YUNAN EDEBİYATI

Coğrafi sınırları Batı Anadolu, Ege adaları ve bugünkü Yunanistan olarak belirlenebilecek Eski Yunan Edebiyatı, MÖ 9. yy’dan MS 2. yy’a kadar dünya edebiyatının ilk aşamasını oluşturur.
Sanatçının “akıl yoluyla güzellikler yaratma”, bu dönem edebiyatının dayandığı temel ilkedir.
Yunan edebiyatında özellikle epik şiir (destan), didaktik şiir, pastoral şiir (kır şiiri ),tragedya, komedya, fabl (masal ), tarih, biyografya, söylev felsefe türlerinde eserler verilmiştir.

1. DÖNEM : ( MÖ 9. ve 8. yüzyıllar )
DESTAN ÇAĞI:Bu dönemde yetişen Homeros ( MÖ 9. yüzyıl ), Yunan edebiyatının olduğu kadar bütün dünya edebiyatlarının da en eski ve en büyük destan şairidir.

•HOMEROS ( MÖ 9. yüzyıl ) (DESTAN)İLYADA, ODEYSSEİA
İlyada, MÖ 1200 civarında Yunanlılarla Troyalılar (Truvalılar ) arasında olduğu bilinen savaşa dairdir. Savaşın çıkış nedeni, Truva’ya gidiş ve çarpışmalar hakkındadır. Homeros, bu iki destanı halk arasından derleyip kendi hayal gücüyle besleyerek düzenleyip yazmıştır. ( Bazı kaynaklar, günümüzde bilinen metnin, daha sonra, (6. yüzyılda) bir şairler kurulu tarafından halk arasından derlenip, Homer’in metnine uygun olarak yeniden yazıldığını belirtir.)

•HESİODOS ( MÖ 8. yy ) (DESTAN, DİDAKTİK ŞİİR)
Hesiodos’un şiirleri Dünya edebiyatında didaktik şiir türünün ilk örnekleri sayılır.
COSMOS, TANRILARIN YARATILIŞI, İŞLER VE GÜNLER

2. DÖNEM : ( MÖ 7. ve 6. yüzyıllar )

ARKAİK ÇAĞ :Bu dönemde özellikle lirik şiir ve fabl türleri gelişmiştir.
•ALKAİOS ( MÖ 7. yy ) LİRİK ŞİİR
•SAPPHO ( MÖ 7. ve 6. yy ) İlk Yunan kadın şairidir. Lirik aşk şiirleri yazmıştır.
•ANAKREON ( 6. YY ) LİRİK ŞİİR
•AİSOPOS ( MÖ 6. yy ) Yazdığı hayvan masallarıyla (fabl) ünlüdür. Fabllarıyla, kendinden sonra gelen masalcıları ve ünlü Fransız ya¬zarı La Fontaine’i etkilemiştir.Manzum hayvan masallarının (FABL ) dünyadaki ilk ustası olarak bilinir.

3. DÖNEM : ( MÖ 5. ve 4. yy )
KLÂSİK ÇAĞ
•AİSKHYLOS ( MÖ 5. yy ) TRAGEDYA Yunan tragedyası-nın üç büyük yazarından biridir. Tragedyada bazı yenilikler yapmış, oyunlarına ikinci oyuncuyu eklemiş, oyunlarında korkunç sahneler yerine ilginç maskeler, kostümler kullanmıştır. Tragedyalar yoluyla insan dünyasını aydınlatan ozanların başında gelir.AGEMEMNON, ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETEUS …

•SOPHOKLES ( MÖ 5. yy ) TRAGEDYA
İyi bir öğrenim gördükten sonra yirmi yedi yaşında tragedya yarışmasında Aiskhylos’a karşı üstünlük kazanmıştır. Oyuna üçüncü oyuncuyu katmıştır. Eserlerinde genellikle, aile kişileri arasındaki bağlantıları ele almıştır. Kişilerini alın yazılarıyla savaştırarak onlara mitolojidekinden daha belirgin kişilikler kazandırmıştır.KRAL OİDİPUS, ANTİGO-NE, ELEKTRA, AİAS, OİDİPUS KOLONOS’TA…

•EURİPİDES ( MÖ 5. YY ) TRAGEDYA
Eski Yunan tragedya yazarlarındandır. Tiyatro sanatına, konu, sahne düzeni ve dekor yönünden yenilikler getirmiş-tir. Oyunlarında gerçek karakterlere yer vermiştir

ANDROMAKHE, HİPPOLYTOS, İPHİGENİA AULİS’TE
•ARİSTOPHANES ( MÖ 5./4.yy ) KOMEDYA Antik Yunan edebiyatının en büyük komedya yazarıdır. Toplumu, insanları eleştirmekten çekinmez. Onun komedyalarında kahraman olarak karşımıza, genellikle köylü sınıfı temsil eden kişiler çıkar. KUR-BAĞALAR, KUŞLAR, EŞEKARILARI, ATLILAR, BARIŞ

•MENANDROS ( MÖ 4. yy ) KOMEDYA •HEREDOTOS ( MÖ 5. yy ) TARİH •THUKYDİDES ( MÖ 5. yy ) TARİH

•KSENOPHON ( MÖ 4. yy ) TARİH ANABASİS ( ON BİNLERİN DÖNÜŞÜ ) •DEMOSTHANES ( MÖ 4. yy ) SÖYLEV

•SOKRATES ( MÖ 5. yy ) :Akılcı felsefenin kurucusudur. Eski Yunan edebiyatının ünlü filozofudur. Ahlak felse¬fesinin kurucu-sudur, ilk anlambilimci olan Sokrates, hiçbir eser yazmamıştır.

•PLATON/EFLATUN ( MÖ 5.VE 4. yy) :Sokrates’in öğrencisidir. “DEVLET” adını verdiği didaktik eserinde hocası Sokrates’in düşüncelerine de yer vererek devlet ve toplum, toplum yönetimi, ruh, ölümsüzlük, bilgi teorileri gibi konuları işler. Ayrıca KANUNLAR adlı eseri de vardır.

•ARİSTOTELES ( MÖ 4. yy ) : Eflatun’dan da dersler alan Aristoteles, felsefe tarihinin kurucusu sayılır. Platon’la birlikte Batı felsefesinin en önemli temsilcilerindendir. Doğaya karşı gerçekçi bir yaklaşım sergiler.POETİKA

4.DÖNEM : ( MÖ 3. ve 2. yy )
İSKENDERİYE ÇAĞI:İskender’in ölümünden sonra İskenderiye bir kültür merkezi haline gelmiş, büyük kitaplıklar kurulmuş, en ünlü bilgin ve sanatçılar davet edilmiştir. Bu dönemde özellikle filoloji gelişmiştir.

5. DÖNEM : ( MÖ 2. yy – MS 2. yy )
YUNAN – LÂTİN ÇAĞI:Bu dönem Yunan edebiyatının gerileme dönemidir.
Yunan edebiyatının biyografya türünde yetiştirdiği en önemli yazarı PLUTARKHOS ( MS46 – 120 ) tur.

LÂTİN EDEBİYATI

MÖ 2. yy’ın ortalarına doğru Yunanistan Romalıların siyasal egemenliği altına girince Lâtin Edebiyatı’nın ilk ürünleri Yunan Edebiyatı’nın etkisi altında oluşmuştur. Lâtin yazarları, eserlerini Yunanlı yazarları örnek alarak oluştur-muşlardır. Ancak Lâtin yazarlar Yunan yazarlar kadar özgür olamamışlar, bu nedenle mesela komedyalarında yergiden, alaydan çok; karmaşık olaylara entrik öğelere ağırlık vermiştir. Latin Edebiyatında önemli sanatçılar şunlardır:

•PLAUTUS ( MÖ 2.yy ) : KOMEDİ
ÇÖMLEKLER

•TERENTİUS ( MÖ 2.yy ) : KOMEDİ
KAYNANALAR

•CATO ( MÖ 3.yy-2yy ) : SÖYLEV

•HORATİUS ( MÖ 1. yy ) : LİRİK ve DİDAKTİK ŞİİR
ODLAR, EPODLAR, YERGİLER

•LUCRETİUS ( MÖ 1. yy ) :LİRİK VE DİDAKTİK ŞİİR

•OVİDİUS ( MÖ 1. yy-MS 1.yy ) : LİRİK ŞİİR
DEĞİŞMELER

•ENNİUS ( MÖ 2. yy ) : TRAGEDYA

•VERGİLİUS ( MÖ 1.yy ) : PASTORAL, LİRİK, DİDAKTİK ŞİİR

Latin edebiyatının en önemli ozanlarından olan Vergilius, pastoral şiirin en önemli temsilcilerindendir. Ahenkli, canlı bir söyleyişi vardır.
AENEİS, ÇOBAN ŞİİRLERİ, ÇİFTÇİLİK ŞİİRLERİ

•CİCERO ( MÖ 1. yy ) : SÖYLEV Latin edebiyatının en büyük hatibi olarak kabul edilir. Yazılarında iyi bir hatibin özelliklerini, neler bilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Nutuklarının (konuşmalarının) her biri, başlı başına birer sanat eseri sayılır.

•SENECA ( MÖ 1. yy-MS 1. yy ) : FELSEFE, TRAGEDYA, MEKTUP, DİYALOG… Latin edebiyatının en büyük filozo-fudur. Etkili konuşması ve engin bilgisiyle yaşadığı çağda ünlenir. Klasik Yunan tragedyalarından esinlenerek trajediler yazmıştır. Fakat bunlar sahneye konulmak için değil de sanki yüksek sesle okunmak içindir. Shakespeare gibi önemli sanatçıları etkilemiştir.

•TACİTİUS ( MS 1. yy ) : TARİH Lâtin edebiyatının son büyük tarihçisi sayılmaktadır. Eserlerinde ahlâki bir amaç gütmüş, devrin kötülüklerini eleştirmiştir.

ORTAÇAĞ DÖNEMİ:Siyasal tarihçiler Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışından (476) Osmanlıların İstanbul’u fethine (1453) kadar yaklaşık bin yıllık süreyi insan düşüncesinin gelişimi açısından “karanlık yıllar“ olarak belirlerler. Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçilen bu dönemde din, düşüncenin önünde büyük bir engel olmuştur.

Bu dönemde Hıristiyanlık (kilise) akla ve güzelliğe önem veren, tanrılarla insanları iç içe yaşatan ve mitolojiyle süslü Eski Yunan ve Lâtin Edebiyatı’nın devamına engel olmuştur. Ortaçağ’da Kilise’nin, din adamlarının ve din kitaplarının bilgi ve düşünceleri egemen olmuştur.

Ortaçağ boyunca Avrupa’nın toplumsal yapısı da önemli ölçüde değişmiş, güçlü imparatorluklar yıkılmış, toplumsal sınıflar arasında ayrılıkların arttığı feodaliteler (derebeylikler ) kurulmuştur. Topraklar soyluların ve kilisesin malı olmuştur. Böyle bir ortamda sanatçılar da feodal beylerin koruması ya da kilisesin baskısı altında “öteki dünya” düşüncesini işlemişlerdir.

Ortaçağ boyunca işlenen konulardan biri de kahramanlık ve şövalyelik destanları olmuştur. Dilden dile dolaşan bu destanlar, 12. yy’da yazıya geçirilmiştir. Olayları birbirine benzemesine karşın İskandinavların, Keltlerin, Slavların, Saksonların bu destanlardan farklı şarkıları doğmuştur. Finlilerin Kalavela, Gallilerin Olwen, Mobinogion, Angola Saksonların BeoWulf gibi kahramanlık destanları hep bu yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Almanların Nibelungen destanı da kahramanlık destanlarıyla şövalyelik destanları arasında bir geçiştir. Fransızların Chanson de Roland ve İspanyolların Cid’i bu dönemin iki önemli şövalyelik destanıdır.

Yaşamıyla Ortaçağ’ın; ama eserleriyle Rönesans’a giden yolun açıcısı olan Dante ( 1265–1320 ), en önemli İtalyan şairdir. Eserlerinde evrensel bir konuyu, “aşk ve sevgi “ yi işlemiştir. Üç bölümden oluşan (Cehennem – Araf – Cennet) dinsel destanı İlahi Komedya – Tanrısal Komedya dünya edebiyatının temel yapıtlarındandır.

HÜMANİZM

14. yüzyıl’a doğru Ortaçağ’ın kabuğu kırılmaya başlandı. İtalya’da aydın, sanatçı ve bilginler tekrar Eski Yunan ve Latin Edebiyatı’na dönmeye başladılar. Aklı dinin tutsaklığından kurtardılar. Bunu gerçekleştirenlere ve insanlık sevgisini temel alıp insanı yüceltenlere hümanist, bu düşünceye de hümanizm dendi. Kuşkusuz bu gelişmeyi, yeni ticaret yollarının bulunuşu, keşifler, icatlar, Galileo ve Copernicus’in düşünceleri, matbaanın bulunuşu ve kitapların basılışı beslemiştir.

Dante’nin tohumlarını ektiği Rönesans düşüncesi kendisini izleyen diğer sanatçılarda yeşermeye başladı. Petrarca bunlardan biridir. Lirik ve insancıl soneleri, halk diliyle yazılmış ve bugünlere kadar taşınmıştır. Boccacio da Rönesans’ın öncü yazarlarındandır. Küçük öykü türünün yaratıcısıdır. On kişinin anlattığı yüz öyküden oluşan Decameron adlı yapıtıyla tanınmıştır.

RÖNESANS EDEBİYATI
14. yüzyılın sonların da başlayan Rönesans (Yeniden Doğuş), 17. Yüzyıla kadar sürer. Aklın ve bilincin kilisenin baskısından kurtulduğu ve özgürleştiği Rönesans Batı’daki aydınlanmanın temelidir. Sanatta gelişme ve yaratıcılık dönemin en önemli özelliğidir. Eski Yunan ve Latin Edebiyatı’nın ünlü yapıtları Avrupa dillerine çevrilmiştir.

Ariosto’nun Çılgın Orlando, Tasso ’nun Kurtarılmış Kudüs adlı destanları Rönesans döneminin İtalya’daki en önemli yapıtlarıdır.

Çağdaş romanın öncüsü ve temel taşlarından biri olan İspanyol yazarı Cervantes (1547–1616)’in Don Kişot’u çağın en önemli yapıtıdır. Galetea, Örnek Alınacak Hikâyeler adlı yapıtlar da Cervantes’indir. Öte yandan Fransa’da 15. yüzyılda yaşayan François Villon de Rönesans şiirinin ilk örneklerini verir: Küçük Vasiyetname, Büyük Vasiyetname.

Eski Yunan şiir türlerini Fransız Edebiyatı’na sokan Ronsard (1524–1585), Gargantua ve Pantaqruel adlı romanlarıyla Rabelais (1490–1533), Denemeler’iyle özgür düşüncenin öncüsü olan Mantaigne (1533–1592) Rönesans döneminin Fransız yazarlarıdır.

İngiliz Rönesansçıları arasında William Shakespeare’in (1564–1616) özel bir yeri vardır. İnsanın olumlu, olumsuz bütün yönsemelerini ustaca işlemesi, oyunlarının çağları aşmasının temel nedenidir. Tragedyaları: Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear …; komedyaları: Venedik Taciri, Yanlışlıklar Komedyası, Windsor’lu Şen Kadınlar.

Oyunlarını hem şiir, hem düzyazı, hem de ikisinin karışımıyla yazmıştır. Her sınıftan insanın duygu ve tutku dünyasına girerek “klasisizm”i aşmış “romantizm”in ilham kaynağı olmuştur.

Thomas More (1478–1535) da İngiliz Rönesans’ının önemli temsilcilerindendir. Utapia adlı yapıtıyla kötülüğün, bencilliğin insanların birbirini severek yaşadığı bir dünyanın özlemini dile getirir. Bilimsel düşünüş ve yöntemin babası Denemeler adlı yapıtıyla Francis Bacon (1561–1626), Peri Kraliçe adlı şiirleriyle Edmund Spenser (1552–1599), Kaybolmuş Cennet adlı destanıyla John Milton (1608–1674) da İngiliz Rönesansçılarındandır.

HÜMANİZM VE RÖNESANS
(15yy – 16yy’ın ilk yarısı)

İTALYA’DA
•DANTE (1253–1321) :İtalyan edebiyatının en büyük şairidir. Büyük bir hümanisttir. Rönesans’ı hazırlayanların başında yer alır. Lirik aşk şiirleriyle tanınır. İLAHİ KOMEDYA (Cehennem-Araf-Cennet), DENEMELER, YENİ HAYAT

•PETRARCA (1304–1374) :Lirik şiirin kurucusu. “AFRİKA“ adlı Lâtince destanı ve “MEKTUPLAR” adlı eseri ile ün yapmıştır.

•BOCCACİO (1313–1373) :Küçük hikâye türünün kurucusu
DECAMERON ( Bir veba salgınından kaçan ve bir villaya sığınan on kişinin anlattığı yüz hikâyeden oluşmuştur. Çoğu,eski halk masallarından alınmıştır. İçlerinde rahibeler, saçları sarıya boyanmış sevgililer, aldatılmış kocalar, aldatan kadınlar, hizmetçiler, uşaklar… gibi değişik insan tipleri vardır. Böylece Ortaçağ’ın dinsel konularını bir yana atarak, doğrudan doğruya insandan söz etmiştir.

•ARİOSTA (1474–1533) Epik Şiir.ÇILGIN ORLANDO, yapma bir destandır.

•TASSO (1544–1595) Epik Şiir. KURTARILMIŞ KUDÜS, yapma destandır. Eserinin konusunu 1. Haçlı Seferi’nden almıştır.

•MACCHİAVELLİ (1469–1527) :Ülke birliğinin sağlanıp korunması, devlet yönetimi olarak yaşam ve insan davra-nışları konusunda görüşlerini içeren “ PRENS “ adlı eseriyle tanınır.

FRANSA’DA

•VİLLON (15.yy):Fransız edebiyatının ilk lirik şairi; Orta-çağ’dan Rönesans’a geçiş dönemi

•RONSARD (16.yy) :Eski yunan şiir türlerini Fransız edebiyatına sokar. Fransız şiirinin temelini atan sanatçı olarak nitelenir.

•REBALAİS (16.yy) Roman.GARGANTUA, PANTAQRUEL

•MONTAİGNE (16.yy) Deneme türü.Montaigne, dünyanın en ünlü deneme ustasıdır. Hatta deneme türünün kurucu-sudur. Denemelerinde içten bir anlatım kullanmıştır. Dü-şüncelerini en kestirme yoldan aktarmıştır. DENEMELER

NOT:DANTE,PETRARCA,BOCCACİO,REBALAİS,MONTAİGNE,RONSARDİLK HÜMANİSTLER OLARAK BİLİNİRLER

İSPANYA’DA

•CERVANTES (16.yy)Roman türü.DONKİŞOT ( Şövalye romanlarını yermek için yazılmıştır. Toplumda değer yiti-ren eski kurumların geçersizliğini anlatırken; düş dünyası ile gerçek hayat arasında yer alan iki tipin karşıtlığını da verir.)

İNGİLTERE’DE

•SHAKESPEARE(16.yy) Tiyatro, romantizmin habercisi.
DRAMLARI: ROMEO VE JULİET, HAMLET, KRAL LEAR, MACBETH, OTHELLO, JULES CESAR…
KOMEDYALARI: VENEDİK TACİRİ, YANLIŞLIKLAR KA-MEDYASI, WİNDSORLU ŞEN KADINLAR…SONELER

•BACON (16/17.yy) DENEMELER

•THOMAS MORE (15/16.yy) UTOPIA

•EDMUND SPENSER (1552-1599 ) PERİ KRALİÇE

•MİLTON (17.yy) KAYBEDİLMİŞ CENNET

ESKİ YUNAN VE LATİN EDEBİYATI

Batı edebiyatının kaynağı Eski Yunan ve Latin edebiyatlarıdır. M.Ö.9. yüzyıl-dan M.Ö. 2. yüzyıla kadar süren Eski Yunan edebiyatının ana kaynağı da Homeros’un İlyada ve Odise destanlarıdır. Eski Yunan edebiyatı didaktik türde HESİODOS; lirik türde SAPHO, PİNDAROS; fabl türünde AİSOPOS gibi şairleri yetiştirdikten sonra M.Ö.5. yüzyılda “altın çağı”nı yaşamıştır. Bu devrin önemli sanatçıları şunlardır: Tragedya’da: AİSKHYLOS (Agamemnon), SOPHOKLES (Kral Oidipus, Elektra), EURİPİDES (Andromak, Elektra) Komedya’da: ARİSTOPHANES, MENANDROS Hitabet alanında: DEMOSTHENES Felsefe alanında: SOKRATES, EFLATUN, ARİSTOTELES Tarih alanında: HERODOTOS M.Ö. 2.yüzyıldan sonra Eski Yunan edebiyatı yerini Latin edebiyatına bırakır. Latin edebiyatı Eski Yunan kültür ve sanatının etkisinde gelişen bir edebiyattır. Bu dönemin önemli sanatçıları şunlardır: Tragedya’da: ENNİUS Komedya’da: PLAUTUS, TERENTİUS Şiirde: HORATİUS (Lirik şair), OVİDİUS (Lirik şair), VERGİLİUS (Destan şairi) Hitabet alanında: ÇİÇERO (Nutuklar) Felsefe alanında: SENECA Tarih alanında: TACİTES
Eski Yunan ve Latin edebiyatlarının mitoloji ile süslenmiş ürünlerinde doğa güzellikleriyle birlikte “gerçek insanı” buluruz. Bu ürünlerde insanların sevgileri, acıları, yiğitlikleri, kinleri…..yer alır. Bu sevgiler, yiğitlikler, kinler ve acılar da “yazgılarında” dönüp dolaşarak “İNSANCILIK” (Hümanizm) ve “ERDEMLİ OLMA” düşüncesinde birleşirler.
5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, Avrupa’da, 11.yüzyıla kadar sanat ve kültür alanında “öbür dünya” düşüncesinin egemen olduğu ölü bir dönem başlamıştır. 11.yüzyıldan sonra kilise ve din görüşünü her şeyin üstünde tutan , kişinin yaşam ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, edebiyatta ve sanatta “öbür dünya” düşüncesini egemen kılan “ORTA ÇAĞ” başlar. Bu çağda görülen doğa ve dinle ilgili yiğitlik öyküleri, halk ozanlarının aşk ve yiğitlik konularında söyledikleri “BALATLAR” ve ulusal destanlar dönemin başlıca edebiyat verimleri arasındadır. Orta çağın büyük ozanı Rönesans’ın da hazırlayıcılarından olan ve “İlahi Komedya” adlı eseriyle tanınan DANTE’dir.
Batı edebiyatında yenileşme, bilim ve sanatta “YENİDEN DO-ĞUŞ” anlamına gelen “RÖNESANS”la başlar (14.yüzyılın sonu, 15. ve 16. yüzyıllar).
Rönesans’la halk ve devlet ilişkileri yeniden düzenlenmiş, kralların ve derebeylerin dine dayalı sınırsız güçleri kırılmış, kişinin insanca ve özgür yaşama isteği gerçekleşme yoluna girmiştir. Böylece uluslar edebiyatla, bu gerçeklere dayanan “insanca” düşünceleri yayarak, kilise dili olan Latince’nin yerine kendi ulusal dilleri ile güçlü yapıtlar ortaya koymaya başlamışlardır. Bu dönemin ünlü sanatçıları şunlardır: Şiirde: RONSARD

Romanda:RABELAİS, CERVANTES (Don Kişot) Deneme alanında: MONTAIGNE, BACON

Tiyatro alanında: SHAKESPEARE [Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear, Romeo ve Juliet (Dramları), Venedik Taciri, Hırçın Kız, YanlışlıklarKomedyası…….(Komedileri)
Rönesans, 17.yüzyılın ortalarına doğru “Klasisizm” akımının doğmasına yol açmış, böylece Batı Edebiyatı birbirine tepki olarak ortaya çıkan akımların etkisinde 20. yüzyıla kadar gelişimini sürdürmüştür.

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR

Sanat ve edebiyatın yüzyıllar boyu süren gelişmesine bakıldığında bu gelişmenin içinde yeşerdiği toplumun yapısındaki gelişme ve değişmelerle sıkı bir ilişki içinde olduğu görülür.
Düşünce sistemleri de toplumsal gelişmeye denk düştüğü zaman bu gelişmenin önünü açan, onu hızlandıran bir rol oynar. Bu nedenle sanat ve edebiyatın iki ayağı vardır: Düşünce sistemi ve toplumsal yapı.
Bu iki ayağın denk basması, sanat ve edebiyatta ortak duyarlıklar, görüşler ve anlayış sistemleri oluşturur. İşte, sanat ve edebiyatımızdaki bu ortak sistemlere akım denir.
Toplum yaşamındaki gelişme ve değişmeler düşünce sistemine (felsefeye) ve oradan sanat-edebiyata yansır ve sanatçılar yeni anlayışlara yönelir. Her akım böyle bir arayışın sonunda ortaya çıkmış, değişen değerler sistemi, akımların birbirini çoğunlukla tepmesini, bazen de aşmasını getirmiştir.
Avrupa kaynaklı belli başlı sanat ve edebiyat akımlarının belirgin izleri, en çok şiir, öykü, roman ve tiyatroda görülür.
Ortaya çıkış sırasına göre edebiyat alanında görülen akımları şöyle sıralayabiliriz:

KLASİSİZM 17. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan bir akımdır. BOILEAU bu akımın kurucusu olarak kabul edilir. Klasikler Eski Yunan ve Latin edebiyatını bilgi ve esin kaynağı olarak benimsemişlerdir. Temel olarak şu ilkelere dayanır: Sanat, “insan tabiatına” önem vermeli ona sevgi ve saygı duymalıdır. Klasik bir eser “akıl” ve “sağduyu”ya dayanmalıdır. Eser, “dil”, “anlatım” ve “şekil” de en olguna varmaya çalışmalıdır.
Klasikler, insanların her zaman, her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede olduklarını kabul ederler. Onun için eserlerinde değişmez tipler yaratırlar. Klasisizmde fiziksel ve sosyal çevre önemli değildir; çünkü bunlar değişkendir.
Bu akımda, sanatta mükemmeli bulmak esastır. Mükemmeli bulmak ise konunun seçilişinde değil, onun ele alınıp anlatılışındadır. Onun için anadili en güzel biçimde kul-lanmak da esas olmalıdır. Böylece klasikler günlük konuşma dilinden farklı kitabi bir dil kullanmışlardır.
Sanatta sıkı kuralların bulunması ve sanatçıların bunlara uyması gerektiğine inanan klasikler, “üç birlik” kuralının doğmasına neden olmuşlardır (Yer, zaman ve eylem birliği) Eserlerinin kahramanlarını hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler. “Ahlaka uygunluk” ilkesine sıkı sıkıya bağlıdırlar.
Yapıtlarının etkileyici olmasını , hoşa gitmesini, tarih bili-minden ayrılabilmesini ve din dışı konulara eğilmesini temel ilke olarak kabul etmişlerdir.
Edebiyat türü olarak daha çok tiyatroyu, tiyatro türü olarak da trajedi ve komediyi benimsemişlerdir.
Başlıca temsilcileri: Boileau (şiir) La Fontaine (fabl) Racine, Corneille (trajedi) Moliere (komedi) Madame de La Fayette (roman) La Bruyere (karakterleriyle) Bossuet (hitabet)
“Klasisizm, geçici rağbeti değil, sürekli rağbeti arar”. Andre Gide.

TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM:Türk edebiyatı Batı’ya açıl-dığında klasisizm dönemini tamamlamıştır. Bu nedenle edebi-yatımızda klasisizmin önemli bir etkisi olmamıştır. Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”adlı komedisi, La Fontaine’den yaptığı çeviriler ve Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den çevirileri, bu anlayışın ürünleri olarak sıralanabilir.

ROMANTİZM (COŞUMCULUK):1830’lu yıllarda klasisizme tepki olarak doğmuştur. Victor Hugo’nun “Hernani” adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır. 1789’da Fransız İhtilali’yle birlikte derebeylik ve aristokrasi çökmüş; yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak romantizm, yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlamış, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunmuştur.
Avrupa’da o zamana kadar süregelen Latin ve Yunan hayranlğı yerini Shakespeare, Goethe ve Schiller hayranlığına bırakmıştır. Klasik öğretinin bütün kuralları yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatları yerine Hristiyanlık mucizeleri, milli efsanler işlenmiş; konular ya tarihten ya da günlük olaylardan çıkarılmıştır. Tabiat manzaralarının, yerli ve yabancı törelerin betimlenmesine geniş yer verilmiş, insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi bırakılarak, insanlar çevrelerinde incelenmiş, insanın islâhından önce toplumun ıslâhı amacı ön plana alınmıştır. Klasik edebiyatın akıl ve sağduyuya önem vermesine karşılık, romantizmde hayal ve fanteziye geniş yer verilmiştir. Yazarlar eserle-rinde kişiliklerini gizlememişler, olaylar karşısında duygu ve görüşlerini açıkça anlatmışlardır. Romantik şiirde, doğa sevgisi; bireycilik; Ortaçağa, yabancı ülkelere, Doğu’ya hayranlık; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, doğaüstü güçlere, rüyalara, ihtiraslara bağlılık dikkat çeker.
Zıtlıkların uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayatı güzel, çirkin… bütün yönleriyle vermeye çalışırlar.
Klasiklerin önemsediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır.
Din, her şeyin gelip geçici olduğunu söylediği için de kahramanlar , genellikle kuşkulu, üzüntülü ve karamsardırlar.
Edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimseyen romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır.
Genel olanın yerine özeli, tipin yerine gözalıcı olanı seçmişlerdir. Aşk, ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker. Bu akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir.
Başlıca temsilcileri: Victor Hugo (Sefiller. Notre Dame’in Kamburu, Cromwell, Hernani…….) J.Jack Rousseau (Emile, İtiraflar, Toplum Sözleşmesi) Goethe (Faust) La-martine (Greziella) A. Dumas Pere (Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu) A. Dumas Fils (Kamelyalı Kadın)ýý Alfrede de Musset (şiirleriyle) Schiller (“Haydutlar” adlı dramı ve denemeleriyle) Lord Byron (Don Juan, diğer şiirleriyle) Chateaubrian Puşkin Shakespeare Stendhal (Romantizmden realizme geçmiştir) Balzac (Romantizmden realizme geçmiştir)

TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır. Namık Kemal roman ve tiyatrolarıyla Ahmet Mithat, ilk romanlarıyla Recaizade Mahmut Ekrem, şiirleriyle Abdülhak Hamit, tiyatrolarıyla

REALİZM (GERÇEKÇİLİK) 19. yüzyılın ikinci yarısında romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır.
1857 yılında Gustave Flaubert’in “Madame Bovary” adlı romanıyla, realizmin, romantizm karşısında üstünlük sağ-ladığı kabul edilmektedir.
Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır. Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır. Bunun sağlanması için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yön-temlere bile başvurulmuştur.
Bu akımda, gerçeğin anlatılması için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar. Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar. Yine, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için eserlerinde toplumun sıradan insanlarına rastlanır. Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alınıp işlenir.
Gerçekçi yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur. Gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar. Gerçekçi yazarlar, biçim güzelliğine çok önem vermişler, dilde ve anlatımda süsten, özentiden kaçınmışlardır.
Başlıca temsilcileri: Stendhal (Kırmız ve Siyah, Parma Manastırı) Balzac (Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet) G. Flaubert (Madame Bovary) Lev Tolstoy (Savaş ve Barış, Diriliş, Anna Karenina) Dostoyevski (Suç ve Ceza) A. Çehov (Vanya Dayı, Vişne Bahçesi) M. Şolohov (Ve Durgun Akardı Don) E. Hemingway (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) J.Steinbeck (Gazap Üzümleri) Herman Melville (Moby Dick) Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield) Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar) Turganyev (Babalar ve Oğullar) M.Gorki (Çocukluğum, Benim Üniversitelerim, Ekmeğimi Kazanırken)

TÜRK EDEBİYATINDA REALİZM Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) Samipaşazade Sezai (Zehra) Nabizade Nazım (Kara Bibik) Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar) Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban……) Memduh Şevket Esendal (Ayaşlı ve Kiracıları) Reaşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla) Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle) Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle)

NATÜRALİZM (DOĞALCILIK) 19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıkan natüralizm, bir anlamda realizmin bir üst basamağı (gerçeğe yaklaşmadaki katılığı nedeniyle) olarak düşünülebilir.
Natüralizmi, realizmden ayıran nokta onun deney yöntemine de yer vermesidir. Deney yöntemi, doğa olaylarında aynı nedenler, aynı koşullar altında aynı sonuçları doğurur düşüncesidir (Determinizm). Natüralistler bu anlayışın tabiatta olduğu gibi insan yaşamı için de geçerli olduğunu savunmuşlardır. Bu yaklaşımla pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışmışlardır. İnsanın fizyolojik özellikleri üzerinde durmuş; insanı ırsiyet (soyaçekim) ve genetik özellikleriyle ele almışlardır. Ayrıca sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır.
Natüralist yazarlar insanı belli koşulların içinde ele alır, onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler. Onların eserlerinde insan kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz. Toplumsal nedenleri bir yana bırakmışlar, yalnızca yaşananı “nesnel” bir biçimde aktarmakla yetinmişlerdir. Bu sebeple de onlara “zabıt katipleri” yakıştırması yapılmıştır.
İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul ettikleri için eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak vermişlerdir. Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. Realistlerdeki biçim güzelliği, kompozisyon olgunluğu ve üslup kaygısı natüralistlerde yoktur. Ancak natüralistler de halkın kolayca anlayabileceği açık ve yalın bir dil kullanmışlardır.
Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren natüralistlerin eserlerine genel olarak bir kötümserlik havası hakimdir.
Başlıca temsilcileri: Emile Zola (Meyhane, Germiznal, Nana, Toprak…..) Alphonse Daudet Guy de Maupassant Goncourt Kardeşler

TÜRK EDEBİYATINDA NATÜRALİZM Bizim edebiayatımızda doğalcılık anlayışına en çok yaklaşarak eser veren sanatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Ancak eserle-rinde sosyal eleştiriye yer vermesi onu natüralistlerden ayıran önemli bir noktadır.

PARNASİZM Fransa’da şiir türünde ortaya çıkmış bir akımdır. Şiirdeki gerçekçilik diyebileceğimiz parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiirdeki sentezinden oluşmuştur. 1886’da “Parnas” adlı derginin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştır (Parnas: Mitolojide ilham peri-lerinin yaşadığına inanılan efsanevi dağın adı).
Parnasyenler şiiri salt biçim olarak görürler. Bu nedenle biçim güzelliğini her şeyin üstünde tutarlar. Yine aynı ne-denlerle ölçü ve uyağa çok önem vermişler, ritmi ön plana çıkarmışlardır. Sözcüklerin birarada kullanılmasından doğacak müziği de şiir için gerekli görmüşlerdir. Parnasizm, romantizme tepki olarak doğduğu için bu akımda duygunun yerini düşünceler almış, parnasyenler şiirde ayrıntılı ve nesnel betimlemelere yer vermişler, duygusal-lığı reddetmişlerdir. Şiiri, ışık, gölge, renk ve çizgilerle sağlamayı düşünürler.
“Sanat, sanat içindir” görüşünde olan parnasyenler şiirde yarar değil, güzellik ararlar.
Tarihteki mutlu dönemlere duyulan özlem, yabancı ülkelerin manzara ve gelenekleri işlenen konulardır.
Parnasyenler Eski Yunan ve Altin mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular klasisizmle benzerlikler taşır. Başlıca temsilcileri: Th. Gautier T.D. Banville François Coppee J.Maria de Heredia

TÜRK EDEBİYATINDA PARNASİZM:Bu akımın en belirgin etkileri Tevfik Fikret’te görülür. Kimi yönleriyle Yahya Kemal de bu akımdan izler taşır.

SEMBOLİZM (SİMGECİLİK) 19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına, izle-nimlere önem vermiyorlardı Onlar için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi. Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygusallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalara göre somut varlıklar, dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış, dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm, bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır. Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın, sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başlıca temsilcileri: Puşkin Egar Allen Poe, Charles Baudelaire, Verlaine, Paul Valery, Stephane Mallarme, Arthur Rimbaud’dur.

TÜRK EDEBİYATINDA SEMBOLİZM : Bu anlayışın ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin’dir. Ancak bu akımın en başarılı örneklerini veren şairimiz Ahmet Haşim’dir. Kimi yönleriyle Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairler de bu akımın izlerini taşırlar.

EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK) 1890-1910 yılları arasında Fransa’da gelişmiş; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini sürdürmüş bir akımdır. Sembolizmle birlikte gerçeküstücülüğü (sürrealizm) hazırlayan bir akım niteliğindedir. Bu akımda dış dünya ile ilgili gözlemlerin, sanatçının iç dünyasında oluşan değişik ruhsal durumuna göre yansıtılması esas alınmıştır. Onlara göre duyularımız dış dünyayı bize olduğu gibi değil, onun gerçek görünüşünü değiştirerek ulaştırır. Bunun için de bizim anlattıklarımız dış dünya değil, bu dünyanın hayalimizle bezenmiş bizdeki izlenimleridir.

SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK) 20.yüzyılın başlarında Andre Breton tarafından Freud’un görüşlerine (psikanaliz yöntemi) dayanılarak açılan bir sanat akımıdır.
Gerçeküstücülüğün bilgi ve esin kaynağı olan Freud’a göre, insanoğlunun dış dünyasından edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş (rüya, yarı rüya) durumunda çözülerek ortaya çıkar.
Sürrealistler, Freud’un bu görüşünü edebiyata uygulamışlar bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliğini savunmuşlardır. Dolayısıyla içinden geldiği gibi yazmak bu akımın en belirgin özelliğidir. Akılcılığın karşısındadırlar, geleneksel ve biçime dayalı inanç ve değerleri düşünceden silmişlerdir.
Bu akımın Batı’daki en önemli iki temsilcisi Andre Breton, Louis Aragon, Dylan Thomas ve Paul Eluard’dır.
Bizim edebiyatımızdaI Yeni (Garipçiler)’den Orhan Veli ve İkinci Yeni sanatçılarından Sezai Karakoç, Cemal Süreya, İlhan Berk, Turgut Uyar ve Ece Ayhan’dır.

EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)
19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, Fransa’da gelişmiş; daha çok; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini göstermiştir. Empresyonistler, varlığın gerçek ve nesnel yanını değil, sanatçıda uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını gütmüşlerdir. Bu izlenim, sanatçıdan sanatçıya değiştiği için, ortaya konan sanat yapıtı, onu ortaya koyanın kişiliğini yansıtır. Yapıtlarında kendi iç dünyalarını dile getirdikleri için, çevreyi saran evrene ve dış dünyaya karşı ilgisizdirler.
Duyularımızın dış evreni bize olduğu gibi değil, onun gerçek görünüşünü değiştirerek ulaştırdığı kabul edilmiştir.
Sanatçılar, yapıtlarında, dış dünyada gördüklerinin gerçek yönünü değil; “kendilerinde uyandırdığı izlenimleri” anlatmışlardır.
Dünya edebiyatında temsilcileri: Rainer Maria Rilke, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, James Joyce.
*İzlenimciliğin Türk edebiyatındaki temsilcisi Ahmet Haşim’dir.

EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)
Birinci dünya savaşından sonra, empresyonizme tepki olarak doğmuş, Alman sinemasında uygulanmıştır. Çevremizi saran evrene ve dünyaya karşı ilgisiz görünen bu akım, insanın iç dünyasını ve bütün duygularını en gizli ve çıplak yönleriyle, olduğu gibi anlatır. Gerçekler her insana göre değişik olduğu için önemli olanı sanatçının kişiliğini ve gerçekleri kendine göre dile getirmesidir.
Sanatçılar, kendi içlerine kapanıp kendilerini gözlemlemiş, iç gözleme önem vermişlerdir.
Bireyin en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım yolu kullanılmıştır.
Yapıtlarda, fantastik ve korkunç olaylar anlatılmıştır.
Amaç, insanların ruhsal durumlarının ortaya konmasıdır.
Dünya edebiyatında başlıca temsilcileri: Franz Kafka, Thomas Stearns Eliot, James Joyce, Arthur Rimbaud, Paul Verlaine
Ahmet Haşim ve Ahmet Muhip Dıranas da Türk edebiyatındaki temsilcisidir.

KÜBİZM
20. yüzyılın başında empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmış ve daha çok, resimde kendini göstermiştir. Yazın alanın da, özellikle şairler, ressam Picasso’nun da etkisiyle bir anlayış geliştirmişlerdir. Buna göre şairler, dış dünyayı izleyip olup bitenleri iyi saptamak zorundadır. Onlara göre dünyadaki küçük olaylan ve anlamları yakalamak gerekir “Söylenmemiş olanı”, “görülmemiş olanı” gün ışığına çıkarmak, aklın değil düş gücünün yapacağı iştir.
Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.
Sanatçılar, anlatımı canlı kılmak için, yapıtlarında duygularla olayları karıştırarak yansıtmışlardır.
Dünya edebiyatında temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars, Picasso

FÜTÜRİZM (GELECEKÇİLİK)
20. yüzyılda ortaya çıkmış, makineyi ve hızı edebiyata taşıyan edebiyat akımıdır. I. Dünya Savaşı başlamadan ortaya çıkan bu akım, “geçmişten kopuşu, yenilik ve değişikliğe yönelişi” ilke edinmiştir.
Geleceği makineleştiren sanattır.
20.yy. başında Marinetti tarafından kurulmuştur.
Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve yeni anlatım biçimleri bulmalı.
Makinalaşma çalışmaları kutsallığı savunulmalıdır.
Temsilcileri: F.T. Marinetti, Mayakovski
*Türk edebiyatında ise: Nazım Hikmet

EGZİSTANSİYALİZM ( VAR OLUŞÇULUK)
Egzistansiyalizm, kökü İlkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucusu Jean Paul Sartre’dır. Bu akıma göre, insan kendi özünü kendisi seçer. Bu görüş şöyle özetlenebilir: “Var” olma “öz”den önce gelir; yani, insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi olur. Egzistansiyalizmin bu anlayışı, Nietzsche’nin, “Her insan, tarihte eşi bir daha tekrarlanmayacak biricik harikadır.” sözünde, özlü ifadesini bulur.
Var olmayı her şeyden önce görenlerdir. Bu akıma var oluşçuluk da denir.
İnsan kendi değerlerini kendi oluşturabileceğini bilmelidir.
İnsan bütünüyle özgür olmalıdır.
Temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Andre Gide, Samuel Beckett, Franz Kafka
* Türk edebiyatında İkinci Yeni şairleri en önemli temsilcileridir.

DADAİZM
20. yüzyılın ilk çeyreğinde Tristan Tzara adlı gencin etrafında toplanan bir grup şair; “dada” sözcüğünü, kurmak istedikleri akıma ad olarak seçmiş ve dadaizmi kurmuşlardır. Fransızca bir sözcük olan dada, çocukların binerek oynadıkları “ağaç parçası, tahta at” anlamına gelir. Düzensiz sözcük ve imgelerin kullanıldığı bu akım, Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkıcı ortamda düş kırıklığına uğrayan aydın ve sanatçıların bir başkaldırısı olarak doğmuştur. Bir başka deyişle iki dünya savaşı arasında varlık gösteren ve toplumu uyuşukluktan kurtarma çabası güden bir harekettir.
Aklın hiçbir değerinin olmadığı söylenmiş, hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanılmamış, her şeye kuşkuyla bakılmıştır.
Dil ve estetik kuralları bir yana bırakılarak kuralsızlık ilkesi benimsenmiştir.
Kelimeleri rasgele kullanmak suretiyle oluşan şiirlere denir.
Temsilcileri: Tristan Tzara, Breton, Aragon, Francis Picabia
Eski Yunan Edebiyatı:Batı edebiyatının kaynağı Eski Yunan ve Latin edebiyatlarıdır./ Eski Yunan edebiyatının ana kaynağı İlyada ve Odisea destanlarıdır./
Homeros:İlyada,Oddysea/Hesiodos(didaktik türde)/Sapho, Pindaros(lirik türde)/
Aisopos(fabl türünde)/Aiskhylos:Agamemnon/Sophokles:Kral Oidipus, Elektra/
Euripides:Andromak, Elektra (Hepsi Tragedya türünde)
Aristophanes:Atlılar,Eşek Arıları/Menandros(Komedi) /Demosthenes(hitabet )/
Sokrates, Eflatun:Devlet,Sokratesin Savunması/
Aristoteles(felsefe)/ Herodotos(tarih)

ESKİ LATİN EDEBİYATI
M.Ö. 2.yüzyıldan sonra Eski Yunan edebiyatı yerini Latin edebiyatına bırakır./Latin edebiyatı Eski Yunan kültür ve sanatının etkisinde gelişen bir edebiyattır./
Ennius(tragedya) / Plautus, Terentius(komedya)/Horatius,Ovidius (şiir)/
Vergilius:Çoban şiirleri/Çiçero(hitabet)/ Seneca(felsefe)/ Tacites(tarih)/
Fransız Edebiyatı
Not:Fransız şiirinin temeli Ronsard ile atılır./
Montaigne:Denemeler/
Alain:Edebiyat Üzerine Düşüce-ler,Düşüncenin Bekçileri/
Boileau(eleştiri)/
La Fontaine:Fabller/
Racine: Phedre,Andromague,Aleksandre/
Corneille:Le Cid,Horace/
Moliere:Cimri,Kadınlar-Kocalar Mektebi,Kibarlık Budalası,Scapinin Dolapları/
Monteskiyo/Diderot/
Voltaire:Candide,Henriade/
JJ.Rousseau:İtiraflar/
Chateubriand/Lamartine:Tefekkürler,Grazielle/
Victor Hugo:Notre Dame’in Paris,Sefiller,Cezalar/
Aleksandra Dumas/
La Bruyere:Karakterler/
Balzac:Goriot Baba,Vadideki Zambak/
Stendhal:Kırmızı ve Siyah,Parma Manastırı/
Gustave Flaubert:Madam Bovary/
Goncourt Kardeşler:Journal/Alphonso Daudet:Değirmenimden Mektuplar/
Emile Zola:Germinal,Nana/
Guy de Moupossant:Pazartesi Hikayeleri,Tombalak,Ay Işığı/
Françous Copee/
Heredia/Baudelaire:Kötülük Çiçekleri/
Paul Verlainne:Aşıkların Bayramı,Güzel Şarkı/
Mallarme:Eski Tanrılar,Saçmalar/
Rimbaund:İlhamlar,Cehennemde Bir Mevsim/
Paul Eliard/
Andre Gide/

İNGİLİZ EDEBİYATI
Not:Boccacio’nun Dacemeron Hikayeleri modern hikayenin başlangıcı sayılır./
Robinson Crusoe romanı gerçekçiliğin ilk romanı sayılır.
William Shakespeare:Romeo ve Julyet,Othello,Kral Lear,Yanlışlıklar Komedisi,Venedik Taciri,Hırçın Kız/
Bacon,J.Milton,Lord Bayron:Don Juan/Walter Scott/Charlotte Bronte/Thomas Hardy/ Jonathan Swift/
Rudyard Kipling:Beş Millet,Son Işık/Daniel Defoe:Robinson Crusoe/
Charles Dickens:İki Şehrin Hikayesi,David Copperfield,Antika Dükkanı/
İrlanda Edebiyatı
Bernard Shaw:Jean Dark,Kuzgunlar Evi(Nobel Edebi-yat Ödülü Alan Sanatçı)/
James Joyce/Beckett/ Jonathan Swift/ Goldemith/
Norveç Edebiyatı
Henrik İbsen:Hortlaklar,Halk Düşmanı/
Knut Hamsun:Dünya Nimeti,Toprak Yeşerince,Göçebe/
Alman Edebiyatı
Not:F.Hebel modern tiyatronun kurucusu kabul edilir./
W.Geothe:Faust,Genç Werter’in Izdırapları/
Schiller:Wilhelm Tell/
Henrich Böll:Babasız Evler/
Shaupenhauver , F.Nietzseche,Hesse/Haideger/Lessing/

AMERİKAN EDEBİYATI

Benjamin Franklin,Thomas Jefferson,Emerson,Adger Allen Poe:Altın Böcek,Helen’e/
Mark Twain:Tom Sawyer’in Maceraları/T.S.Elliot:Çorak Ülke
Ernest Hamingway:Çanlar Kimin İçin Çalıyor,İhtiyar Balıkçı/
J.Steinbeck:Fareler ve İnsanlar,Gazap Üzümleri,Sardalya Sokağı/O’Neill/

İtalyan Edebiyatı

Dante:İlahi Komedya,Yeni Hayat/

İspanyol Edebiyatı

Not:Cervantes’in Don Kişot adlı romanı çağdaş romanın başlangıcı sayılır./
Cervantes:Don Kişot,Galetea/

Rus Edebiyatı

Dostoyevski: İnsancıklar,Suç ve Ceza,Budala,Karamazov Kardeşler,Ecinniler,Yeraltından Notlar, Benim Üniversitelerim/
Tolstoy: Harp ve Sulh,Anna Karanina, Hacı Murat, İvan İlyiç’in Ölümü/
Turganyev: Babalar Ve Oğullar
Puşkin: Yüzbaşının Kızı
/Gogol: Ölü Canlar

Diğer Edebiyatlar(Hint-İran)
Firdevsi:Şehname
Sadi:Bostan Ve Gülistan
Rabinranath Tagore:Gora
Beydaba:Kelile ve Dinme
Jack Landon:Beyaz Diş
William Faulkner:Ses Ve Öfke
İvo Andriç:Drina Köprüsü
Paniat İstrati:Akdeniz
M.Selimoviç:Derviş Ve Ölüm

Edebi Türlerin En Önemli Sanatçıları
Tiyatro:Moliere/Shakespeare/Goethe/

Roman – Hikaye:
Cervantes /Dostoyevski/Stendhal/Balzac/Steinbeck/ Hemingway/ Dickens/V.Hügo/Flaubert/Moupossant/ Daudet/
Şir:Dante/Verlaine/Lamartine/Rimbaund/Baudelaire/Goethe/Allen Poe/Chateubriand/Mallarme/
Deneme -Eleştiri: Montaigne/Alaine/Boileau/Rousseau/B.Shaw/Racine/Corneille/Nietszche

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like