SÖZCÜK (KELİME)

“Kelebekler ve çiçekler özgürdür.”
Bu cümledeki “Kelebek, çiçek, özgür” sözlerinin tek başına düşünüldüğünde bir anlamı olduğunu,bir nesneyi ya da kavramı karşıladığını görebiliriz; ”ve” sözü ise cümlede görev üstlenmiştir.
Cümlenin anlamlı en küçük birimine ya da tek başına anlamı olmadığı halde cümle kuruluşunda görev ve anlam ilgisi üstlenen dil birimlerine sözcük denir.
Sözcük, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. (Anlam birimidir. )
Anlam bakımından sözcükler ikiye ayrılır:
A) Anlamı olanlar ( Asıl Sözcükler )
İsim (Ad)
Sıfat (Önad)
Zamir (Adıl)
Zarf (Belirteç)
Fiil (Eylem)
B) Görevli Olanlar ( Yardımcı Sözcükler)
Edat (İlgeç)
Bağlaç
Ünlem(Nida)

**Eylemsi sözcük türü değildir !

Sözcükte Anlam

Sözcükler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç sözcük de kullanılabilir. Bu özellikler hem sözcüğün kendisine ait olabilir, hem de diğer sözcüklerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada sözcüklerin anlam özelliklerinin yanı sıra sözcükler arasındaki anlam ilişkileri de anlamlar kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık, sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler. Anlam bakımından sözcükler ve sözcükler arasındaki ilişkileri şunlardır:

1. Gerçek Anlam
Sözcüğün temel ve yan anlamlarına denir.

Temel Anlam: Bir sözcüğün ilk ve asıl anlamına denir. Yani bir sözcüğün söylendiği anda zihnimizde uyandırdığı ilk çağırışım temel anlamdır. (Sözcüğün ilk konuluş, kullanılış anlamıdır.)
Karabaş, bir şeyin kokusunu aldı.
Kör adama kimse yardım etmedi.
Kitapları koltuğuna sıkıştırıp koştu.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.

Yukarıdaki örnek cümlelerde görüldüğü gibi sözcükler sözlük-teki birinci anlamlarıyla kullanılmıştır. (Temel Anlam)

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerden hangisinde altı çizili sözcük temel anlamında kullanılmamıştır?

A) Küçücük bebekti nasıl da büyüyüvermiş, benim güzel kızım.
B) Biraz etrafına bakın da neler oluyor gör,diye bağırmaya başladı.
C) Altınpark’a bu yoldan gidiliyor mu,diye söze başladı genç adam.
D) “Buraya gelince gözümde anılarım canlandı.” derken gözünden yaşlar akmaya başladı.
E) Yüzünde beliren endişeli ifade hepimizi korkutmuştu, Niyazi ‘nin.

ÇÖZÜM:  A,B,C,E seceneklerinde kullanılan “büyümek”, “bakmak”, “yol” ve “yüz” sözükleri temel anlamda kullanılmışken; D seçeneğindeki “canlanma” sözcüğü “Geçmişte yaşanan bir olay veya durum yeniden hatırlanmak” anlamında,yan anlamda kullanılmıştır.    CEVAP: D

B) Yan Anlam: Sözcüğün temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlarına denir.
Sözcüğün temel anlamının dışında; ancak temel an-lamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur.
Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Kör makasla kumaşı kesmeye çalışıyor.
Babam koltuğuna oturunca uyur.
Uçağın kanadı parçalanmış.
Şişeyi boğazına kadar suyla doldurmuş.
Çeşmenin başında beni bekliyordu.
Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi sözcükler ilk (temel) anlamının dışında benzetme ya da yakıştırma yoluyla yeni anlamlar kazanırsa buna YAN ANLAM denir.

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerden hangisinde altı çizili sözcük yan anlamda kullanılmıştır?

A) Masanın gözü dolunca kalemler ve bazı daftarlar ortada kaldı.
B) Sen böyle atmaya devam edersen,kimse sana inanmaz.
C) Bu sınıf diğerlerine göre çok çalışkan,demesi bizi çok mutlu etmişti.
D) Aynı sözcüklerle farklı anlam ilgileri kurulabileceğini bize de göstermişti.
E) Bu bağın üzümleri henüz olgunlaşmamış,dedi yüzünü ekşiterek.

ÇÖZÜM: A’da “göz” sözcüğü “çekmece” anlamında yan anlamda, B’de “atma” sözcüğü “yalan veya abartmalı söz söylemek” anlamında mecaz anlamda, C’de “sınıf” sözcüğü “öğretmenin gözetim ve yönetimi altında ders gören öğ-renci kümesi” anlamında mecaz anlamda,D’de “sözcük” sözcüğü “anlamı olan ses veya ses birliği” anlamında temel anlamda, E’de “bağ” sözcüğü “üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası” anlamında temel anlamda kullanılmıştır. CEVAP: A

Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde sözcükler yalnızca bir anlamda kullanılmaz. Yani bir sözcük birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir.
Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki sözcükler için her zaman mümkündür.
Yol çamur içindeydi.” Geçilen yer”—->Somut Anlam
Bunun başka bir    yolu yok mu?—–>yol/yöntem—-> Soyut Anlam
Çocuk camı kırdı. —->Somut Anlam
Beni siz kırdınız (üzmek) —->Soyut Anlam

Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu halde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan sözcüklerle adlandırılır.
Buna yakıştırmaca denir.
Uçağın kanadı
Masanın gözü
Ayakkabının burnu
Kapının kolu

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde temel anlamı somut olan bir sözcük, soyut anlamda kullanılmıştır?

A) Gençliğinde yaşadığı kötü deneyim, onun hayatını büsbütün lekelemişti.
B) Uğurlu sayısının yedi olduğunu söyledi.
C) Klavyenin tuşları aniden yerinden çıktı.
D) Çocuklar taştan taşa sıçrayarak oyun oynuyordu.
E) Altınpark’taki koşu parkının etrafına banklar konuldu.

ÇÖZÜM:  A’da “leke” sözcüğünün somut anlamı “Kirliliği gösteren iz” iken bu cümlede mecaz ve soyut anlamda “yüz kızartacak durum, namussuzluk, kara, şaibe” anlamında kullanılmıştır. CEVAP: A

2. Mecaz Anlam
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama denir.
Bir sözcüğün, gerçek anlamı dışında bir sözcüğün yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı zenginleştirmek söz konusudur.
Mecaz anlamda iki sözcük bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilir.

Seni şirketten aradılar.
Yukarıdaki cümlede “şirket” sözcüğünde ad aktarması vardır. Burada şirkette görevli birinin, örneğin sekreterin araması söz konusudur. Ama cümlede “şirketten” sözü ile genel söylenip, özel anlam anlatılmak istenmiştir

Ortalıkta savaş kokusu vardı.
Olaylara karşı kör ve sağırdır.
Dayısının koltuğunda yaşayıp gidiyordu.
Kanadını kırılmıştı oğlunu yitirince, Niyazi Amca.
Beğenildiğini anlayınca birden coştu Rıfkı da.
Onun ince sözlerini sen anlayamazsın, diyordu.
Kadının pişkinliğine bir anlam veremedik, hiçbirimiz.

Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler gerçek anlamının dışında benzetme amacı güdülmeden başka sözcüklerin yerine kullanılmıştır.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır:
a) Benzetme Yoluyla: Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır.
“Kurban olanı, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (Bebek)          (açık istiare)
K.benzetilen Benzetilen

b) Anlam İlgisi Yoluyla:Anlam ilgisi yoluyla yapılanlara mecaz-ı mürsel (ad aktarması) denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç – dış, parça –bütün, neden – sonuç, sanatçı – yapıt, yer – insan, yer – olay…….ilgileri söz konusudur.

Evi gelecek hafta taşıyoruz. (İç-Dış İlişkisi)
Sokağın ilk girişindeki apartmanda oturuyorum. (Bütün-Parça İlişkisi)
Düşük bir maaşla beş canı besliyor. (Somut-Soyut İlişki-si)
Takımı şampiyon olunca tüm Eskişehir bayram etti. (Yer– İnsan İlişkisi)
Batı’nın tavrını anlamak güç. (Avrupa ülkeleri)
Ayağını çıkar da gir (İç-Dış ilişkisi)
Eve haber verdin mi ? ( Yer-İnsan)
17 Ağustos unutulmamalı (M. Depremi ) ( Tarih-olay)

ÖRNEK SORU:

I. Mozart’ın müziği, hemen herkese seslenebilir bir nitelik taşımaktadır.
II. Batı müziğine en yabancı kulaklar bile Mozart’ı kolayca algılayabilir.
III. Mozart, birbirinden değerli ve güzel yapılarını, kısacık bir yaşama sığdırmıştır.
IV. Mozart’ın yaşamı ve yapıtları onu büyük bir ilginin odağı yapmıştır.
V. Siz de evinizde oturup Mozart’ı dinlemek istemez misiniz?

Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerin hangi ikisinde ad aktarması yapılmıştır?

A)I.-IV.         B)II.-IV.           C)III.- IV .          D)IV.- V           E)II.-V.

ÇÖZÜM:II.’de “kulaklar” sözcüğü ile V.’de “Mozart’ı dinlemek” sözünde ad aktarması yapılmıştır. CEVAP :E

3. Deyim Aktarması 
Deyim aktarması üç yollar yapılır :
1) İnsandan Doğaya:  İnsana ait özelliklerin doğadaki varlıklara aktarılması biçimidir ki teşhis (kişileştirme) sanatı bunun en güzel örneğidir.
Körfezdeki dalgın suya suya bir bak…
Bülbüller seni söyler, güller seni bekler
Gözü yaşlıydı bulutların sensizliğinde.

2) Doğadan İnsana:  Doğaya ait özelliklerin insan için kullanımıdır.
Paslanmış beyinlerle olmaz bu iş
Annem yine köpür
Babam birden kükredi

3) Doğadan Doğaya: Bir doğa varlığının özelliğini başka bir doğa varlığı için kullanımıdır.
Rüzgârlar ulurdu sabaha kadar (Köpek)
Bir aslan miyav dedi ( Kedi )
Minik fare kükredi ( Aslan )
Tren gara homurdanarak geldi ( Ayı / Domuz )

ÖRNEK SORU:

I. Sabahleyin, kıpkırmızı, bir yığın köz gibi güneş çıktı.
II.Mor kayalar terledi,
III.Uzaktan bakınca yağmur yağmış sanırdınız kayalara.
IV.Öğlene doğru ise buharlaşmayı izleyebilirdiniz.
V.Bu manzara, izleyen herkesi bir düş dünyasına  sürükleyecek kadar etkilidir.

Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde insana özgü kavramın doğadaki bir varlığa aktarılması söz konusudur?
A)I.               B)II .             C)III.               D)IV.                E)V.

ÇÖZÜM:  II.’de “Mor kayalar terledi.” cümlesinde insana özgü kavramın doğadaki bir varlığa aktarılmıştır.                   CEVAP : B

4. Duyu Aktarması 

Bir duyu alanına giren sözcüğü başka bir duyu alanıyla ilgili olarak kullanılmasıdır.
O ne sert bakış. (Dokunma – görme )
O ne tatlı sözdü. ( Tatma – işitme )
Tabloda sıcak renkler kullanılmış.(Dokunma-görme)
Yumuşak bir konuşmaydı onunkisi. (Dokunma- işitme)

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlenin hangisinde duyulararası bir aktarma yoktur?

A) Ağzından bal damlıyordu, hepimizi kendine hayran bırakmıştı,Niyazi Amca.
B) Onun yumuşak konuşması hepimizi etkilemişti.
C) Alnındaki çizgiler birden sertleşti , Babamın.
D) Gecenin karanlığında acı bir çığlık , sokağın  başından.
E) İçimizi aydınlatırdı ,annem sıcak gülüşüyle.

ÇÖZÜM: B ‘de “yumuşak” sözcüğü dokunma duyu alanına giren bir sözcükken “işitme” duyusuna, C ‘de “sertleşti” sözcüğü dokunma duyu alanına giren bir sözcükken “görme” duyusuna, D ‘de “acı” sözcüğü tatma duyu alanına giren bir sözcükken “işitme” duyusuna,E ‘de “sıcak” sözcüğü dokunma duyu alanına giren bir sözcükken “görme” duyusuna, aktarılmıştır. CEVAP : A

5. Terim Anlam
Bilim, sanat ya da meslek alanıyla ilgili bir kavramı karşılayan sözcüklere Terim denir. (Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır) “Özne, yüklem, ek, kök”, dil bilgisi; ”üçgen, daire, kare” terim anlamlı sözcüklerdir.
Matematik: Doğal sayılar, kare, polinom…
Tiyatro: Sahne, perde, kostüm…
Müzik: Nota, portre, sol anahtarı…
Coğrafya: Meridyen, ölçek, izohips, Dünya, boğaz…
Resim: Portre, palet, tuval…
Futbol: Taç, faul, gol…

NOT: Terimler halkın söz varlığında yer almaz; ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış sözcükler vardır.

Örnek:
“Budala” sözcüğü halkın söz arsında aptal, anlayışsız, sersem anlamalarıyla kullanılır ;fakat bu sözcük psikolojide belli bir zekâ seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
Ümit boğazı geçiyorduk o anda.
Ayağı olmayan göllerden biriydi Sapanca.
İsim kökleri öğrenildi bu derste.

Bir sözcüğün terim olup olmadığı kullanıldığı cümleye göre değişir.

» Camdan yansıyan ışık gözlerimi kamaştırdı. (Gerçek anlam)
» Sanatçımız, edebiyatımızın vazgeçilmez ışıklarından biridir. (Mecaz anlam)

ÖRNEK SORU:
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük terim anlam taşımaz?

A) Romanda anlatılan olaylar gerçeğe çok yakın verilmiş.

B) Nota bilgisi olmadan beste yapabileceğini düşünenler bile var

C) Kaleci kurtarışları kadar başarılı penaltı  vuruşlarıyla da tanınıyor

D) Elbiseleri özenle seçilmemiş bir oyundan başarı beklenemez.

E) Şiirin ölçüsü hakkındaki sözlerine katılıyorum ben

ÇÖZÜM:  A ‘da “roman” sözcüğü edebiyat, B ‘de “beste” sözcüğü müzik,C ‘de “penaltı” sözcüğü futbol,E ‘de “ölçü” sözcüğü edebiyat(şiir) alanında kullanılan özel anlamlı sözcükler(terimler)dir.  CEVAP : D

6. Argo Anlam
Yalnızca belli bir topluluk ya da meslek tarafından kul-lanılan özel sözcüklerden oluşan dildir argo.(Argo, dil içinde bir dil gibidir.)
Abdestini vermek: azarlamak
Aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmeme…

7. Soyut Anlamlı Sözcükler
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi ol-mayan, varlıkları inançla ve hisle bilinen kavram ve var-lıkları karşılayan sözcüklere soyut sözcükler denir; bu sözcüklerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir. (Hayal, melek, şeytan, sevgi, korku…)

ÖRNEK SORU:
Aşağıdakilerden hangisinde somut anlamlı bir sözcük soyut bir anlamı karşılamıştır?

A) Müşterisinin özenle seçtiği domatesleri tarttıktan sonra konuşmaya başladı.

B) Ağacı budamaktan, kökünü kesmeyi anlıyor galiba bahçıvanınız

C) Yepyeni bir bina nasıl oldu da bir depremde en önce göçüverdi?

D) Artık bu televizyon onarılamaz, sen en iyisi yeni bir televizyon almaya bak.

E) Eşyalarını da yanına alıp gidince o, içimde genişçe bir boşluk oluştu.

ÇÖZÜM:E ‘de “boşluk” sözcüğü somut anlamlı “boş olan yer“ anlamında bir sözcükken soyut olan“eksiklik, yoksun-luk duygusu” anlamını karşılamıştır CEVAP: E

8. Somut Anlamlı Sözcükler
Beş duyu organından biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan sözcüklere somut sözcük denir.
Bu sözcüklerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, kuş, kitap, su, masa, çiçek,yol, yürümek….
“Yazdıklarınızda kuru bir anlatım görülüyor.”
“Genç adam yıldızlara basa basa yürüyordu.

ÖRNEK SORU:
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soyut anlamlı bir kavramın somutlaştırılmasına örnek yoktur?

A) Her işe burnunu sokuyordu , komşusuz.
B) Şu günlerde eli çok darmış , amcamın.
C) Şu gülleri ona gönderirsem, kalbine girerim.
D) Çok kalın kafalısın, diye bağırmaya başladı.
E) Yaşadıklarını anlatmak en büyük tutkusuydu, ağabeyimin.

ÇÖZÜM: A‘da “burnunu sokuyordu” sözü , B‘de “eli çok darmış” sözü, C‘de “kalbine girerim” sözü, D‘de “kalın kafalısın” sözü soyut anlamlı bir kavramın somutlaştırılmasına örnektir. CEVAP: E

9. Genel ve Özel Anlamlı Sözcükler
Genel anlamlı sözcükler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan sözcüklerdir. Özel anlamlı sözcükler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.

NOT: Genel anlamlı sözcükler kullanıldığı cümleye göre özel anlam taşıyabilir.

Çocuk ailenin temelidir
Komşunun çocuğu çok yaramaz
Roman edebiyatımızda en sevilen bir türdür
Yaban çok güzel bir romandır

ÖRNEK SORU:
Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcüklerden hangisi daha genel anlamdadır?

A) Kitap geçen hafta 5. baskısını yaptı.
B) Montaigne’i okumak anlatılmak bir zevktir.
C) Bu öyküyü 1978’de sinemaya uyarladılar.
D) Yunus’un şiirleri evrensel duyguları yansıtır.
E) Roman, gerçeklerin kendisidir, her zaman.

ÇÖZÜM:  A‘da “kitap” sözcüğü , B‘de “Montaigne” sözcüğü, C‘de “öykü” sözcüğü, D‘de “şiir” sözcüğü özel anlamlı kullanılırken E’de “roman” genel anlamlı kullanılmıştır. CEVAP: E

10. Nitel ve Nicel Anlamlı Sözcükler
Ölçülebilen , sayılabilen anlamları karışılayan sözcükler nicel; ölçülemeyen , sayılamayan anlamları karşılayan sözcükler nitel anlamlıdır.
Kavramların sayılabilen, ölçülebilen, azalıp çoğalabilen özelliklerini gösteren sözcüklerdir, nicel anlamlı sözcükler.

Bu binadaki dairelerin oldukça geniş odaları var..
Ağacın uzun dallarını testereyle kestim.
Okul, yüksek binaların arasında kalmış.
Sırtında ağır bir çantayla güç bela yürüyordu.
İşyerime yakın bir ev satın almak istiyorum

Varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren; sayıla-mayan, ölçülemeyen bir değeri, özelliği ifade eden söz-cükler,“nitel anlamlı sözcükler” dir.

Ekşi yoğurdu ayran yaparak değerlendirebilirsin.
Annemin lezzetli yemekleri burnumda tütüyor.
Güleç yüzüyle çevresine neşe saçıyordu.
Cimri insanların kimseye hayrı dokunmaz.

Büyük meydanda büyük sözler söylendi.
(Nicel)                  (Nitel)

ÖRNEK SORU :

Aşağıda altı çizili sözcüklerden hangisi söze “nicelik – miktar” anlamı katmamıştır?

A) Çok söz hayvan yüküdür,derdi bu durumlarda  dedem her zaman
B) Böyle hafif bir davranışı kimse sizin kardeşinizden beklemiyordu.
C) Otobüs kalkalı epey oldu, diye kendi kendine  konuşuyordu Niyazi.
D) Az zamanda büyük işler başardığını her konuşmasının başında mutlaka söylerdi.
E) O tür işlerle fazla ilgilenmemesi onun bu durumlara sıcak bakmadığı anlamına gelmez.

ÇÖZÜM: A‘da “çok” sözcüğü , C‘de “epey” sözcüğü, D‘de “az” sözcüğü, E‘de “fazla” sözcüğü “nicelik –miktar” anlamı katmış; B’de “hafif” sözcüğü mecaz anlamlı kullanıldığı için “nicelik – miktar” anlamı katmamıştır. CEVAP:B

SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ

1. Eş Anlamlı Sözcükler
Yazılış ve okunuş bakımından farklı; fakat anlamca aynı olan sözcüklerdir. Bu tür sözcükler birbirlerinin yerini tuta-bilir.(Anlamdaş sözcüklerin birisi genelde yabancı kökenlidir)

Örnek:
Cevap – yanıt, medeniyet – uygarlık, imkân – olanak, acele – ivedi, yoksul – fakir, sınav – imtihan, öğrenci – talebe, kelime – sözcük, siyah – kara , kalp – yürek – gönül, ileti – mesaj ,özgün – orijinal , dil – lisan ,bellek – hafıza , uygarlık – medeniyet , al – kırmızı , misafir – ko-nuk ,fiil – eylem ,belgegeçer – faks , ilginç – enteresan …

NOT: Kimi durumlarda anlamdaş sözcükler birbirinin yerini tutamaz: “ kara talih” söz öbeğinde “kara” sözcüğünün yerine “ siyah” sözcüğünü kullanamazsınız. Çünkü iki sözcüğün, kökeni ne olursa olsun, anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

Türkçe sözcükler arasında da eş anlamlılık olabilir :
Deprem –yer sarsıntısı

ÖRNEK SORU:

“Kardeşinizin dünyadan haberi yok anlaşılan.” cümlesindeki “haber” sözcüğünün eş anlamlısını içeren cümle aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bilimden, sanattan haberi yok şimdiki gençlerin.
B) Haberi alan buraya koşuyor iki gündür.
C) Bugün günlük haberleri dinleyemedim bir türlü.
D) Ona söyletin,bu haberi herkese duyurun.
E) Olanlardan kimsenin haberi yok,diye söze başladı.

ÇÖZÜM:Soru cümlesinde kullanılan “haber” söcüğü ile A‘da kulanılan “haber” sözcüğü cümleye “bilgisi olmamak, ilgilenmemek” anlamı katmıştır. CEVAP: A

ÖRNEK SORU:

Aşağıdakilerin hangisinde “bağlamak” sözcüğünün anlamıyla kullanımı birbirine uymamaktadır?

A) Bir şeye karsı ilgi, istek uyandırmak: Kardeşim, ne yapsak da seni bu eve bağlayabilsek acaba?
B) Başka bir isle uğraşamaz olmak, başka şeye vakit ayıramamak: Bu is beni bağladı.
C) Oluşmak, meydana gelmek, tutmak: Lambanın şişesi is bağlamış.
D) Ayırmak, tahsis etmek: Yaşlı kadına sonunda aylık bağladılar.
E) Gönlünü kazanmak: Bu sözler bizi bağlamamalı.

ÇÖZÜM: A,B,C,D’deki açıklamalar ile kullanımlar birbirine uymakta, E’deki açıklamayla kullanım birbirine uymamaktadır.  CEVAP: E

SORU:

Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili söz, anlamca ötekilerden farklıdır?

A) Niyazi çok çalışıyor; ancak istediği sonuca bir türlü  ulaşamıyordu.
B) Sizi operanın önünde bekleyeceğiz; yalnız çok gecikmeyin.
C) Haftalar geçiyordu; lakin Haşmet’ten bir haber alamıyorduk.
D) Çocukları sevelim; çünkü onlar geleceğimizdir.
E) Geçen hafta izne ayrıldım; ne var ki tatile gideceğim yeri hâlâ belirleyemedim.

ÇÖZÜM: “ancak”,”yalnız”,”lakin”,”ne var ki” sözleri kullanıldıkları cümlelere aynı anlamı katmış,kullanıldıkları cümleleri karşıtlık,koşul ilgisiyle birbirne bağlamış; D’deki “çünkü” sözü kullanıldığı cümleye gerekçe, açıklama anlamı katmıştır.  CEVAP: D

2. Yakın Anlamlı Sözcükler
Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründü-ğü halde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani arala-rında anlam ayrıntısı bulunan sözcüklerdir. Bunlar çoğun-luklar Türkçe sözcüklerdir:
Bezmek – bıkmak – usanmak, dilemek – istemek, söyle-mek – demek – konuşmak, eş – dost, hısım –akraba, basmak – çiğnemek – ezmek , tutmak – yakalamak , kor-kak – çekingen ,saçmak – dağıtmak ,dargın – küskün – kırgın , tanıdık – bildik…

Sergül sana küsmüş. (Kesinlik ve aşırılık)
Ayhan da sana kırılmış. (Esneklik, hatta hoşgörü)
Ben sorunla başa çıkarım. (Baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (Candan)
Çiçeklere basmak. – Çiçekleri çiğnemek. – Çiçekleri ezmek.

3. Zıt Anlamlı Sözcükler
Anlamca birbirinin karşıtı olan sözcüklerdir.
Kara – ak, iyi – kötü, gelmek – gitmek,, uzak – yakın bulanık – berrak , kirli – temiz , ileri – geri , güzel – çirkin , iç – dış, soğuk – sıcak, sık – seyrek , iyimser – kötümser , inmek – çıkmak , sağ – sol , zengin – fakir, susmak – konuşmak,  güzel, çirkin…

Sözcüklerin zıt anlamlıları kullanıldığı cümleye göre değişir:
Sağlam domates –çürük(ezik) domates
Sağlam radyo – bozuk radyo

* Olumsuzluklar zıt anlam oluşturmaz:
Olmak – olmamak

NOT: İki sözcüğün, kökeni ne olursa olsun, anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Örneğin, siyah ile beyaz ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olamayan anlamındaki “ağır“ sözcüğünün ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de temel anlamda kullanılması gerekir.

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde karşıt anlamlı sözcükler kullanılmamıştır?

A) Sana çirkin dediler düşmanı oldum güzelin.
B) Yaşlı insanları görünce gençliğimin kıymetini daha iyi anlar oldum.
C) Kışın soğuğunu yaşadıkça yazın sıcağını arar oldum.
D) Uzun zamandır arıyorum ama istediğim gibi bir ev bulamadım.
E) Ağlarım hatırıma geldikçe gülüştüklerimiz.

ÇÖZÜM: A‘da “çirkin-güzel” sözcükleri , B‘de “yaşlı-genç” sözcükleri, C‘de “kış-yaz” sözcükleri, E‘de “ağlamak-gülüşmek” sözcük-leri “karşıt” anlamlı kullanılmış; D’ de “karşıt” anlamlı sözcüğe yer verilmemiştir. CEVAP:D

4. Eş Sesli Sözcükler
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu halde anlamları farklı olan sözcüklerdir. Bunlar yalın halde olabildikleri gibi ek almış halde de olabilirler.(Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı uyak yapılır)

Bu gül çok güzel kokuyor. (Çiçek)
Ne olur sen de gül artık. (Gülmek)
Bu yolu takip etmemiz gerek. (yol: Bir yerden bir yere ulaşmak için üzerinde yürüdüğümüz yer)
Kardeşimle birlikte bahçedeki otları yolduk. (yolmak: Çekip koparmak)

NOT: Ek almış sözcüklerle, ek almış ve almamış sözcükler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir

Neden kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden ayrılmam
Götürseler asmaya
* Cinaslı uyak oluşturan sözcükler de sesteş olarak kabul edilir.

NOT: “hala” ve “halâ”, “kar” ve “kar”, “adet” ve “âdet” sözcükleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır

ÖRNEK SORU:
Aşağıda dizelerde, altı çizili hangi sözcüğün “sesteş”i yoktur?

A)Mor menekşe boynun eğmiş.

B) Sandım kan damlamış karın üstüne.

C) Dere boyu saz

D) Gül açılır yaz

E) Şimdi yan gönlüm, her şeye katlan gönlüm.

ÇÖZÜM: B‘de “kan(ad)-kanmak(eylem)” sözcüğü , C‘de “saz (müzik aleti)-saz( kamış türü)” sözcüğü, D‘de “yaz (mevsim)-yazmak(eylem)” sözcüğü, E‘de “yan(yön)-yanmak(eylem)” sözcüğü sesteş olarak kullanılmıştır.
CEVAP:A

Anlam Genişlemesi: Bir sözcüğün zamanla yeni anlamları içine almasıdır:
Eskiden “mal” sözcüğü yalnızca büyükbaş hayvanlar için kullanırken günümüzde “para karşılığı elde edilen kazanımlar” anlamındadır.

Anlam Daralması: Bir sözcüğün zamanla bazı anlamlarını kaybetmesidir:
”Oğul” sözcüğünün önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

Anlam İyileşmesi: Bir sözcüğün zamanla kötü anlamının iyi olmasıdır:
“Kötü” anlamındaki yavuz sözcüğünün artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.

Anlam Kötüleşmesi: Bir sözcüğün zamanla iyi anlamının kötü olmasıdır:
“Canlı” anlamındaki canavar sözcüğünün artık “yırtıcı yaratık” anlamında kullanılması, “yosma” ve “herif” sözcüğündeki anlam değişmesi gibi

                                   SÖZ ÖBEKLERİ

1.İkilemeler
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı sözcüğün, yakın anlamlı sözcüklerin veya zıt an-lamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşan sözcük öbeğidir.
Ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, adım adım, yavaş yavaş,…

Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: Doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Eş Anlamlı: Kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…
c) Zıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç,…
d) Aynı Sözcüğün Yinelenmesi: Duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş,…
e) Yansımalarla: Çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl…
f) Biri Anlamlı Diğeri Anlamsız Sözcüklerle: Diğeri eğri büğrü, eski püskü
g) Tek Başına Anlamı Olmayan Sözcüklerle: Eciş bü-cüş, ıvır zıvır, abur cubur…
h) Ses Olayı Yoluyla: İyi miyi,tavuk mavuk,….

NOT: İkilemelerin arasında hiçbir noktalama işareti konulamaz,kalıplaşmadığı sürece ayrı yazılır:

Gitgide kayboluyordu tren gözden.

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerde kullanılan ikilemelerden hangisi anlamsal kuruluşu yönünden ötekilerden farklıdır?

A) Sağ salim köye varabilmiştik sonunda
B) Müzik birdenbire sustu, ortalıkta ses seda yoktu.
C) Btitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi vardı Sevinç Hanım’ın..
D) İrili ufaklı taşlar topladı,deniz kenarından.
E) Güçlü kuvvetli bir gençti Alperen de.

ÇÖZÜM: A,B,C,E seçeneklerindeki ikilemeler eşanlamlı sözcüklerle oluşmuşken D seçeneğinde yer alan “İrili ufaklı” ikilemesi zıt anlamlı sözcüklerle oluşmuştur. CEVAP:D

2.Yansımalar
Doğaya, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu oryaya çıkan sözcük grupla-rıdır.
Pat, çat, hışır hışır, tık, tak, şıkır şıkır, miyav, hav,

ÖRNEK SORU:

Aşağıda cümlelerin hangisinde yansıma sözcüğe yer verilmemiştir?

A) Hüp diye bir ses çıkarırdı çay içerken.
B) Kadın,tıngır mıngır sallıyordu beşiği.
C) Pencerenin kenarında Kuşlar ötüşüyor.
D) Birden gök gürlemeye başlamıştı,o anda
E) Kapının gıcırtısıyla ürpermiştik biz iki küçük çocuk.

ÇÖZÜM: A‘da “hüp” sözcüğü ,B‘de “tıngır mıngır” ikilemesi, D‘ de “gür” sözcüğü, E‘de “gıcırtı” sözcüğü doğadaki varlıkların çıkardığı selerin taklidi olan yansıma sözcükler olarak kullanılmıştır. CEVAP:C

3.Dolaylama
Bir sözcükle anlatılabilecek bir sözcüğü, birden fazla sözcükle anlatmaya dolaylama denir
Yavru vatan: Kıbrıs
Büyük kurtarıcı: Atatürk
Türkiye’nin kalbi: Ankara
Derya kuzuları:Balık
Gönüller sultanı:Mevlana

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerden hangisinde dolaylama yapılmıştır?

A) Sobayı hemen yakıp, yemeği ocağa koydu.
B) On iki dev adam Türkiye’yi çok iyi temsil etmişti.
C) Topu filelere gönderirken mutluluktan uçuyordu.
D) En son, geçen yıl onunla yine bu fuarda görüşmüştü.
E) Sonuçta, yapıtlarının sürükleyiciliğini evrensel temalarla sağlıyor.

ÇÖZÜM: B‘de “on iki dev adam” sözü “basketbocular” sözcüğünün yerine kullanıldığı için dolaylama yapılmıştır.
CEVAP:B

4.Güzel Adlandırma
Dolaylamanın anlamda daha güzeli yakalayabilmesi biçiminde olanıdır.
“Verem” sözcüğünün dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık”, “kör” sözcüğünün yerine “görme özürlü” ya da “görme engelli”,”kel “” sözcüğünün yerine “tarama özürlü” ya da “tarama engelli” kullanılması gibi.

5. Atasözleri
Çok önceleri söylenmiş olup dilden dile, nesilden nesile geçerek günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, atalarımızın yaşam deneyimlerini yansıtan ve ulusun ortak malı haline gelmiş olan kalıplaşmış sözleridir.
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

Özellikleri:
 Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlarıyla dahi değiştirilemez
 Bilgi ve öğüt verme amacı taşır.
 Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler.
 Genellikle mecaz anlamlıdır. (Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.)
 Kimi atasözlerinde geçen sözcükler ise gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır. (Son pişmanlık fayda vermez.)
 Deneyim ve gözlemlere dayanırlar, bazen adet ve gelenekleri ifade ederler.
 İnsanları ilgilendiren sözlerdir. (Konusu insandır.)
 Anonimdir ve edebi tür özelliği gösterir.
 Genel bir yargı bildirir. Genellikle cümle biçimindedirler; ancak öykücük biçiminde olanları da vardır:
Deveye sormuşlar:” Neden boynun eğri?”
O da “Nerem doğru ki?“ demiş.

Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur
Böyle gelmiş, böyle gider
Vakitsiz açılan gül çabuk solar……….

ÖRNEK SORU :
“Atasözleri içinde anlamları birbirine aykırı olanlar vardır”

Buna göre aşağıdaki atasözlerinden ikişerli gruplar oluşturulursa, hangisi dışta kalır?

A) Bedava sirke baldan tatlıdır.
B) Öfke baldan tatlıdır.
C) Kardeşten karın yakın.
D) Keskin sirke küpüne zararlıdır.
E) Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş.

ÇÖZÜM:  “Öfke baldan tatlıdır.” ile “Keskin sirke küpüne zararlıdır.” bir grup; “Kardeşten karın yakın.” İle “Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş” bir grup oluşturmuştur. “Bedava sirke baldan tatlıdır.” Atasözü dışarıda kalmıştır. CEVAP:A

6. Deyimler
Bazen bir olay veya durumu ifade etmek için, o olay ya da durumu birebir karşılayacak sözcükler kullanmayız da; çağrışım yaptıracak söz grupları kullanırız. Bunu da anlatımımıza sanat ve akıcılık kazandırmak için yaparız.
Örneğin: Bir insanın telaşlı olduğunu anlatmak için “telaşlıdır” demeyiz de “Etekleri tutuşuyor” sözünü kullanırız; ama herkes bu kişinin telaşlı olduğunu anlar.

En az iki sözcüğün kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Sözcüklerden bir veya her ikisi anlam kaybına uğrar. (Gözden düşmek, göze girmek, göze batmak, ateş almak….)
Haşmet de ağzı açık beni dinliyordu
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu
Kardeşimin de iyice çenesi düştü

Deyimlerin Özellikleri:
 Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka söz-cükler konulamaz.(“Tüyleri diken diken olmak” yerine “kılları diken diken olmak” denemez)
 Anonimdir
 Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatılar. ( “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözülmek”)
 Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.(Kalp kırmak)
 Birden fazla sözcükten oluşan, hatta cümle halinde olan deyimler de vardır (Taşı gediğine koymak, işler böyle giderse hapı yutarız)
 Bazı deyimler sözlük anlamlarıyla da uzak yakın bir ilişki taşırlar. (Etekleri zil çalmak)
 Ya sözcük öbeği ve mastar şeklinde olurlar (dara düşmek, göze girmek, ağzı kulaklarına varmak,…) ya da cümle bi-çiminde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara ya da öykücüklere dayanır. (Ne şiş yansın ne kebap, Atı alan Üs-küdar’ı geçti, Dam üstünde sak-sağan, vur beline kazmayı,…)
 Deyimler özel anlamlı sözlerdir.
 Genel yargı bildirmezler (Söz öbeği biçimindedir)
 Bir kavramı, bir durumu belirtmek için kullanılan sözlerdir.
 Öğüt vermezler.
 Deyimlerin çoğunda sözcükler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. (Çantada keklik, devrede kulak, hapı yutmak, ağzı açık, kulağı, delik, abayı yakmak, …)

 Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır:
Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, âdet yerini bulsun, Allah bana ben de sana,yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun, …
 Deyimler genellikle iş, oluş, hareket yani bir fiili bildirirler ve fiil gibi çekimlenebilirler.(Kalbimi kırıyorsunuz), (ninemin kalbini kırdık anlaşılan),(kimsenin kalbini kırmamalısınız)
 Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir
Sevincinden ağzı kulaklarına varıyordu. (yüklem),
Aslan payı yine Rıfkı’ya düştü.
(Özne, isim tamlaması)
 Uyaklı deyimler de vardır.
Sakla samanı,gelir zamanı.

ÖRNEK SORU:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili deyim “aynı kişiden sürekli söz etmek” anlamında kullanılmamıştır?

A) Seni çok seviyor, adını dilinden düşürmüyor.
B) Bu makinenin dilinden anlayan var mı?
C) Son başarısından sonra dilim tutuldu.
D) Size dilimin döndüğü kadar anlattım.
E) Bu işi de yapmazsan dilimden kurtulamazsın.

ÇÖZÜM:  “Dilinden anlamak” deyimi “iyi tanımak,özelliğini bilmek” , “dili tutulmak” deyimi “Herhangi bir neden dolayı söz söyleyemez duruma gelmek”, ”dili dönmek” deyimi “Bir sözü doğru ve düzgün söylemeyi becerebilmek, yanlışsız konuşabilmek”, ” dilinden kurtulamamak” deyimi “Yaptığı bir kabahatten ötürü sürekli olarak,bir kimsenin sitem,eleştiri ve sataşmalarına uğramak” anlamıda; “Dilinden düşürmemek” deyimi “aynı kişiden sürekli söz etmek” anlamındadır.        CEVAP:A

7. Özdeyiş (Vecize)
Özdeyişler, ünlü kişilerin, devlet adamlarının, sanatçıların söylemiş oldukları kısa; fakat anlamca zengin olan sözler-dir.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” (Atatürk)
“Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar”
(Hz.Mevlana)

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like