İnsanlar gördüklerini, duyduklarını, düşündüklerini, tasarladıklarını başkalarına anlatma gereği duymuşlardır. Bu aktarmalarda insanın belli bir amacı vardır. Söyleyeceklerimizi amacımıza göre yönlendirir, biçimlendiririz. Amacımız, söyleyeceğimiz değiştikçe anlatım biçimimiz de değişir.

Anlatımdaki amaçları şöyle sıralayabiliriz:

  • Kavramları tanımlamak,
  • Bir durum ya da karakteri incelemek,
  • Bir düşünceyi aydınlatmak,
  • Varlıkları belirgin özellikleriyle tanıtmak,
  • Bir olayı aktarmak,
  • Yerleşmiş duygu, düşünce, davranış ve kanıları değiştirmek,
  • Gözlemlenen varlıkları başkalarının zihninde canlandırmak,
  • Kişileri, tasarlanan olaylar içinde yaşatarak duygu ve izlenim kazandırmak,

Bu amaçlara bağlı dört anlatım biçimi kullanılır:

  1. Açıklama (Bilgi Verme, Öğretme)
  2. Tartışma (Yerleşik Kanıları Değiştirme)
  3. Betimleme (İzlenim Kazandırma)
  4. Öyküleme (Olay İçinde Yaşatma)

Bu anlatım biçimleri çoğu zaman tek başlarına kullanılmaz. Birkaçı bir arada bulunabilir.

  1. AÇIKLAMA (Bilgi Verme, Öğretme) :

Her türlü konuya uygulanabilen bu anlatım biçiminde amaç bilgi vermek, bir şeyleri öğretmek, herhangi bir düşünceyi aydınlatmaktır. Bu bakımdan en çok kullanılan anlatım biçimidir.

Açıklayıcı anlatım, üzerinde durulan konuyla ilgili ‘Niçin?, Nedir?, Nasıl?’ gibi soruların yanıtını vermeye yarar.

Bu anlatım biçimiyle bir olay anlatılır, bir şeyin oluşu belirtilir, bir durum, davranış nedeniyle ortaya konur, kavramlar tanımlanır, varlıklar belirgin nitelikleriyle tanıtılır, düşünceler aydınlatılır. Genellikle nesnel yargılara yer verilir.

Açıklama, bilgi verme, öğretme amacı taşıdığı için ansiklopediler, ders kitapları, gazeteler, açıklamalı sözlükler, yemek tarifi kitapları… bu anlatım biçimini kullanır. Yine bir düşüncenin aydınlanması amaç edinildiğinde makale, fıkra, deneme, eleştiri, röportaj… gibi yazı türlerinde bu anlatım biçimine diğerlerine oranla daha çok yer verilir.

Açıklamada bir konuyu berraklaştırmak, geliştirmek, anlaşılır duruma sokmak ön planda olduğu için sanatlı anlatımdan kaçınılır.

  • Açıklayıcı anlatım biçimi uygulanırken tanımlama, karşılaştırma, örnekleme… gibi düşünceyi geliştirme yolları kullanılabilir.

ÖRNEK

Milyonlarca kişi kitap okuyor, müzik dinliyor, tiyatroya sinemaya gidiyor. Neden? Belli ki kendisini aşmak istiyor insan. Gerçek anlamda insan olmak istiyor. Ayrı bir birey olmakla yetinmiyor; bireysel yaşamının kopmuşluğundan kurtulmaya, bireyciliğinin bütün sınırlarıyla onu yoksun bıraktığı ama yine de onu sezip özlediği bir dostluğa, daha anlamlı bir dünyaya geçmek için çabalıyor.

Yukarıdaki paragrafta insanların kitap okuma, müzik dinleme, sinema ve tiyatroya gitme nedenleri açıklayıcı anlatım biçimiyle veriliyor. Yazara göre bunların nedeni “insanın kendini aşma isteği, daha anlamlı bir dünyada yaşama arzusu”dur.

  1. TARTIŞMA (Yerleşik Kanıları Değiştirme)

Bu anlatım biçimi, herhangi bir düşünceyi savunmak, okuyucu ya da dinleyiciyi bu düşünceye inandırmak amacıyla kullanılır. Amaç düşüncelerin sorgulanmasıdır.

Aslında tartışmacı anlatım, açıklayıcı anlatımın biçim değiştirmiş şeklidir. Bu anlatım biçimini açılamadan ayıran yön, okuyucunun ya da dinleyicinin yerleşmiş kanılarını, düşünce ve davranışlarını değiştirmeye yönelmesi, savunulan düşüncenin doğruluğunu kanıtlamaya çalışmasıdır.

Tartışmacı anlatım biçiminin uygulanabilmesi için öne sürülen önermenin tartışmaya, delillerle kanıtlanmaya uygun olması gerekir. Herkesin üzerinde anlaştığı bir düşünce bu yolla işlenmez. Ancak böyle bir düşünce yerleşmiş anlayışlara aykırı bir taraf bulunduğu zaman tartışmacı anlatımla işlenebilir. Bu anlatım biçiminde nesnel yargıların yanında öznel yargılar da yer alır.

Tartışma, çok yaygın olarak kullanılan bir anlatım biçimidir. Örneğin deneme, fıkra, makale, söyleşi ve eleştirilerde, roman ve öykülerde; konuşma ve konferanslarda kısaca görüş ayrılığını gidermek için yapılacak her türlü anlatımda yer alır.( “Tartışılan ne? “ sorusunun yanıtıdır.”

Tartışmacı anlatım biçimini uygularken, düşünceyi geliştirme yollarından tanık gösterme, kanıtlama, örneklendirme… kullanılabilir.

ÖRNEK:

Günümüzde yaygın bir yanlış vardır: Bilimin kesin olduğu inancı; çağdaş yaşayışın, çağdaş uygarlığın değişmez temeli olan bilimsel kesinlik. Oysa sürekli bir değişikliktir bilimi var edip ayakta tutan. Bilim bilgi üretir; bilimsel doğrulardır bunlar. Ancak bilim sonsuz bir yenilenme içindedir. Bilimde öne sürülen her doğru, yanlış olduğu henüz kesinlikle belgelenmemiş olan doğrudur. Birtakım koşutlardan ötürü doğru sayılan bilgilerdir bunlar.

Yukarıdaki paragrafta yazar, mantık yoluyla bilimsel doğruların, henüz yanlışlığı belgelenmemiş doğrular olduğunu, her bilginin değişebileceğini kanıtlamaya çalışıyor.

  1. BETİMLEME (izlenim Kazandırma)

Betimleme, varlıkları sözcüklerle görünür kılmadır. Betimlemede varlıkların duyu organları ile algılanan nitelikleri belirtileceği gibi bu niteliklerin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimleri de yansıtabilir.

Bu anlatım biçiminde amaç, varlığı belirgin ve ayırt edici nitelikleriyle tanıtmak, varlık hakkındaki izlenimlerimizi belirtmektir. ( “Betimlenen ne? “ sorusunun yanıtıdır.)

Betimleme, anlatıcının amacına göre iki gruba ayrılabilir:

  1. İzlenimsel (Sanatsal) Betimleme
  2. Açıklayıcı (Öğretici) Betimleme
  3. İzlenimsel (Sanatsal) Betimleme                                                                                                                                                                                                                                                                    Yazar, gördüklerini duygularının, düşüncelerinin etkisiyle betimler. Bu bakımdan kişisel kanı ve beğenileri ön plandadır. Yazarın amacı, varlıkların kendisinde bıraktığı kişisel izlenimleri duyurmak, başkalarının zihninde de aynı izlenimleri yaratmaktır. Bu yüzden öznel yapılar bundan dolayı roman, öykü gibi sanatsal türlerde bu anlatım biçimi ağırlık kazanır.

Bu anlatım türünde yazar, varlığın nitelikleri arasında seçme yaparak en belirleyici olanları verir. Bunları ise üzerinde bıraktığı etkiye göre görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama duyularından birine ya da birkaçına diğerlerinden daha çok yer vererek anlatır.

 

ÖRNEK SORU -1

Kenar mahalleler… Birbirine geçmiş, yaslanmış tahta evler… Kiminin kaplamaları biraz daha kararmış, kiminin balkonu biraz daha eğrilmiş, kimi biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir. Hepsi hastadır; onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum.

Bu parçanın anlatım biçimi, aşağıdakilerden hangisine örnektir?

A) Betimleme (tasvir)   B) Tartışma    C) Açıklama   D) Öyküleme    E) Örnekleme

ÇÖZÜM:Yazarın amacı, kenar mahallelerdeki evleri tanıtmak, onları okurun gözünde canlandırmaktır.Ancak yazar, tanıttığı evlerle kendisi arasında benzerlik kurarak, bu varlıkları duygularının etkisiyle betimlemiştir.                                                                                                                                                                                                                 CEVAP: A  

 

ÖRNEK SORU -2

Turna katarları geçiyordu gölün üstünden, gölgeleri maviye dönüşerek. Van Gölü, günün her anında bir renk cümbüşünde yunup arınıyordu. Bir bakmışsın, göl bir anda som turuncuya kesmiş. Bir bakmışsın, göl ucundan bir mor şimşeği girmiş bütün gölü som boyayarak öteki ucundan çıkmış, ak köpüklü dalgalarla bütün gölü süsleyerek.

Bu betimlemede bulunmayan özellik aşağıdakilerden hangisidir?

A) Doğa olaylarını kişileştirme

B) Ayrıntılar üzerinde yoğunlaşma

C)Görsel ögelere ağırlık verme

D)Doğayı devinim içinde yansıtma

E)İşitsel ögelere yer verme

 

ÇÖZÜM: Betimlemede insan dışındaki varlıklar ya da doğa olayları insana özgü nitelikleriyle anlatılarak kişileştirilebilir. “Van Gölü, yunup arınıyordu.” sözüyle kişileştirme yapılmıştır. Varlığa ait nitelikler (renk, biçim) ayrıntılarıyla verilebilir, böylece görsel ögelere dikkat çekilmiş olur. Bu paragrafta “Göl mora kesmiş… som mora boyanarak… ak köpüklü dalgalar” gibi ifadelerle görsel ögelere yer verilmiştir. Betimlemede varlıklar devinim içinde yansıtılabilir. Parçada “turnaların geçişi… gölün gün içindeki her anı, şimşeğin akması” devinim unsurlarıdır. Yazar, Van Gölü’ nün görünümünü ayrıntılarıyla sunmuştur. Bu betimlemede bulunmayan özellik işitsel ögeler (sesler, konuşmalar) dir.                       CEVAP: E

  1. AÇIKLAYICI BETİMLEME

Bu betimlemede yazar nesnel bir bakış açısıyla varlığa ait nitelikleri sıralar. Burada amaç, varlığı tanıtmak, okura bilgi vermektir. Yazarın varlıklar karşısındaki kanı ve beğenileri yer almayacağından dolayı Açıklayıcı betimleme daha çok ders kitaplarında kullanılır. (Coğrafya, Biyoloji, Fizik, Kimya … kitaplarında)

ÖRNEK

Akdeniz Bölgesinin çatısı, Toros dağları tarafından oluşturulmaktadır. Dağlar bazı yerlerde denize çok sokulur, kayalık ve az girintili çıkıntılı bir kıyı üzerine dikine inerler. Bazı yerlerde ise kıyı çizgisi ile dağ sıraları arasına Adana Ovası gibi geniş düzlükler girer.

Betimleme bir yazı türü değil, anlatım biçimidir. Ancak betimlediği varlıklara göre bazı gruplara ayrılmaktadır:

  1. Kişi Betimlemeleri (Portre)
  2. Hayvan Betimlemeleri
  3. Cansız Varlık (eşya) Betimlemeleri
  4. Doğa Betimlemeleri

 

ÖRNEK SORU -3

Sinema perdesinde dünyayı gülmekten katıltan bu adamın, aslında ne dokunaklı, ne derin, ne acılarla dolu bir ruhu ve bu ruhun o yüze ne hazin bir yansıması vardı. Milyonlarca insanın kim bilir ne kadar şen şakrak diye tanıdığı bu adam, özel yaşamında karamsar, mutsuz bir felsefe taşıyan, insanoğlunun trajedisini ta içinde duyan, “sonsuz bir üzgün”den başkası değildi.

Bu parçada nasıl bir insandan söz edilmektedir?

A)Duygularını başkalarına anlatmaktan kaçınan

B)Yaşadığı olaylar yüzünden insanlardan kaçan

C)Mutlu görünmesine karşın son derece mutsuz olan

D)Olaylara ve insanlara olumsuz bir yaklaşımla bakan

E)Mutluluğu çektiği sıkıntılarda, acılarda arayan

ÇÖZÜM: Parçada tanıtılan komedyen, milyonlarca insanı güldürdüğü için mutlu ve neşeli bir kişi izlenimi bırakıyor herkeste. Ancak o aslında acılarla dolu bir ruhu olan, üzgün bir kişidir. Bu sözlerle tanıtılan bir kişinin karakter özelliği mutsuz olduğu hâlde mutlu görünmesidir.          CEVAP: C

 

ÖRNEK SORU -4

Yazılarımı bin bir güçlükle yazarım. Yazıp bitirdikten sonra hiçbir ferahlık duymam. Çünkü, o kadar sıkıntıyla, zahmetle meydana getirdiğim yazı, benim yazmak istediklerimin soluk bir gölgesi gibidir, Onun için çok defa bunları nefretle bir yana atarım. Şunu da itiraf edeyim ki, yapıtlarım, kitap hâlinde ya da parça parça yayımlandığında büyük bir pişmanlık duyarım, Ama yazma gücümü ve daha iyiye ulaşma umudumu da asla yitirmem.

Kendinden böyle söz eden bir yazar, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

A) Kusursuzu arayan       B) Zor beğenen     C) Karamsar        D) Kararlı    E) Açık sözlü

 

ÇÖZÜM: Yukarıdaki parçadaki yazar kişilik özelliklerini yarattığı yapıtlar karşısındaki tutumu ile veriyor. Yazarın “Meydana getirdiğim yazı, yazmak istediklerimin soluk bir gölgesidir.” Sözünden “kusursuzu arayan” ve “zor beğenen” birisi olduğunu; “Yazma gücümü ve umudumu asla yitirmem.” sözlerinden kararlı olduğunu ve “şunu da itiraf edeyim ki” sözünden “açık sözlü” olduğunu anlıyoruz. “Karamsarlık” yazarın özelliği olarak verilmemiştir.          CEVAP: C

  1. ÖYKÜLEME (Olay İçinde Yaşatma):

Öyküleyici anlatımda düşünceler, olaylar aracılığıyla anlatılır. Bu anlatım biçiminde amaç, olmuş ya da olabilecek bir olayı oluşuyla, gelişmesiyle vermek, okuyucunun da gözünde canlandırmaktır. Hareket temel ögesidir.

Öykülemede olay; kişi, zaman ve yer ögelerine bağlanarak verilir.

Bu anlatım biçimi, yazarın amacına bağlı olarak ikiye ayrılır:

  1. Açıklayıcı Öyküleme
  2. Sanatsal Öyküleme

 

  1. AÇIKLAYICI ÖYKÜLEME

Bu öyküleme türünün amacı, gerçek bir olayı anlatarak okuyucuya bilgi vermektir. Açıklayıcı öykülemede sanat amacı ön planda değildir. Genellikle nesnel anlatıma yer verilir.

      Anı, gezi yazısı, yaşam öyküsü, (biyografi), tarih gibi yazı türlerinde bu anlatım biçimine yer verilir.         

      ( “Öykülenen  ne? “ sorusunun yanıtıdır.)

ÖRNEK

Ünlü şairin ölüm haberini radyodan işiten kişiler bir an sustular. Ne kadardır bu an? Bir saniye mi? O kadar işte! Sonra hiçbir şey olmamış gibi geçtiler gündelik konuşmalara. Bu kadarcıktı bir şairin, hem de tanınan, sevilen bir şairin ölümünün uyandırdığı yankı, tepki. Böyle mi olmalıydı? Yüreğimi burkan bu soru geldi, takıldı kafama.

Yazar, ünlü bir şairin ölümüne insanların gösterdiği tavrı gözlemlemiştir. Bunları da olay içinde yansıtarak vermiştir.

  1. SANATSAL ÖYKÜLEME

Olmuş ya da tasarlanmış olayların anlatımında kullanılan bir anlatım biçimidir. Sanatsal öykülemede amaç, okuru bir olayın içinde yaşatmak, onun duygu ve düşüncelerini zenginleştirmektir.

Öykü ve roman gibi edebî türlerde kullanılan temel anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde olay, kişi, zaman ve yer temel ögelerdir.

Öykü, bir ana olayın etrafında gelişirken romanda birden çok olay vardır. Olay, gerçek olabileceği gibi tasarlanmış da olabilir. Ancak olayda gerçeğe benzerlik ön plandadır.

Kişiler, insan kışındaki varlıklar da olabilir. Zaman genellikle geçmiştir. Yazar, zamanı tarih vererek, mevsim, ay, gün belirterek ya da döneme ait özelliklerle (eşyalar, d,l, kılık, kıyafet…) verebilir. Yer; dış ve iç mekânlar olarak yansıtılır. Dış mekânlar: meydan, sokak… iç mekânlar: kapalı yerler. Anlatıcı ya üçüncü tekil kişi (her şeyi bilen, gören kişi) ya da birinci tekil kişi (olayın içinde yaşayan olabilir. Bazen her ikisi bir arada verilebilir.)

ÖRNEK

O sabah koşup dolabı açtığım zaman, dondum kaldım. Oyuncak bebeğim yerinde yoktu. Bebeği, annemle üstüne oturttuğumuz raf, katı bir yürekti sanki. Hemen anneme koştum; yeri süpürüyordu. Karşısında hiçbir şey söylemeden duruyordum. Durmuş, hep anneme bakıyordum. Annem ise durmadan yeri süpürüyordu. Bin yıl süpürdü, yüz bin yıl süpürdü o yeri, başını bir türlü kaldırmıyordu. Sandım ki bundan böyle annem hep o daracık sofayı süpürüp duracak. Başını kaldırmayacak. Yüzüme bakmayacak. Bana, yiten bebeğimden hiç haber vermeyecek.

Yukarıdaki parçada küçük bir çocuğun yaşadığı olay, okuyucunun kafasında canlandırılacak bir biçimde anlatılmıştır. Okuyucu da bir an için kendini o eylemin içinde hissetmiştir. Kişi, zaman ve yer ögelerine bağlı kalınmıştır.

 

ÖRNEK SORU -5

Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın almıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen küçük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın altından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bahçenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafta domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cadde tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelleri bulunuyordu.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama-öyküleme         B) Tartışma-betimleme     C) Öyküleme-betimleme

D) Açıklama-tartışma           E) Örneklendirme-öyküleme

 

ÇÖZÜM: Bu parçada bir kişinin yaşadığı olaylar, okuyucunun kafasında canlandırılacak biçimde anlatılmıştır. Eylem içinde yaşatma söz konusudur. Bir metinde olayların, olguların, yaşantının aktarılmasına öyküleme denir. O hâlde paragrafta öyküleyici anlatım kullanılmıştır. Ayrıca anlatılanlar, okuyanın kafasında görünür kılınmış bahçe betimlemesi yapılmıştır. Hem betimleyici anlatım hem de öyküleyici anlatım bir arada kullanılmıştır.                  CEVAP: C

 

  

    DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME   YÖNTEMLERİ   (TEKNİKLERİ)

Paragraflarda duygu ve düşünceleri aktarırken anlamı belirginleştirmek, daha iyi ve etkili kılabilmek için birtakım tekniklerden yararlanılır. Bu anlatım teknikleri hem yazının kolayca anlaşılmasını sağlar, hem de düşüncelerin kanıtlanmasına, inandırıcı kılınmasına yardımcı olur.

  1. TANIMLAMA

Bir varlığı, bir kavramı temel niteliğiyle belirtmedir. Yazılarda çoğunlukla soyut kavramlar tanımlanır. Yazar, okuyucunun kafasında sınırları tam çizilemeyen bu kavramları tanımlayarak hem kavrama bakış açısını verir hem de okurun kavrama gücünü artırır.

Kimi zaman sözlüksel tanımlara başvurulsa da çoğunlukla, yazar tanımlayacağı şeye, yazdığı savunduğu düşünceye uygun bir tanım getirmeyi dener.

Tanım cümleleri ya “… denir.” Ya da “…dir.”  Şeklinde biter. “Bu nedir?”, “Kimdir?” sorusunun yanıtı tanım cümlesidir.

“Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır.” Cümlesinde dilin tanımı yapılmıştır.

ÖRNEK

Stendhal, 1804’te Pauline’e yazdığı bir mektupta şöyle diyor: “… Gündelik sözcüklere verdiğimiz değişik anlamlar yüzünden yanlış yollara sürükleniyoruz. Sözcüklerin gerçek anlamlarını bulmaya çalışalım. Örneğin; “erdem” sözcüğünün büyük insan toplulukları için yararlı bir şeyler yapmak anlamına geldiğini düşünmek gerek. “Eğitim” sözcüğünün de kişioğlunun kafasını, ruhunu biçimlendirmek olduğunu bellemeli.”

Yukarıdaki parçada “erdem” ve “eğitim” kavramları öznel bir biçimde tanımlanmaktadır.

 

ÖRNEK SORU -6

Korku bir ruh hâlidir, ikide bir gelip giden, bizi yoklayan, dengeleyen… Yüreklilik ise büyük korkular önünde kendimizi yitirerek yaptığımız atılımdır. Her şeyi göze almak değildir, ölüme, tehlikeye meydan okumak değildir, yapacak başka bir şey olmaması hâlidir.

Bu parçada düşünceyi geliştirmek için daha çok aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A)Betimlemeye   B)Tanımlamaya         C) Karşılaştırmaya D) Tartışmaya        E) Örneklendirmeye

 

ÇÖZÜM:  Parça “korku”nun tanımıyla başlamış, arkasından “yüreklilik’in tanımıyla devam etmiştir. “Korku”nun tanımı “yüreklilik”i daha iyi kavramamız bakımından yapılmıştır.                        YANIT: B

  1. ÖRNEKLEME

Soyut kavramları, düşünceleri belirgin kılmak için uygulanan bir anlatım yoludur. Örnekleme soyut bir düşünceye somutluk katar, yazının anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle en sık kullanılan anlatım yoludur. Yazıdaki örnekler, yazarın okuduklarından, dinlediklerinden seçilmiş olabileceği gibi yaşadıklarından, duyup gözlemlediklerinden de seçilmiş olabilir. Yazıda bir sanatçı ya da yapıt adı verilerek de örnekleme yapılabilir.

ÖRNEK

Ben her okuduğum romanda asıl kendime yaklaştığıma inanıyorum. Her biri çok yanlı gerçeğimizi belli bir yandan açar bana. Neden söz ederse etsin, beni, başkalarını, yaşamayı tanıtır. Balzac “Eugenie Grandet”i yazmasaydı, gecem gündüzüm bencillerle geçtiği hâlde nerden bilecektim bencilliği? “Kızıl ile Kara” olmasaydı benim de öz geçmişimden haberim olmayacaktı. Goste Berling’le kuzeyi dolaşmasaydım, en soğuk geçen kışları bile sevmez, bahar gelince de toprağın coşkusuna kapılmazdım ki.

Yukarıdaki parçada yazar, “Roman okumak, kişinin kendisini, başkalarını, yaşamı tanımayı öğretir.” düşüncesini bazı yaptlardan öğrendiklerini örnekleyerek kanıtlamaya çalışıyor.

 

ÖRNEK SORU -7

Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Burada kerpiç bir duvardan İyonya tarzında bir sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma konsülünün şehre gelişini kutlayan bir baş görünür. Ahi Şerafettin’in türbesini, asırlardır Greko Romen aslanları bekler. Bu yüzden Aslanhane adını alan caminin mihrabında Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında dolanır.

Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerden hangisine özellikle başvurmuştur?

A)Örneklemelere ağrılık verme         B)Öyküleyici anlatım yolunu seçme            C)Konuyu tartışma içinde sunma

D) Okurun hayal gücüne dayanma   E)Kanılarını öne çıkarma

 

ÇÖZÜM: Parçanın ilk cümlesinde “Ankara’ nın, tarihinin şaşırtıcı birleşimlerle (terkipleriyle) dolu” olduğu belirtilmektedir. Sonraki cümlelerde ise bu birleşimi oluşturan kültür kalıntıları tek tek sayılmakta, yani örneklendirilmektedir.   Böylece ilk cümledeki savı inandırıcı kılmak için örnekleme yöntemine ağırlık vermiştir.   CEVAP: A

2.KARŞILAŞTIRMA

Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağlayan bir yoldur.

ÖRNEK

Arı, on binlerce yıldır aynı işi en kusursuz içimde yapar: Düzgün, geometrik ölçülerle peteğini örer ve topladığı bin bir çiçek tozundan, bir kimya laboratuarının imbiklerinden daha üstün biçimde balını süzer. Oysa insanoğlu uğraştığı on binlerce işi binlerce yıldır giderek geliştirmekte ve hâlâ en kusursuza ulaşmaya çalışmaktadır, işte insan budur.

Yukarıdaki parçada insanla arı karşılaştırılarak verilmiştir. Bu karşılaştırmadan “İnsanoğlu, uğraştığı işi giderek geliştirmekte ve kusursuzluğa ulaşmaya çalışmaktadır.” ana düşüncesine ulaşılmıştır.

 

ÖRNEK SORU -8

İnsanlığın adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel kazançların ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hayvanlar dünyasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim görmüş bir köpek, başka bir köpeği eğitemez.

Bu paragrafın anlatımında aşağıdakilerden hangisi daha ağır basmaktadır?

A)Benzetme  B) Kanıtlama  C) Örneklendirme    D) Karşılaştırma  E) İlişki kurma

 

ÇÖZÜM: İnsanda bilginin kuşaktan kuşağa aktarıldığı o nedenle insanlığın sürekli ilerlediği, oysa hayvanlarda bu olguların söz konusu olmadığı anlatılmış, insan ile hayvan arasında karşılaştırma yapılmıştır.                CEVAP:   D

Karşılaştırma üç biçimde yapılır

  1. Benzerliklerden Yaralanma:

Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır.

ÖRNEK

Andre Maurais’ ya göre öykü, romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir ‘’perde’’ ye ihtiyacı vardır. Öyküden film çıkarmak, romandan film çıkarmaktan daha kolay değildir.

Bu parçada öykü ile tiyatronun benzer yönleri sıralanarak karşılaştırma yapılmıştır.

  1. Karşıtlıklardan Yararlanma:

Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur.

 

ÖRNEK SORU -9

Edebiyatın konusu insandır, doğadır; edebiyat bütün olanaklarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir. Eleştirinin konusu ise yapıttır; amacı yapıtı tanıtmak ve değerlendirmektir. Edebiyatta dolaysız bir yaratma söz konusudur. Eleştirmen ise dolaylı yaratan kişidir. Yargılanan bir yapıt olmadıkça eleştiri de olmaz.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

A) Örneklendirme    B) Karşılaştırma       C) Tanımlama    D) Tartışma   E) Öyküleme

 

ÇÖZÜM:Bu parçanın anlatımında kullanılan yöntem ‘’ karşılaştırma’’ dır. ‘’ Edebiyat’’ ile ‘’eleştiri‘’ konuları yönünden; ‘’ edebiyatçı ‘’ ile ‘’eleştirmen’’ yaratmadaki nitelikleri yönünden karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada ayrı yönler ele alınmıştır.      CEVAP: B

  1. İlişki Kurma:

İki olay ya da iki durum arasındaki benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması sağlanır.

ÖRNEK

Okulda iken tahta sıraların üstüne isimlerini çakıyla kazıyan arkadaşlarımız vardı. Bir gün bunlardan birisine:

– Ne işe yarayacak bu? diye sormuştum. Küçücük bıçağın ucuyla tahtayı oymaya devam ederek düşünmeden cevap verdi:

– Hiiçç… yarına kalır.

Günlerden bir gün Persespolis’i geziyordum. Şehrin girişindeki aslanlı kapının duvarında isimlere rastladım. Bunlar, vaktiyle harabeleri gezmeye gelmiş her milletten gezginlerdi. Herkes zamanla yumuşamış taşlara kendi adını kazımıştı. Bunlardan tarihin büyük duvarlarına tutunmak isteyen insanların duygularını gördüm. Sanırım içlerinden birini okul arkadaşım gibi yakalayıp davranışının sebebini sormak mümkün olsaydı, aynı cevabı verecekti.

– Hiiçç… Yarına kalır.

Yukarıdaki parçada “bilinçli” olmamakla birlikte sözün uçup gideceğini, ama yazının, böylece insanın yarına kalacağını düşünenlerin davranışı verilmektedir. Yazar, arkadaşı ile gezginlerin davranışlarındaki benzerlikleri arasında ilişki kurarak düşüncesini sunmuştur.

  1. TANIK GÖSTERME (ALINTI YAPMA)

Bir düşünceyi savunmak, doğruluğunu kanıtlamak için aynı görüşü paylaşan, destekleyen bir kişinin -kimi zaman karşıt görüşün yanlısı bir kişi de olabilir- yazılarından veya konuşmalarından alıntı yapmaktır.

Tanıklığına başvurulan kişinin sözü edilen konuda yetkin olması gerekir. Yazar, bu yetkin kişinin sözünü ya kendi sözü hâline getirir (dolaylı anlatım) ya da sözünün tamamını veya bir bölümünü tırnak içinde vererek kullanır. (doğrudan anlatım).

Tanık gösterme iki yolla gerçekleşir: Yazar, ya tanığın sözünden yola çıkarak, onun inandırıcılığına dayanıp düşüncelerini geliştirir ya da kendi görüşünü belirttikten sonra tanığa başvurarak düşüncesini inandırıcı kılmaya çalışır. Tanık gösterme atasözleri ve özdeyişlerle de yapılır.

 

ÖRNEK SORU -10

Andre Gide bir yazısında şöyle der: “Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır. “Bu söze katılıyorum; çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar, ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir.

Bu parçada yazarın, Andre Gide’den bir alıntı yapmış olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?

A)Anlatımına akıcılık kazandırma

B)Okuyucunun ilgisini çekme

C)Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma

D)Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliştirme

E)Yaşamla sanat yapıtı arasındaki ilişkiyi kanıtlama

 

ÇÖZÜM:Bu paragrafta yazarın düşüncesi şudur: “Sanatçı insanı konu alır ve onun yaşamını, düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürür.” Bu görüşünü inandırıcı kılmak için, Andre Gide gibi ünlü bir sanatçının aynı konudaki bir sözünü paragrafına katıyor, görüşün doğru olduğuna bir kanıt olarak kullanıyor.                   CEVAP:   C

      NOT: Yazıda tanık göstermeye ve alıntılamaya başvurulmasının nedeni, öne sürülen düşüncenin inandırıcı olmasını, kanıtlanmasını sağlamaktır. Bu yüzden atasözleri, özdeyişler düşünceyi inandırıcı kılmak için kullanılabilir.

ÖRNEK

Herkesi her yönüyle bağışlamak bir bakıma herkesi kendinden küçük görmek, kendini herkesten büyük görmek değil midir? Küçüktür, ne yaptığını, ne dediğini bilmez, bağışla; diye diye kişi kendini ne kadar çok yüceltir. Atalarımız boşuna dememişler: “Bağışlamak büyüklüğün ünündendir.” Dahası herkesi bağışlamak, biraz olsun tanrısallık, insanüstülük sınavında bulunmak değil midir?

Yazar bu paragrafta düşüncesini inandırıcı kılabilmek için atasözünden yararlanma yolun gitmiştir.

  1. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA  (İstatistikleme)

Düşüncelerin kanıtlanması, inandırıcı kılınması için araştırma sonuçlarından yararlanma yoluna gidilir. İstatistiklerin –sayılara karşı beslenen güvene bağlı olarak- inandırıcı etkisi, savunulan düşüncelerin sayısal verilerle desteklenmesini getirmiştir.

Güvenilir kaynakların sunduğu verilerin kullanılması yazarın inandırıcılığını büyük ölçüde artırır. Ancak genelleşmiş istatistik; bilgiler ve kasıtlı olarak verilenler güvenirliği sarsar.

 

ÖRNEK SORU – 11

(I) Dünyanın en güzel, en lezzetli inciri Türkiye’de yetişir. (II) Yıllık üretim 185 bin ton civarındadır. (III) Kalkınabilmemiz için bu üretimi daha da artırmalıyız. (IV) Öteden beri dışa sattığımız mallar arasında incir önemli bir yer tutar. (V) Bu da incirlerimizin dış ülkelerde nasıl arandığını gösterir.

Bu paragrafı oluşturan cümlelerden hangileri, ötekilere göre daha kesin bir biçimde ve kolaylıkla kanıtlanabilir yargılar niteliğindedir?

A) I.ile V.      B) I.ile IV.      C)I.ile III.          D) II.ile V.         II.ile IV.

 

ÇÖZÜM:İncir’in yıllık üretiminin 185 bin ton olduğu sayısal verilerden yararlanarak kanıtlanabilir. Yine incirin dışa satılan maddeler arasında önemli bir yer tuttuğu da sayısal verilere bakılarak saptanabilir.        CEVAP:  E

  1. SOMUTLAMA

Soyut kavramları benzetme yoluyla açıklamaktır. Kavram, benzetilen varlığın bazı nitelikleriyle kavratılmaya çalışılır. Bu yolla kavram zihinde canlanır, görünürlük kazanır.

Örnekleme, tanımlama, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştirme yollarıyla somutlamaya başvurularak düşünce kolayca kavratılır.

ÖRNEK

Benim ruhum hava ile dolu bir şişeye benzer. Bu şişe hiçbir zaman yaşam kaynağı olan oksijenden mahrum kalmaz. Bu şişenin içindeki havayı bir boşaltgaç ile istediğiniz kadar boşaltmaya çalışınız, yine içinde biraz olsun oksijen kalır. Ruhumun kanına can veren manevi oksijen de “ümit’tir.

Soyut bir kavram olan ümit, oksijene benzetilerek somutlaştırılmıştır.

  • SOYUTLAMA

Düşünceleri; somut kavramlara, soyut anlamlar vererek açıklamaktır. Soyutlama yoluyla anlam yoğunlaştırılır. Okurun bilgi ve yaşam birikimine bağlı olarak yorumu sağlanır. Kavramın netleşmesi, okurun çağrışımına bağlıdır. Bu yol daha çok şiirde kullanılır.

ÖRNEK

Saat Çini vurdu birden: pirinççç

Ben gittim bembeyaz uykusuzluklardan

Kasketimi üstüne eğip acılarımın

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Karanlık her sokaktaydın gizli bir köşedeydin

  • BENZETME

Çoğunlukla cümle düzeyinde kullanılan, anlamı zenginleştirmeyi amaçlayan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Paragrafın içinde yer yer bulunur, anlatıma güç katar.

Benzetme, aralarında benzerlik olan iki şeyden benzerlikçe zayıf olanı güçlü olanla anlatmaktır.

  • Erkenden yağan yoğun kar, sanki beyaz bir ölümdü.
  • Bu olaydan sonra kendimi kuş gibi hafif hissediyorum.
  • Bülbülün güle kavuşması gibiydi iki sevgilinin buluşması
  • Güneş bu sabah, dalından koparılmış taptaze portakalı andırıyor.
  • Her yazı,özellikle gazete yazıları,tanıdık tanımadık binlerce kişiye yazılan bir mektup

 

* *Kimi  bölümlerde içerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

ÖDEV TESTİ 3

(I) Sofraya taze fasulye, jöleli soğuk pirzola, ar­mut hoşafı ve pilav kondu. (II) İçecek olarak da çayla süt vardı. (III) Evin beyi bana servis…