A) Sözlü Edebiyat Dönemi
Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000′li 3000′li yıllar-dan başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin KökTürkler’e ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.
Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce, sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır. Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar.

* Eserler genellikle anonimdir. Kim tarafından söylendiği belli değildir. Pek az eserin sahibi bilinmektedir
* Akılda daha çok kalıcı olması ve nesilden nesile aktarımda daha etkili olması sebebiyle şiir tercih edilmiştir.
* Edebiyat, atlı göçebe hayatının özelliklerini yansıtır.
* Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşünceleri hâkimdir.
* En eski eserlerde bile işlenmiş bir dil ve edebî üslûp görülür. Bu durum, bilinenlerden daha eski metinlerin olduğunu düşündürmektedir.
* Yiğitlik, yurt ve tabiat sevgisi, büyüklere saygı, işlenen başlıca temalardır. Doğa,aşk ve ölüm konuları işlenmiş-tir.
* Nazım birimi olarak dörtlük tercih edilmiştir. Dörtlüklerin kafiye şeması aaab şeklindedir.
* Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan “hece ölçüsü” kullanılmıştır
* Genellikle yarım kafiye tercih edilmiştir. Redif kullanılmıştır.
* Dil saf Türkçedir. Yabancı dillerin etkisinden uzaktır. Yabancı kelime yok denecek kadar azdır. Yalın bir dil kullanılmıştır.
* Bu dönem Destan Devri Türk Edebiyatı olarak da bilinir.
* Şiirler genellikle kopuz adı verilen çalgı aleti ile söylenirdi.
* “Şamanizm, Maniheizm, Budizm” gibi dinlerin etkisiyle bir edebiyat oluşturmuşlardır.
* Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.

Eski Türk Şiiri İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere çok rastlanır. Uyak önemlidir, dize başlarında da uyak yapılır. Nazım birimi dörtlüktür. İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili öz Türkçedir.Şiirler, Türklerin o çağdaki dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar. Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en çok işlenen konulardır. Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.

İlk Türk Şairleri İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere şaman,baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı Mahmud’un Divânü Lûgat-i’t Türk adlı yapıtında ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Ap-rın Çor Ti-gin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung’dur.
İlk Türk Şiiri İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar’da bulmaktayız

Dönemin Ürünleri
1. Koşuk: “Sığır” adı verilen sürek avlarında söylenen şiirlerdir.Konusu daha çok doğa,aşk,şavaş ve yiğitliktir.Bu tür daha sonra halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır.
* Koşuklarda Türklerin yaşayış biçimi, duygu ve düşüncelerini bulmak mümkündür.
* 7’li hece ölçüsü ile yazılır.
* Dörtlükler halinde yazılır.
* Bu şiirlrde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)
* Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir.
* Halk edebiyatında koşmaya benzer.
* Günümüzdeki sagu örnekleri Divanü Lügati’t-Türk’te yer almaktadır.
* Geleneksel bir çalgı aleti olan kopuz eşliğinde söylenir.

2. Sav: Dönemin özlü sözleridir.Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.
Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyıldakiDivânü Lûgati’t Türk adlı yapıtta görüyoruz.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı sağlayan en önemli etmenlerdi.
Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları sağaltma görevi de üstlenirlerdi..
* Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir.
* Günümüzdeki atasözlerinin karşılığıdır.
* Savların bazıları hece sayısının eşit ve uyaklı olması nedeniyle nazım özelliği göstermektedir.
* Günümüzdeki sav örnekleri Orhun Kitabeleri’nde ve Divanü Lügati’t-Türk’te yer almaktadır.

3. Sagu: “Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde ölen kişinin er-demlerini ve onun ölümünden duyulan hüznü dile getiren şiirlerdir.

* Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.
* Ölen kişinin iyiliklerini, yiğitliklerini, başarılarını, erdemlerini ve ölümlerinden duyulan üzüntüleri anlatır.
* Koşuk nazım şekliyle söylenir.
* Uyaklanışı a a a b / c c c b şeklindedir.
* 7’li hece ölçüsü ile yazılır.
* Dörtlükler halinde yazılır.
* Halk edebiyatında “ağıt”a, Divan edebiyatında “mersiye”ye benzer.
* Günümüzdeki sagu örnekleri Divanü Lügati’t-Türk’te yer almaktadır.
* Geleneksel bir çalgı aleti olan kopuz eşliğinde söylenir.
* “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir.
* Divan-ü Lügati’t-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir

4. Destan: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonucunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.
Destan (Epope)
Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir. Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir.
Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların, doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.

* Destanlar konularını gerçek olaylardan alır. Fakat bu olaylar zamanla olağanüstü özellikler alır.
* Olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.
* Destanlar halk arasında nesilden nesile aktarılırken kendiliğinden oluşan hikayelerdir.
* Destanlar toplumun yaşayışı, dini, dili, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi verir.
* Genellikle manzumdurlar. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Bazıları, manzum şekilleri unutularak günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.
* Destanlar nazım biçiminde dörtlükler halinde yazılır.
* Anonimdirler. Kim tarafından söylendiği belli değildir.
* Destanlar savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları konularında yazılır.
* Destanlar, tarihî ve sosyal olaylardan doğarlar. Bu eserlerde genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.
* Destandaki kişiler kral, han, hakan…vb. seçkin kişilerdir.
* Destanlar toplumun ortak görüşlerini yansıtırlar.
* Genellikle 8’li ve 11’li hece ölçüsü ile yazılır.
* Genellikle yarım kafiye kullanılır. Kafiye düzeni şöyledir: baba-ccca-ddda-eeea

a. Doğal Destan: Halk arasında nesilden nesile yayılarak kendiliğinden oluşmuş olan destanlardır.
Örnek:
* Türklerin Oğuz Kağan Destanı, Türeyiş Destanı
* İranlıların Şehname
* Yunanlıların İlyada ve Odysseia

b. Yapma Destan:Bazı şair ve yazarlar kendi milletlerinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak yazmış olduğu destanlara yapma destan denir.
Örnek:
* Yazıcıoğlu Ali Selçukname,
* Fazıl Hüsnü Dağlarca Üç Şehitler Destanı,
* Mehmet Akif Ersoy Çanakkale Destanı,
* Kayıkçı Kul Mustafa Genç Osman Destanı
* Dante İlahi Komedya (İtalya)
* Tasso Kurtarılmış Kudüs (İtalya)
* Milton Kaybolmuş Cennet (İngiliz)
* Aristo Çılgın Orlando (İtalya)
* Comoens Oslusiadas (Portekiz)
* Vergilüs Aeneis (Latin)

Destanların Doğuşu

İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.
Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar. Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı.Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendiklerinden halk dilinde uzun süre yaşayabildi. Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.

Destanların oluşum aşamaları

Destanlar üç aşamada oluşur:
a. Oluş Dönemi (Çekirdek): Halka mal olmuş ve halkın üzerinde derin izler bırakmış bir olay ve olayın kahramanının zamanla kuşaktan kuşağa aktarılırken değişerek birtakım olağanüstü özellikleri aldığı dönemdir.

b. Yayılma Dönemi:Olağanüstülüklerle dolu olayların ve kahramanlıkların ağızdan ağza, nesilden nesile sözlü gelenek yoluyla aktarıldığı dönemdir.

c. Toplama-Derleme Dönemi:Büyük bir halk şairinin olayları oluş sırasına göre bir bütün halinde nazma döküp destanı ortaya çıkardığı dönemdir. Bu dönemde destan yazıya geçirilir ve kalıcılığı sağlanır. Çoğu zaman derleyen veya yazıya geçiren belli değildir

Sözlü dönem destanlarının özellikleri
1. Toplumun ortak görüşleri yansıtılmıştır.
2. Olağanüstü özellikler bulunmaktadır.
3. Önemli kişiler han, kral gibi seçkin kişilerden veya toplumun kabullendiği bir kahramandan ibarettir.
4. Söyleyiş ulusal dil tarzındadır.
5. Oldukça uzun yazılardır.
6. Ulusal nazım ölçüsü kullanılmıştır.
7. Konuları bakımından savaş,deprem,yangın,mizah,ünlü kişilerin yaşamları şeklinde gruplandırma yapmak mümkündür.

Türk Destanları Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için:

• O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar yaratmaya elverişli olması,
• O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, göçler, baskınlar, değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir. Destanların oluşumu için gerekli olan bu koşullar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür. Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde edilmektedir. Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır. Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır. Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler doğaldır.

Destan Kültürünün Önemi

Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır.
Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.
İslamiyetten önceki Türk destanları

A. Altay – Yakut Destanları:
a. Yaratılış Destanı

B. Saka Destanları:
a. Alp Er Tunga Destanı
b. Şu Destanı

C. Hun-Oğuz Destanları:
a. Oğuz Kağan Destanı
b. Attila Destanı

D. Göktürk Destanları:
a. Bozkurt Destanı
b. Ergenekon Destanı

E. Siyenpi Destanları

F. Uygur Destanları:
a. Türeyiş Destanı
b. Göç Destanı
c. Mani Dininin Kabulü Destanı

İslamiyetten sonraki Türk destanları

a. Manas Destanı
b. Cengiz Han Destanı
c. Timur Destanı
d. Seyit Battal Gazi Destanı
e. Köroğlu Destanı
f. Danişment Gazi Destanı

DÜNYA DESTANLARI

* Hint Destanı: Ramayana ve Mahabarata
* Yunan Destanı: İlyada ve Odysseia ( Homeros)
* Latin Destanı: Eneid
* İran Destanı: Firdevsi (Şehname)
* Fransız Destanı: Chonson de Roland
* Fin Destanı: Kalevela
* Alman Destanı: Niebelungen Lied
* Rus Destanı: İgor
* Japon Destanı: Şinto
* İspanya Destanı: Cid
* Sümer Destanı: Gılgamış

B) Yazılı Edebiyat Dönemi
İslamiyet Öncesi Yazılı Türk Edebiyatı Yazılı Edebiyat, Türkler arasında yazının kullanıldığı devirlerde başlayan bir edebiyattır.Eldeki en eski ürünler 5. ve 6. Yüz-yıllarda yazıldığı tahmin edilen Yenisey Kırgızlarına ait balbal adı verilen mezar taşlarıdır. Ancak bu yazıtlar, adlar ve birkaç sözcükten oluşan Türkçe sözlerden ibarettir. Bu yazıtlardaki alfabe daha sonraki dönemlerde kullanılan GökTürk alfabesine göre ilkel bir nitelik taşır.
Yazılı edebiyata ait en önemli örnekler 8.yüzyılda dikilen ve günümüze dek ulaşan GökTürk Yazıtları’dır. Bu yazıtlara bu-gün Moğolistan’da bulunan GökTürk Yazıtları, Orhun Irmağı’ nın eski yatağı üzerinde bulunduğu için Orhun denmiştir.

GökTürk Yazıtları da Yenisey Yazıtları gibi dikili taşlar üzerine GökTürk alfabesiyle yazılmıştır.Yazıtlarda Doğu GökTürklerin tarihinden, komşularıyla olan ilişkilerinden savaşlarından ve yönetiminden söz etmektedir. Canlı bir söylev dili ve üslubu vardır.Bu yazıtlar, Türk dili tarihi açısından önemli belge niteliği taşır.

Yazılı Edebiyat Özellikleri:
1. İki tür dil kullanılmıştır: Göktürkçe (Kuzey Türk lehçesi), Uygurca (Güney Türk lehçesi).
2. İki tür anlatım yolu izlenmiştir: Halk diliyle anlatım, sanatlı ve söylev diliyle anlatımdır.
3. İki tür yazı kullanılmıştır: Göktürk yazısı, Uygur yazısı.
4. İki konuda yapıtlar verilmiştir: Edebiyat geleneklerine bağlı olarak din dışı konularda, dinsel konularda.
5. Manzumelerde hece ölçüsü ve çoğunlukla yarım uyak kullanılmıştır.
6. Bazı yapıtlarda aliterasyonlar kullanılmıştır.
7. Atasözleri ve bazı destanlar bu dönemde yazıya geçirilmiştir.
8. Elimizdeki en eski metinler VIII. yüzyılda yazılan Orhun Yazıtları‘dır.

Yazılı Dönem Ürünleri
*Orhun kitabeleri *Uygur Metinleri
Orhun kitabeleri:Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan KökTürklerin öyküsü anlatılır bu yazıtlarda.Bu abideler 38 harfli olan KökTürk alfabesiyle yazılmıştır:
1. Bilge tonyukuk yazıtı: Dört hakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır.Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır.
2. Kül tiğin yazıtı: KökTürk hakanı Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tiğin’in ölümü üzerine Bilge Kağan tarafından dikilmiştir.
3. Bilge Kağan Yazıtı: GökTürk hakanı Bilge Kağan’ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir.Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan’ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.

Türklerin bilinen ilk yazılı edebî eseridir.
* Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
* Söylev(Nutuk) türünde yazılmış ilk eserlerimizdendir.
* Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır. Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir. Türk dilinin yapısını ve tarihi gelişimini öğrenmemiz yönünden önemli bir eserdir.
* Kitabede hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
* Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
* Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
* Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi anlatılır.
* Kitabelere ebedî taş, sonsuz taş anlamına gelen “bengi taş” adı verilirdi. Çünkü Türkler, Türk milletinin sonsuza kadar yaşayacak bir millet olduğunu tasavvur ediyordu.
* 25 Kasım 1893’te Danmarkalı Dil Bilimci Thomsen kitabeleri Çin yazısından faydalanarak çözmüş ve 1922’de yayınlamıştır.
* Kitabeler şuan Moğolistan’ın doğusunda Orhun Nehri’nin eski yatağında bulunmaktadır.
* Kitabenin etrafında kim adına dikilmiş ise onun adına mabet ve o kişinin heykelleri; ayrıca o kişinin yaşamı bo-yunca öldürdüğü kişi sayısınca balbal denilen taşlar bulunurdu.
* Kitabeler kaplumbağa kaidesinin üzerine oturtulmuştur. Kaplumbağanın hem uzun ömürlü bir hayvan olması, hem de yol alırken adımlarını düşünerek ağır atması sebebiyle kitabeler bu hayvanın kaidesi üzerine oturtulmuştur.
* Yollug Tigin tarafından bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır. Bu yönüyle Yollug Tigin edebiyatımızdaki ilk yazardır.
* Türk milletinin adının geçtiği ilk Türkçe metin Göktürk Kitabeleri’dir.
* Göktürk Kitabeleri üzerinde çalışma yapan Türk araştırmacılar Şemsettin Sami, Necip Asım, Hüseyin Namık Orkun, Nihal Atsız, Fuat Köprülü, Muharrem Ergin’dir.
* Kitabelerden ilk olarak XIII. yüzyılda İranlı tarihçi Alâeddin Atâ Melik Cüveynî esrinde bahsetmiş; fakat bu bilgiler ne o devirde ne de sonraki devirlerde pek ilgi görmemiştir. 1709 yılında Ruslara esir düştüğü için Sibirya’ya sürgüne gönderilen İsveçli subay Johann Von Strahlenberg kitabeleri bulmuş ve onlarla ilgilenerek ortaya çıkmasını sağlamıştır.
* Türk adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk Edebiyatı’nın ilk yazılı örnekleri olan KökTürk abidelerinde yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.
Uygur Dönemi Eserleri: KökTürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan uygur hanlıklarından kalma eserlerdir.Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir.Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır.Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında *”kökünç” denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır.Uygurlar bu eserleri 14 harfli uygur alfabesiyle yazmışlardır.
Sekiz Yükmek (Sekiz Yığın): Çinceden çevrilen Sekiz Yükmek’te Burkancılığa ait dinî-ahlâkî inanışlar ve bazı pratik bilgiler vardır. Uygurlar arasında çok yayılan bu eser; kısa cümleleriyle, içten anlatımı ve zengin söz varlığıyla dikkati çeker.

Altun Yaruk (Altın Işık):Sıngku Seli Tutung tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilen en hacimli sudurdur. Burkancılığın temellerini, felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini içerir. Bunlardan en meşhurları Şehzade ile Aç Pars Hikâyesi (Açlıktan ölmek üzere olan parsı kurtarmak için kendini feda eden şehzadenin hikâyesi), Dantipali Bey hikâyesi (Maiyetindeki geyikleri kurtarmak için kendini feda eden geyikler beyini Dantipali Bey öldürür ve korkunç alevler de Dantipali Bey’i yutar.) ve Çaştani Bey hikâyesi (Ülkesindeki insanlara hastalık ve bela getiren şeytanlarla Çaştani Bey’in mücadelesi)dir.

Irk Bitig (Fal Kitabı): Köktürk yazısıyla yazılmış bir fal kitabıdır. Her biri ayrı fal olarak yazılan 65 paragraftan oluşur. Çeşitli inanışlar ve masal unsurlarının bulunduğu kitapta günlük dile ait pek çok kelime de vardır.

Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade):Burkancılığa ait bir menkıbenin hikâyesidir: İyi düşünceli şehzadenin bütün canlılara yardım etmek ve canlıların birbirlerini öldürmelerini engellemek için bir mücevheri elde etmek üzere yaptığı maceralı yolculuk anlatılır.

Yenisey Yazıtları:

* Yenisey ırmağı çevresinde daha çok mezar taşlarından oluşan bu kitabelerdir.
* Edebi olarak fazla bir önemi yoktur.
* Yenisey nehrinin güneyinde, Tuva bölgesindeki Kem nehrinin kolları civarında bulunur. Bu sebeple aynı adla Yenisey Anıtları olarak adlandırılır.
* Orhun Yazıtlarından daha eskidir.
* Bu yazıtlar da İsveçli Strahlenberg tarafından 18. yüzyıl başlarında bulunmuştur. Yazıtların çoğu mezar taşlarıdır.
* Yazıların üslubu sadedir ve yazıtın dikildiği şahısları samimi bir dilde anlatmaktadır.
* Göktürk harfleriyle yazılmıştır.
* Kırgızlar’a ait olduğu sanılmaktadır.

 

 

*İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You May Also Like