebiyatının bu dönemdeki temsilcisi Pir Sultan Abdal’dır.Pir Sultan Abdal tekke şairleri arasında şiirlerini sazla söyleyen ender kişilerdendir. Daha çok nefesleriyle tanınır..

17. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Bu dönem Türk edebiyatının altın çağıdır. Hem Aşık edebiyatı hem Tekke edebiyatı hem de Anonim Halk edebiyatı ürünlerden bir çoğu ele geçmiştir. Tekke edebiyatının önde gelen şairleri Aziz Mahmut Hüdai ve Niyazi Mısri ‘dir. Her iki şair de derin ilim sahibidirler.
Bu asırda Aşık edebiyatında büyük gelişmeler olmuş, Divan şairlerine bile ilham verecek lirik şiirler söylenmiştir. Ayrıca aruzla şiir söyleyen saz şairleri, kendilerini Divan şairleri ka-dar başarılı saymışlardır. Bunların arasında Yeniçeri ordusunda bulunan ve Evliya Çelebi ‘nin de dikkatini çeken Katibi, denizci olan Kayıkçı Kul Mustafa ünlüdür.
Ancak günümüzde bile çok sevilen, şiirlerin çoğu halk Türküsü haline gelen aşık Karacoğlan’dır.Şiirlerinin tümünü hece ölçüsüyle söyleyen, halk anlayışını, yaşayışını şiirlerine en iyi şekilde yansıtan Karacaoğlan tabiat ve sevgili teması ile yazdığı koşmalarıyla tanınır.
Dönemin diğer büyük saz şairi Aşık Ömer’dir. Halk şairleri arasında en kültürlü, en yaratıcı olarak tanınır.

18. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Bu yüzyılda halk edebiyatı şairleri, divan şairleriyle boy ölçüşme, aruzla şiir söyleme bu devirde biraz daha yaygınlaşmıştır. Tekke edebiyatı bu dönemde bir duraklama içindedir. Dönemin en büyük tekke şairi, aynı zamanda büyük bir alim olan Erzurumlu İbrahim Hakkı’dır. İlahiname adlı divanında genellikle tasavvufi kasideler, gazeller, ilahiler bulunur. Ayrıca şairin Marifet-name adında nesir eseri de vardır.

19. Yüzyıl Halk Edebiyatı
Halk şiir geleneği bu asırda klasik söyleyişini sürdürmüş-tür. Özellikle Aşık edebiyatının çok yetenekli saz şairleri görülür. Bunlardan biri de Bayburtlu Zihni’dir. Hem Divan hem de aşık tarzı şiirleriyle tanınmıştır. Çok iyi medrese eğitimi görmüştür. Bu nedenle divan tarzında yazdığı şiirler, Divan şairlerini aratmaz. Ayrıca halk tarzında söylediği şiirlerde tam bir aşık söyleyişi vardır. Dönemin diğer tanınmış şahsiyeti Erzurumlu Emrah’ tır.Divan tarzı şiirleri pek başarılı değildir.Asıl lirik şiirleri, koşma tarzında söyledikleridir.

20. Yüzyıl Halk Edebiyatı                                                                                                                                                                                                Aşık şiirinin çok güçlü olduğu bir dönemdir. Bu yüzyılda yüzlerce âşık yetişmiştir. Bunların bir kısmı XIX. yüzyılda doğmuş, XX. yüzyılda ise sanatlarının zirvesine çıkmışlardır.
Halk ozanları, toplumun değerlerini kuşaklar boyu tanıt-makta aracı olmuş ve bunları kalıcı kılmışlardır. Çaldıkları sazdan çok, söyledikleri söz önemlidir. Kültürel değerleri kuşaktan kuşağa aktarmak, asıl önemli olandır onlar için. Kimi geleneksel, kimi çağdaş halk ozanları olan bu sanatçılar kültürümüzün tanıtılmasında büyük emeği olan insanlar.

Aşık Veysel Şatıroğlu (1894 – 1973)
Asıl adı Veysel Şatıroğlu olan Türk halk ozanı, Sivas doğumludur. Yedi yaşında yakalandığı çiçek hastalığı nedeniyle iki gözünü de kaybetti. Babasının kendisine gün için-de oyalanması için aldığı bağlama ile önce başka ozanların türkülerini okumaya başladı. Eve oyuncak olarak gelen bağlamayı gün geçtikçe ilerleten Aşık Veysel, 30’lu yaşlara geldiğinde ise tüm Türkiye’nin tanıdığı bir halk ozanı oldu.

Muharrem Ertaş (1913 – 1984)
Kırşehirli Türk saz ve söz ustası, Abdallık geleneğinin ve Bozlak türünün en önemli isimlerindendir. Henüz küçük bir çocukken köylerde sünnet ve düğün törenlerinde, bayramlarda bağlama çalarak dolaşmaya başladı. Kendi gibi halk ozanı olan Neşet Ertaş’ın babası olan Muharrem Ertaş, gelmiş geçmiş en büyük bozlak okuyucusu olarak kabul edilir.

Aşık Daimi (1932 – 1983)
1932 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı İsmail Aydın’dır. Her iki dedesinin saz şairi olmasının etkisiyle küçük yaşta bağlama çalmayı ve aşıklık geleneğini öğrendi. Önceleri başkalarının türkülerini okuyan halk ozanı, daha sonra kendi deyişlerine ağırlık verdi.

Aşık Reyhani (1932 – 2006)
Asıl ismi Yaşar Yılmaz’dır. Erzurum doğumlu olan usta sanatçı, küçük yaşlarda köyüne gelen aşıklardan etkilendi. Kendi aşıklığı ve şiir yazmaya başlaması 18 yaşından sonradır. Doğudan batıya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani, katıldığı birçok yarışmada birincilik ödülü aldı.

Şeref Taşlıova (1938 – 2014)
Devlet sanatçısı ünvanlı yetenekli halk ozanı Ardahan’da dünyaya gelmiştir. Erken yaşlarda bağlama çalmayı öğrenmiştir ve 1966 yılından itibaren Kars Radyosu bünyesinde 10 yıl süreyle aşıklara ilişkin programlar hazırladı ve sundu

Neşet Ertaş (1938 – 2012)
Abdallık geleneğinin son büyük temsilcilerindendir. Kırşehir’de dünyaya gelen Türk halk ozanı, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Ne zaman ki bağlama çalmayı tam öğrendi, babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde çalıp söylemeye Yaşar Kemal’in kendisine taktığı isim ise her-kes tarafından benimsendi ve mahlası oldu: Bozkırın Tezenesi.

Aşık Mahzuni Şerif (1940 – 2002)
Ünlü halk ozanı Aşık Mahzuni Şerif veya asıl adı ile Şerif Çırık, 1940 yılı Kahramanmaraş doğumludur. 1964 yılında ilk plağı ile müzik dünyasına girdi.

Murat Çobanoğlu (1940 – 2005)
1940 yılında Kars’ta çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Saz çalmaya ve söylemeye 1951 yılında başlamıştır. Kendine özgü bir sese sahip olan usta halk ozanı, yurt içinde ve dışında düzenlenen bazı müzik şenliklerine katıldı.

 

* İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

ÖDEV TESTİ 4

  19. yüzyıl âşıkları içinde konar-göçer Türkmen aşiretlerinin geleneksel dünyasını, törelerini yansıtan şiirleriyle etkinleşir. “Yiğitlik, soyluluk, dayanışma” gibi…

ÖDEV TESTİ 1

1.Aşağıdakilerden hangisi “mani”nin bir özelliği değildir? A) Dört mısradan oluşur. B) İlk iki dizesi ayrık yani hazırlık özelliği…